helalderman

YEDİKLERİN KADAR DOĞALSIN…

Archive for Mayıs 2010

Yine doktorların olmaz dediğinin olduğu,gerçek bir hikaye!

Posted by helalderman 31 Mayıs 2010


Yazının devamını oku »

Reklamlar

Posted in DOĞAL DOĞUM HİKAYELERİ | Etiketler: | 2 Comments »

Ekmeğimizin içindeki katkı maddeleri

Posted by helalderman 30 Mayıs 2010


Bizi biz yapan yaşam tarzımızda, ekmeğimiz de bugünkülerden çok farklı idi ve yaşamımızda saygın ve önemli bir yeri vardı. Bir zamanlar, içinde un, su ve tuzdan başka hiçbir katkı maddesi içermeyen mayalı ekmeklerimiz vardı… Tandırda pişirilen tandır ekmeklerimiz vardı… Bazlamalarımız vardı… Saçlarda pişirilip bütün kış boyunca hafif nemlendirildikten sonra yediğimiz yufka ekmeklerimiz vardı…

Bunların çoğunu şehirlerimizde yaşarken başımıza musallat edilen modern hayat uğruna kaybettik. Şimdilerde Anadolu muzun birçok yörelerinde köy ve kasabalarında bu ekmekleri yapan şanslı aileler az da olsa bulunmaktadır.

Her şeyimizi batıdan ithal etmeye başladığımızdan beri bu en temel gıda maddemiz olan ekmek de değişikliğe uğratıldı. Balon gibi şişirilmiş, içi kof, tadı lezzeti kalmamış, ekmek görüntüsü verilmeye çalışılmış bir garip nesne oluvermiş.

İşte adı ekmek olan bu garip nesneyi üretmek için biz diyelim on, siz deyin yirmi çeşit, kökenleri hakkında bilgimiz olmayan ve bize bilgi verilmeyen katkı maddesi ilave ediliyor artık. Bu katkı maddelerinin tüketiciye faydası olmadığı gibi üstelik zararı olabiliyor.

Katılma Nedenleri: Hamurun asidini arttırmak, Bayatlamayı geciktirmek, Ekmek hatalarını ve hastalıklarını düzeltmek, Su kaldırma oranını yükseltmek, Hacim artışı sağlamak, un rekoltesini yükseltmek vs gibi amaçlar için kullanılmaktadırlar

Bugünkü Katkılı Ekmek Ürünlerinde Kullanılabilen Katkı Maddeleri:
Enzimler, E 300 Askorbik Asit(C vitamini), Bitkisel Yağlar, Emülgatörler(E 471-E477 Mono- ve digliseridler ve modifiye edilmiş formları), E 282 kalsiyum propiyonat, E 281 sodyum propiyonat, E 262 Sodyum diasetat, sirke, E 260 asetik asit, E 280 propiyonik asit, E 202 potasyum sorbat, E 200 sorbik asit, E 202 potasyum sorbat ve E 203 kalsiyum sorbat, E 283 potasyum sorbat, Şekerler (Sakaroz,Maltoz,Früktoz,glikoz), E170 kalsiyum karbonat, E332 Potasyum nitrat, E481 Sodyum sterol-2-laktilat,E422 Gliserol (gliserin)
“Ayrıca, Daha beyaz görünen un elde etmek için, E928 benzoil peroksit ve E924 potasyum bromat gibi kanserojen ve alerjik maddeler beyazlatıcı olarak, E920 Sistain gibi insan saçından ve domuz kılından üretilen ve hacım artırıcı olarak kullanılan katkı maddeleri de söz konusudur.”

Bu Katkı Maddelerinin açılımı ise şöyle:
E170 kalsiyum karbonat: Hem renklendirici hem mineral tuz; kaya minerali veya kemikten elde edilir; diş macunu, beyaz boya, temizleme tozları, bisküvi, ekmek, kek, dondurma, dondurulmuş konserve sebze ve meyvede ve ilaçlarda kullanılır; yüksek dozlarda zehirlidir; safra, böbrek taşı, hemoroit, kabızlık ve fistül kanamalarına sebep olabilir. Ayrıca kemikten elde edilmesi ihtimali bu katkı maddesini en azından şüpheli hale getirir.

