helalderman

YEDİKLERİN KADAR DOĞALSIN…

Archive for Haziran 2010

YÜN

Posted by helalderman 29 Haziran 2010


Yün,post ve kuşak

YÜN:Koyun,keçi,deve gibi hayvanların kırkılmasıyla elde edilen doğal elyaf.

Yünün en kalitelisi dişi koyun yünüdür.

Eskiden atalarımız koyunun etinden, sütünden, postundan ve yününden faydalanırlardı yünden halı, kilim, keçe, kepenek, çeşitli giyim eşyaları dokurlar, yataklarının, yorganlarının , yastıklarının içine yün koyarlardı.

Türklerde koyun besleme çok yaygın olduğundan koyun yününden elde edilen ürünler çok kullanılırdı.Günümüzde mera alanlarının azalması,ticari getirisinin büyükbaş hayvanlara göre az olması ve bazı sebeplerden koyun üretimi ülkemizde azalmaktadır.

Pamuk ve Petrol ürünlerinden üretilen giyim eşyaları daha ucuz olduğundan yünden yapılan çeşitli ürünler eskiden olduğu gibi kullanılmamaktadır.

Yün çoraba,kepeneğe,aba(koyun postundan yapılan kalın pardesü veya kaban türü giysi)yünden yapılan çadıra yılan ve akrebin yaklaşmadığı söylenir. Yün kolay yanmaz,soğuğu geçirmez,kolay ıslanmaz,terletmez,teri emer,ağrıları alır,bit,pire bulundurmaz.(yün giyim eşyaları çabuk güvelenir bunları koyduğumuz dolaplarda bir miktar at kestanesi bulundurursak güvelenmez) elektiriği geçirmez.

Çocukluğumda çobanlar yün çorapları dizkapaklarına kadar uzun giyerlerdi sanıyorum bunu yılanlardan ve akreplerden korunmak için yaparlardı,kullandıkları kepeneğe yıldırım isabet etmezmiş.

Günümüzde az da olsa modern dokuma fabrikalarında yün giyim eşyaları üretiliyor.Elimizden geldiği kadar yün çorap,fanila,don,kazak giyelim,Yün don romatizma hastaları için çok faydalıdır yün fanila astım ve akciğer hastaları için çok faydalıdır.

Yün giyim eşyaları çevremizde çok yoğun olarak bulunan elektronik iletişim araçlarının yaydığı radyasyonun vücudumuza zarar vermesini engeller,bir çoğumuz cep telefonlarını ceplerimizde taşıyoruz cep telefonunun yaydığı radyasyona maruz kalıyoruz cep telefonlarını taşıdığımız kapların içine yün kumaş parçasından yaptığımız kapları dikebiliriz.

Yatağımızın,yorganımızın,yastığımızın içine yün doldurabiliriz.Rahat uyuruz sabah kalktığımızda dinlenmiş olarak kalkarız.

POST: Koyun derisinin tabakhanelerde işlenmesi ile elde edilir.Eskiden çok kullanılırmış.Padişahlar ceylan postu üzerinde otururlarmış medreselerde,dergahlarda tekkelerde kişilerin ünvanına göre ayrı ayrı postları olurmuş,kişilerin ünvanına göre postların renkleri ayrı olurmuş .Günümüzde post kullanımı ve imalatı az da olsa sürdürülmektedir.İyi post’un dişi koyun postu olduğu söylenir,üzerine oturduğumuzda vucudumuzda biriken statik negatif enerjiyi alır dinlendirir.Evlerimizde sentetik kumaşlardan yapılan minder veya koltuğun üzerine açıp oturabiliriz,seccade olarak kullanabiliriz,arabalarımızda şöfor koltuğunun üzerinde (bilhassa uzun yol şoförleri)kullanabiliriz.

KUŞAK (Korse):Beli sıkarak vücuda daha ince ve biçimli göstermek amacı ile giyilen giyim eşyası.Kuşak diğer yün ürünleri gibi çok eski çağlardan beri kullanılmaktadır.Özel dokunan ince yün kumaşları vücudun bel kısmına dolayarak sararlarmış.Günümüzde yün den yapılan modern kuşak’lar eczanelerde medikalcilerde satılmaktadır.Belinden rahatsız olanlar tavsiye üzerine kullanmaktadırlar,eskiden çocukluktan itibaren ömür boyu kullanırlarmış.Kuşak belimizi sıkar,ağır yük kaldırdığımızda belimizin incinmesini engeller,kadınlarda ve erkeklerde üreme organlarını soğuktan korur,karın ve bel bölgesinde yağ birikmesini engeller,mideyi askıda tutarak insanı tok tutar,zamanla insanın az yemek yemesini sağlar kilo aldırmaz,omuriliğin bel kısmını sıkı ve sıcak tutarak belfıtığı olmamızı engeller.Eczanelerde kolayca bulunan yün korseleri kullanalım ilk zamanlar biraz sıkar fakat alıştığımızda çıkarmak istemeyiz.