E 471-E477 Mono- ve digliseridler ve modifiye edilmiş formları: Homojenleştirici .Bitkisel ve hayvani kökenli olabilir.Bitkisel kökenden türetilirse, helâldir. Hayvani unsurlardan türetilirse, şüphe arzeder. Eğer, eti helâl ve kesimi islâmi usulle yapılmış hayvani yağlardan türetilmiş ise helâl kabul edilir. Aksi halde haram olur.

E 280 propiyonik asit, E 281 sodyum propiyonat, E 282 kalsiyum propiyonat, E 283 potasyum sorbat: Koruyucu olarak kullanılır. Migren ağrılarına sebep olabilir; doğal olarak mayalanmış gıdalarda, insan teri ve geviş getirenlerin sindirim organlarında bulunur, ayrıca suni olarak etilen, karbon monoksit, propiyonaldehit, doğal gaz, mayalanmış kağıt hamuru veya çürümüş lif bakterisinden elde edilir; yaygın olarak ekmek ve un mamullerinde kullanılır

E 200 sorbik asit, E 202 potasyum sorbat: Koruyucu olarak kullanılır. Bitkisel kökenlidir. Ciltte kaşıntıya sebep olabilir

E420 sorbitol: Kıvam artırıcı,suni tatlandırıcı ve nem tutucu; etli ve zarlı kabuksuz meyvelerden veya sentetik olarak glikozdan elde edilir; gıda,ilaç ve kozmetiklerde kullanılır.Bebek ve küçük çocuk gıdalarında kullanmak yasaktır.

E422 Gliserol (gliserin): Kıvam artırıcı,tatlandırıcı ve nem tutucu, yağlı renksiz alkol;hayvansal veya bitkisel yağların alkalilerle ayrışması sonucu elde edilir; petrol ürünlerinden ve bazen propilenden sentetik olarak veya şekerden mayalanarak da elde edilir; büyük miktarlar baş ağrısı, susuzluk, bulantı ve yüksek kan şekerine sebep olabilir. Hayvan kökenli olması ihtimali göz önünde tutulmalıdır.

E920 Sistain: Un işleme ajanı. İnsan saçı, başta domuz olmak üzere hayvan kılı ve tavuk tüyünden elde edilir

E924 potasyum bromat: Un işleme ajanı.Büyük miktarlarda bulantı, kusma, diyare ve sancılara neden olabilir.

E928 benzoil peroksit: Un işleme ajanı. unun beyazlaması için kullanılır. Alerjik geçmişi olanlar sakınmalıdır.

Buraya kadar, piyasada ekmek üretiminde yaygın olarak kullanılan katkı maddeleri ile ilgili alıntıladığımız bilgileri sunduk. Halbuki, görüldüğü gibi, bu katkı maddeleri hayvan kökenli olabildikleri gibi, migrenden, alerjiye hatta kansere kadar birçok rahatsızlıklar oluşturabilen maddelerdir. Uygulamada ise bu katkı maddeleri bu isimleri ile değil ticari isimleri ile alınır satılır ve kullanılır. Örnek vermek gerekirse, S500, Soft’r, Acti-Plus, Hydra, Joker, Pantera vs gibi ticari isimlerle satılan bu ürünlerin içerikleri incelendiği zaman bir çok katkı maddesini kombine ettiği görülür.Kullanıcı firma bu maddelerin içerikleri ile de pek ilgilenmez. Ayrıca fırınlarda bu katkı maddelerini hamura katacak eğitilmiş elemanların yetersizliği sebebi ile ekseriya limit aşımı tehlikesi de söz konusu olmaktadır.