Yukarıda yazdığımız yün ürünlerini kullanalım evlerimizde halı kilim var ise duvarlarda aksesuar değil de altımıza açarak kullanalım bu sayede yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan çok bereketli bir hayvan olan koyun üretimine katkı sağlayalım.

Reklamlar

Posted in Genel | Leave a Comment »

0 GRUBU KAN

Posted by helalderman 28 Haziran 2010



O GRUBU KAN

Faydalı olan yiyecekler: (aynı zamanda en emniyetli ilaçlar):

· Kırmızı et: dana, sığır, koyun, yabani (yağlı olabilir), balık,

· Zeytinyağı, keten yağı, ceviz, ceviz yağı,

· Kavrulmamış kabak çekirdeği, enginar, lahana, brokoli, hindiba, marul, çiğ ıspanak, roka, maydanoz, her türlü yeşil yapraklı sebze, pazı, turp (bilhassa karaturp), kırmızı pancar, kabak, bal kabak, soğan, sarımsak,

· Zencefil, safran, kırmızı pul biber, keçiboynuzu (tohum ile beraber) körri (zerdeçal), kimyon, kuşburnu, mercanköşk, ıhlamur, keten tohumu,

· İncir, üzüm (bilhassa kara üzüm), erik, mürdüm erik, kiraz, vişne, greyfurt ve suyu, karadut, karpuz, mango, bal (gerçek), soda (maden su), yeşil çay,

Zararlı olan yiyecekler:

* Karışık et (salam, sucuk, sosis gibi); süt ve ürünleri (“Yenebilenler” hariç)
* Buğday ve ürünleri (bilhassa tip 405–550), mısır ve ürünleri
* Rafine olmuş sıvı yağlar (zeytin ve keten yağı hariç), piyasa zeytinleri, hazır turşular
* Dondurma, kavrulmuş ve bekletilmiş kuru yemiş, yerfıstığı, kahve, siyah çay, buğday ve mısır nişastası
* Portakal, aloe vera,
* Karnabahar, ketçap, domates salçası, şarap sirkesi, bayat yiyecekler, hazır yiyecek ve içecekler, tatlandırıcı, , glikoz, früktoz, mide ve bağırsaklarda gaz oluşturan her yiyecek.

Yenebilenler:

* Tavuk, hindi ve yabani kuş eti, taze yumurta,
* Tereyağı, ara sıra kaymak, kefir, yoğurt, beyaz peynir, eski kaşar, tulum peyniri, koyun ve keçi peyniri, (peynirler haftada 1–3 defa olabilir)
* Susam ve ürünleri, kestane, fındık, badem ve badem yağı, çam fıstığı,
* Her çeşit lahana (bağırsaklarda gaz yapan hariç), börülce, barbunya, beyaz semiz fasulye, yeşil fasulye, patlıcan, kereviz, her meyve ve sebze (yasaklanmış olanlar hariç), doğal zeytin
* Nohut, pirinç ve ürünleri, karabuğday ve çeşitleri, çavdar ve çeşitleri, nişasta buğday (eski turk buğdayı) çeşitleri ve “Zararlılar”a girmeyen yiyecekler.

Kabızlık varsa, aynı miktarda sinameki ve pelin otu öğütülüp yemekten sonra günde 1 çay kaşığı içmek iyi gelir. Sıhhatli olmak isteyen biri büyük abdesti gelmeden yemek yemeye (karpuz, incir, greyfurt, hurma, üzüm gibi bağırsakları rahatlatıcı meyveler ve yeşil yapraklı sebze hariç) oturmamalıdır. Bu kaideye ömür boyu riayet edilmelidir

Zencefil, kekik, biberiyeyi kullan! Onlar antioksidan olduğu için, mide ve bağırsakların mikroplarını normalleştirir, sindirimi kuvvetlendirir, iltihaplanma sürecini durdurur, gastrit ve ülseri iyileştirir.

Her gün meyve ye! Kışta kuru meyveyi (doğal bir şekilde kurutulmuş) ve cevizi tercih et! Kuru meyveyi su ile ıslat, kaynatma! Meyve mutlaka yemekten ayrı olarak veyahut ta yemekten önce yenmelidir. Buna mukabil sebze, yemek ile beraber tükenebileceği gibi yemekten sonra da yenmesinde bir sakınca yoktur. Unutulmaması gereken bir konu da şudur: yemekten sonra yenilen meyve hazım olamadan mayalanır, ispirto, sirke asidi, gaz oluşturarak, çeşit-çeşit hastalıklara ve ayrıca siroz hastalığına ve kan şekerinin yükselmesine sebep olur.