Bugün, Üretici ve satıcı istekleri, gıdanın ilk günkü tazeliğini koruyacak şekilde, gıdaların raf ömrünün artırılması yönünde olmaktadır. Buna karşılık gıdanın raf ömrünü artırmak amacıyla ürünlere ilave edilen katkı maddelerine karşı ise kimi tüketicilerin gittikçe artan haklı çekinceleri bulunmaktadır. Ancak ister paketli olsun, ister paketsiz satılsın çoğu ekmeklerde kullanılan katkı maddelerinin detay bilgileri yer almamaktadır. Bu da tüketiciyi zor durumda bırakmaktadır. Halbuki etiket bilgileri hem yasal olarak, hem etik olarak tüketicinin en tabii hakkı olmak zorundadır. Ancak, bu sonuçta tüketicinin bilinçsizliği ve ilgisizliği, üreticinin bencilliği ve resmi kurumların denetimsizliği müştereken rol oynamaktadır.

Peki ne yapacağız?
Güvendiğimiz Market veya Fırından Katkısız Ekmek İsteyelim

“Tarım ve Köy işleri Bakanlığının yeni tebliğinde Ekmeğe, herhangi bir katkı maddesi katılmaz ise etiket üzerinde ekmek adı ile birlikte “katkısız” ifadesi kullanılır.” şeklinde bir düzenleme getirmiştir. O halde öncelikle çevremizde katkısız ekmek üreten fırınları araştırmalıyız. Bulduktan sonra iyice sorgulamalıyız. Çünkü maalesef ülkemizde üreticilerden doğru bilgi almak ekseriya zor olmaktadır. İyice emin olduktan sonra katkısız ekmek tüketmeliyiz.

Ekmeğimizi Ekmek Makinesinde Kendimiz yapalım

Artık, evde ekmek yapmak ta çok kolaylaştı. Birçok firmalar bu maksat için çeşit çeşit modeller geliştirmişler. 100 ila 300 TL arasında piyasada satılıyor. Böyle bir cihaz sahibi olduktan sonra evinizde çeşit çeşit ekmek yapmak zor olmaktan çıkmıştır.

Sağlıklı nesillerimiz için Gereken Özeni göstermenizi rica ederiz. AKİFOĞLU UNDAN ALINTIDIR.

Posted in HAZIR GIDADA KATKI MADDELERİ | Etiketler: , , , | 1 Comment »

RABBİM OL DEDİMİ OLDURANDIR!

Posted by helalderman 30 Mayıs 2010



—ilk modern tıpla yaşadığımız doğumumuz—ilk bebeğimize 41 haftalıkken kdz.ereğli anadoğu hastanesinde dr.hülya karadeniz ömer çatı darlığı tespiti koyarak sezeryan kararı verdi,0 kadar ağladımki anlatamam…Bana sarılıp”bişey olmaz ben bile sezeryan yaptım nolacak”dedi..suni sancıyı bile tercih etmiştim artık ama bana”alırız  seni masaya, kanaman olur ordan ameliyata derken çok kan kaybı yaşarsın,yada bebek kakasını yutar, boynuna kordon dolanır mazallah vs vs..”birsürü riski sıralamıştı- o kadar araştırmama rağmen bir çıkar yol bulamadım .Normalde ilaç bile kullanmayan ben sezeryan oldum; uyanıktım ama inanın hiç bir şey anlamadım,bebek ağladı bir anda o kadar! Hastanede yaşadıklarımız hepsinden beterdi; özel hastahane olmasına rağmen oda o kadar çok sıcaktı ki. ilk gün bişey olmadı ama bebeği sürekli aldılar yanımızdan ayağına jilet atıp kan alıyorlardı tahliller tahliller vs.Ondan sonra 4 kilo doğan bebeğimiz normalde %10 kilo kaybına uğrandığı halde daha 350 gr vermişken çocuk doktoru tarafınfan beslenemiyor denilerek beslenme serumuna bağlandı,ayaklarını birbirine vurup itikliyordu serum iğnesini gözümün önünde yavrucak.Akşama nöbetçi dr anneden besleniyorsa seruma gerek yok dedi  ve çıkarıldı allah ondan razı olsun.Ayrıca mamada önerildi kullanın diye ama kıyamadım kızıma ve kullanmadım.Bebek altını 5 kez ıslatıyorsa doyuyor olduğunu öğrendim ve mamayı eczaneye geri iade ettim.15 günlükken kolik başladı kızımda akşam 6 da susmak bilmiyordu o kadar çaresizdim ki yine aynı çocuk doktoru anadolu hast.çocuk dr.aylin dizdar fitil kullanın dedi ama bitmiyordu bu ağlama nöbetleri, hergün aynı mesele tekrarlıyordu ve annem arayıp çocuğun sağlığını bozacaksınız dedi.Ben fitili bıraktım,saat 6 olunca bebeği omzuma doğru yatırıp ayaklarını içe büktüm ve ninniler söyledim,nazladım falan bu arada kalça kasları gevşesin diyede elimle sıkıp gevşetiyordum bebeğim o günden sonra rahatladı,kasılmıştı aslında stresten  tek mesele buydu, birde zeytin yağı içirmek(1 ç.k) işimi iyice kolaylaştırdı bağırsaklarını rahatlatıyordu,bunun için zinko denen bir ilaçta satılıyor eczanede onuda denedim ama en güzeli nerden alındığı belli olan işlenmemiş hakiki zeytin yağı….

—ikinci bebeğimizin doğum hikayesi—

Doğum tarihini 21 aralık olarak hesaplasakta,doktorumuz hülya karadeniz ömer ultrasyondan hesap yapıp 6 aralık demişti doğum tarihimize. son ana kadar bekledik  ve 8 aralıkta önce devlet hastanesine kontrole gittim ebeler belki farklı bir yaklaşımda ve açıklamada bulunur diye!Ama seher isimli ebe bana sert davranarak yırtık olur,olmaz ne demek normal doğum diye çıkıştı,hele doğum dr cavidan hanım  arkasını dönüp giderken mahalle kadınları gibi ” yırtılırsın,ortadan ikiye  ayrılırsın ameliyat yerinden de görürsün!! diye laflar savuruyordu.bırakın benim haklı veya haksız olmamı hamile bir kadınla böyle konuşmak hele devlet hastanesinde böyle davranıp muayenehanesindeki kibarlığını görürseniz benim ne derece haklı olduğumu ve sinirlendiğimi anlarsınız..Neyse kdz.ereğlideki anadolu hastanesine dr’umuzun yanına gittik bana geç kaldığımı bebeğin 38  haftalıkken alınması gerekli olduğunu söyledi ama ısrarlarımızı sonucunda 1 hafta daha ileri attık tarihi.Bana ”reptür(eski kesi  yerinde yırtık)olur yazık olur sana,acıyorum falan”dedi;ama sezeryan eğer kurtarma ameliyatı olarak önümüzdeyse öylede olmalıydı ve 2. bebeğimde en azından annelik duygularını yaşamak istiyordum bunu kendisinede belirttim.