Meyve ve sebze kabuğu soyulmadan birkaç çekirdeğiyle yenilmelidir. Katı meyve ve sebzeler sıkılırken de mutlaka kabuğu ile sıkılmalıdır. Birkaç farklı çeşit meyve de birbiri ile karıştırılarak tüketilmemelidir. Ancak aynı cinsten olanlar (greyfurt ile limon ya da vişne ile kiraz gibi), birlikte yenilebilir. Yalnız mevsiminde yenen meyve ve sebzeler hastalıkları iyileştirici özelliklere sahiptir, mevsiminin dışında üretilenler değil. Meyve ve sebzenin en iyisi en taze olanı ve en yakın bahçe veya tarladan gelenidir.

Her gün 1–3 dişe kadar sarımsak ye ve yut! Kuru soğanı ye veya soğan suyunu her gün 5Ogr’dan 1-2 defa iç! İdrar, balgam ve safrayı söktürür, iltihabı kurutur, zararlı mikropları ve kurtları öldürür, kan şekeri ve alerjik tepkileri kontrol altında tutmaya çalışır.

Sebze suyunu meyve suyuna tercih et. Sebze suyu: kara turp suyu (günde 100gr., bal ile yudum-yudum içilir), lahana suyu, ıspanak suyu, semiz otu suyu -karaciğer, dalak, böbrek ve mideyi rahatlatır, iltihabı kurutur, mide asidini azaltır, yaraları kapatır, kan şekerini normalleştirir.

Yabani semizotu, hindiba, ısırgan otu, domuz dikeni ve benzerlerini her gün yemeye gayret ediniz (bilhassa ilkbaharda)! Enginar mevsiminde enginara önem veriniz! Onu kabukla beraber pişirin, suyunu için ve içini yiyin. Karpuz mevsiminde karpuzu çekirdekleri ile yiyin ve 1- 2 çay bardağı sıkılmış kabuğun suyunu için. Onlar karaciğer ve böbreklerinizi temizler, kuvvetlendirir ve temiz tutar; böbreklerin taşlarını eritir ve düşürür, Sebze ve meyvelerin genetiği değiştirilmemiş olmasına dikkat edin! Haftada 3–5 defa et ve 1-2 defa balık, yeşil sebze ile yenebilir. Onlar mideyi rahatlatır, bağışıklık sistemini kuvvetlendirip, metabolizmayı normalleştirir ve hastalıkları kökten kaldırır.

Yumurtayı sadece taze olarak (1–3–7 günlük) yiyebilirsin. 10 günlük ve daha eski yumurta veya 5 dakikadan fazla kaynatılmış yumurta, yumurta tozu senin için zehirdir. Misvak kullanımına önem ver. Misvakı su ile değil, tükürük ile ıslat ve dişlerinle fırçayı aç. Her kullanımdan sonra, fırçayı kes. Çok sıcak yemeği yeme ve sıcak su içme! Çay içerken de biraz soğut sonra iç. Siyah çay, kahve içme! Onlar mide asidi ve safrayı çoğaltıcıdır, kandaki kalsiyumu kirece indirerek, atar damarları daraltır. Siyah çay ve kahve yerine, faydalı olan yeşil çayı iç.

Buğday (genetik değiştirilmiş, 405–550 tipi ve genetiği değiştirilmiş ekmek mayası) ürünleri sizin için şiddetli metabolizma bozukluklarına ve tüm hastalıklara en büyük Sebeplerden biri oldu. Onlardan daima uzak durun! Sonuna kadar hazım olunmamış mısır ve buğday kalıntıları damarlarda -tıkanıklar, diş, diş etlerinde, eklem ve kaslarda – iltihaplanma ve ağrı oluşturur. Süt ürünlerini balık ve et ile nohut ve fasulyeyi yoğurt ile yeme! Bunlar hazmın bozulmasına, vücutta zehirli kalıntılar oluşmasına, alerji ve karaciğer hastalıklarının başlamasına yol açar!

Seni hastalıklara batıran proteinler: eski yumurta ve yumurta tozu proteinleri, buğday, mısır proteinleri (bilhassa genetiği değiştirilmiş olanı), süt, süt ürünleri ve süt tozu proteinleri.

Karaciğer temizlemeden önce süt ve ürünlerini yeme! Onlar safra kesesi, böbrek ve mesanede taş, eklem ve kaslarda kireç oluşmasına sebep olur. Önce sıhhatini düzelt, sonra süt ürünleri yemeye başlayabilirsin.

Hazır, katkılı yiyecek ve içecekleri, parfümü evine alma! Onlar genetiği değiştirilmiş ürünleri içerir. Alerjilere, bugüne kadar bilinmeyen hastalıklara yol açarlar.

Temizleyici madde ve deterjanları (bilhassa klorlu ve asitli) kullanma!