Ve nihayet 1 hafta geçmişti ama bende tık yoktu,eşimi doktora yolayarak sancıları beklemek istediğimizi en azından annelik hormonlarınıın yayılmasına kadar süre tanınmasını istediğmizden bahsettik(bu arad ben gitmedim çünkü azarlamasından ve korkular hastalığına bulaşmaktan uzak kalmak istedim).Yine bizim için üzüldüğünü söyledi ama sancılarla gelirsem sabaha kadar bekleteceğinide ilave etti,sonradan aklıma şu geldi madem sancılar için suni sancı uyguluyorlardı o zaman oksitosin içeren allahın yarattığı bir besinde olmalı diye düşündüm!Ve googleden arattım inanamayacaksınız karşıma hurma çıktı ertesi gün hormonsuz olan ecve hurmalarından aldık sabah akşam açken 7  tane yedim bu arada zon hurması denen bir hurma vardı çarşıda gezerken onuda aldık ve 20 tane kadarda ondan yedim evettt o akşam doğumun ilk belirtileri ortaya çıktı bu arada hurma yemeye devam etim 2 gün sonra su kesesi patladı ve sancılar gelmeye başladı (aydın salih’in sancılardan başladıktan sonra  sancıyı arttıran ilaçlarını yapıp ara ara içtim)ama çok az az geliyordu 2 gün daha gündüz sancılar çektim ama gece uyuyunca geçiyordu yada az olduğundan ben hissetmiyordum 3. gün akşama doğru olan oldu sancılar sıklaşmaya başladı, ist anlaştığımız ebe gelemedi eşine telefonla ulaşamadığı için burada oturan tanıdık bir köy ebesini çağırdık oda yok yapamam ben korkuyorum vs demeye başladı ve korkuttu bizi.Neyse doktorumuz hülya ömeri aradık bana söyleidkleri şunlardı”benimle dalgamı geçiyorsun sen,kendin doktorsun git evde doğur,devlete git naparsan yap ,ben sana bakmam,gelmiyorum vs’‘ona sizden başkasına gitmeyeceğim dedim,beni bırakmamasını,anlaştığımız gibi son sancılara kadar çekmek istediğimi konuştuğumuzu söyledim inanın telefonda ağlattı beni! sezeryana ikna ederek çağırdık onu yoksa gelmezdi eminim. Ben ona güvenmiştim ilk doğumda ama o bana hiç güvenmemiş sağolsun!Neyse haklılığımı ilerleyen satırlarda anlayacaksınız! Sezeryana geldiğimi söyleyince ebeyle konuştu ve hazırlıklar başladı bana su serumu taktılar bu arada sancılarda sıklaşmış,zaman ilerlemek bilmiyordu sanki;birsüre sonra beni ameliyaneye aldılar ama anestezi uzmanı gelmiş ebeler ve doktor ortalıkta yoktu rabbim kimseye muhtaç etme diye sancılarda dua ediyordum ve rabbim ol dedimi olduransın bırakma ellerimi diyordum!Meğer rabbim onları geçe bırakarak benim doğumumu ilerletiyormuş…Neyse doktor geldi yüzüme bakmıyordu,bana kızgındı akşam akşam onu rahatsız ettiğim için…Velhasıl belden anestezi yapıldı  ve dr son bi muayene edelim dedi  ve muayenede şu sözleri söyledi”normale dönüyoruz”!!! mucizeydi benim için bu sözler resmen!…Ebenin karnıma bastırması ve sedyede olmak benim için dezavantajdı, tabi belden aşagısıda uyuşuktu,epizyo istemediğimi söyleyince dr seni dinlemiyorum artık dedi,halbuki epizyo yapılması hastanın isteğine bağlı uygulanabilir bir müdahaleydi..Bebek 5 dk geçmeden doğmuştu,dr ”çok yırtık var sezeryan olsa böyle uğraşırmıydım” dedi bunlar basit ama çok korkunç bir mantığın sözleri aslında!bebek doğunca ağladım ve bebeği kucağıma aldım mükemmeldi inanın tarif edemem o aşk gibi bişeydi….ebe bastırmamış olsa seyrine bıraksaydı kasılmalar olunca kendi başıma müdahalesiz doğum yapabilirdim de yırtıkların çokluk sebebi budur bence!
Bebeğin aşılarını yaptırmayacağımı söyledim ısrar ettiler ama imza atarak hep.b yapılmadı(amerikada otizm sebebiyle vurulmuyor) ve anestezi etkisi bitince hemen kalkıp yürüdüm,kendi başıma bile 3 tur attım koridorda,tüm odalarda sezeryan hastaları vardı ve bebekleri huzursuzca ağlıyordu,bir ben normal doğumdum  ilk bebeğimde çektiklerimi hatırlıyorumda o insanları çok iyi anlıyordum! Benim bebeğimse bütün gece mışıl mışıl uyumuştu heyecandan sabah 5 e kadar uyuyamadım.ilk bebeğim 30.gün ilk kez tebessüm etmişti ama bu kez 2.günde yavrum gülümsedi gayet sağlıklı, yüzüstüyken kendin yan çevirebiliyor hazır bez yerinede pamuklu bezlerden kullanıyorum.
_bebeğin boynuna 2 kez kordon dolanmıştı ama bebek doğunca hemen sıyrıldı çünkü kordon bağı esnek ve asla sezeryan sebebiyet veren bir durum  değildir

_doktor ”neden ilkinde böyle ısrar etmedin madem” dedi ,ona asla doğuramazsın sen ,kemiklerin dar demiştinizde ondan dedim.
_sanırım aşk denilen şeyi  şimdi daha iyi anladım,bebek doğunca rabbim onu anneye yerleştiriyor ve mükemmel bir merhamete ve fedakarlığa gark oluyorsunuz.
_akşam 2o.oo sularında gittiğm hastanede 22.oooye kadar bekledim 22.o2 gibide bebeğim dünyaya geldi.
kemik darlığı modern tıpta  dahi; ilerlemiş ülkelerde sezeryan sebebi değildir,ancak doğum masasında sorun olmaya başlarsa sezeryana gidilebilir.

Özellikle

*Ağrıkesici olarak doğumdan sonra söğüt yaprağı(eskiden söğütten yapılırdı ağrı kesici) demleyip içtim epizyo ve yırtık ağrılarını kesti bu sabah akşam aç karnına..
*doğum sonrası yaralar içinse antibiyotik yazmıştı dr, onun yerine soğanlı ve ballı bir ilaç kullandım

*Doğumda ebe bebeğin kordonunun çok kolay kesildiğini söyledi,doğal yaşam bebeği rahat ettirmişti yani
*Bebeğin su kesesi patlayınca ebeye gittim ama bişey olmayacağını söyledi 3 gün böyle bekledik normalde su kesesi patlayınca hemen yatırıp suni sancı veriyorlar ama eski tıp kitaplarındada suyunsadece kesede değil keseiçinde ayrıca su  balonla bulunmakta bebekle beraber çıkarken patlayıp çocuğun rahatça hareket etmesini sağlıyan kesecikler bunlar.
*Dr bana neden ilk doğumda ısrar etmediğimi sordu ve ona  o kadar ağladım önünüzde daha neyapsaydım,bana asla doğuramazsın diyen sendin dedim..
*Diğer doğumu evde suda yapacağım ebe eşliğinde, izmirde ve eskişehirde evde doğum çok yaygın.yabancılar yapıyor sanıyoruz sadece ama aslında sadece bilmiyoruz..
*Ebeler ve bir kaç özel  Dr hariç doktorlar normal doğumdan değil kesip biçmeden anlıyor bu iş eski sahiplerine yani ebelere bırakılmalı.
*rad suresi 92 de derki_rahimde olanın ne kadar ileri bırakılıp nekadar erken bırakılacağını ancak allah bilir._
*Bu yöntemler için (doğal doğum-hakan coker) isimli bir doktorda uzman,araştırabilirsiniz
*Sanırım oturarak yemek yemek ve hiç masa kullanamakta avantaj -unutmayalım çömelmek sağlıktır.
Elbette rabbime tüm merhamet ve kitabi desteğinden ötürü hamd olsun ve bana  bu sürede   emek veren ve hiç yılmamamda büyük rolü olan eşime desteğinden ötürü milyonlarca kez teşekkür etsem azdır.

Zeynep yıldızhan

Posted in DOĞAL DOĞUM HİKAYELERİ | Etiketler: | 24 Comments »