Ev temizliğinde kullanılan deterjanlar, beyin damarlarını, akciğerde bronşları ve alveolleri eriterek şişirir ve yıpratır, kana karışarak ağır hastalıklara sebep olur.

Posted in Genel | 1 Comment »

B GRUBU KAN

Posted by helalderman 28 Haziran 2010


B GRUBU KAN

Faydalı olan yiyecekler (Aynı zamanda en emniyetli ilaçlar):

* Koyun, kuzu, keçi, hindi, tavşan ve yabani et, alabalık, sardalye, kırmızı levrek, mezgit, morina, havyar, bey balığı, taze yumurta
* Yoğurt, doğal süt, beyaz peynir, kaşar peyniri, mozarella, koyun ve keçi sütü ve peyniri
* Zeytinyağı, ceviz
* İnci fasulye, yulaf ve çeşitleri, pirinç ve çeşitleri, doğal buğday ve çeşitleri, horozibiği, yulaf ve ürünleri
* Patlıcan, kereviz, kırmızı pancar, havuç, her çeşit lahana, karnabahar, patates, her biber, pul biber, karahindiba, maydanoz
* Erik, karpuz, muz, üzüm, incir, vişne, kiraz, frenküzümü
* Körri, reyhan (fesleğen), yeşil çay.

Zararlı olan yiyecekler:

* Deniz hayvanları (kabuklu ve kabuksuz), tavuk ve kaz eti,
* Dondurma, sakız
* Her türlü mercimek, nohut, rafine olmuş sıvı yağlar (zeytin ve keten yağı hariç)
* Kavrulmuş ve bekletilmiş kuru yemiş, yer fıstığı, susam ve ürünleri, mısır ve ürünleri, çavdar ve ürünleri, karabuğday ve ürünleri
* Enginar, piyasadaki yeşil ve siyah zeytinler, domates salçası
* Aloe vera, Hindistan cevizi,
* Karabiber, beyaz biber, tarçın,
* Jelâtin, glikoz, früktoz, mısır şurubu ve nişastası, tatlandırıcı, bayat yiyecekler, hazır yiyecek ve içecekler, mide ve bağırsaklarda gaz oluşturan her yiyecek.

Yenebilenler:

· Her et (tavuk ve kaz hariç), tereyağı, ara sıra kaymak

· Barbunya, beyaz fasulye, yeşil fasulye, mantar, kabak

· Kestane, badem, keten tohumu, sinameki (yaprak olarak), kekik, kimyon, keçiboynuzu, nane, anason, çay, kahve, şeker,

· ‘Zararlılar’a girmeyen her meyve ve sebze bal ve sirke

Tedavi

Sabah güneş doğmadan önce uykudan kalkın ve akşam güneşin batmasına 1–2 saat kala uykuya yatmayın! Bu saatlerde uyuyanların uyku, yorgunluk ve tembelliği çoğalır. Çünkü bu saatlerde vücut, sinir sisteminin dengeli olabilmesi için gerekli olan maddeyi üretiyor. Uykuda ise bu süreç yavaşlıyor. Bu durum psikolojik ve psişik rahatsızlıklara yol açıyor.

Şekeri azaltın, tatlandırıcı ve hazır içecek ve yiyecekleri hiç kullanmayın!. Buğday (tip 405–550, durra buğdayı), çavdar ve mısırdan uzak durun! Onlar sizi hafıza kaybına, konsantrasyon bozukluğuna ve şeker hastalığına sürükler,

Süt ürünlerini balık ve et ile; fasulyeyi yoğurt ile yemeyin. Karışık et (salam, sucuk, sosis gibi) yemeyin. Hazım bozulmasına, zehirli kalıntıların oluşmasına, cilt hastalıklarına ve sara krizlerine malzeme vermeye ve karaciğer hastalıklarının başlamasına yol açar!

Hemen hemen tüm “doğal” denilen vitaminler genetik mısır ve genetiği değiştirilmiş diğer ürünlerden elde edilir. Dikkatli olun!

Posted in Genel | 1 Comment »

AB GRUBU KAN

Posted by helalderman 28 Haziran 2010


AB GRUBU KAN

Faydalı olan yiyecekler (Aynı zamanda en emniyetli ilaçlar) :

* Koyun ve hindi eti, kırmızı levrek, sardin, morina, bey balığı, makrel ve ton balığı, taze yumurta,
* Yoğurt, beyaz peynir, eski kaşar, keçi ve koyun sütü ve peyniri,
* Karabuğday ürünleri ve ekmeği, yulaf ürünleri ve ekmeği, pirinç ürünleri ve ekmeği, yumuşak buğday (eski turk buğdayı) ürünleri ve ekmeği,
* Zeytinyağı ve ceviz yağı, ceviz, yerfıstığı, zencefil, ginseng, kuşburnu, papatya, körri, yeşil çay, kimyon, keten tohumu
* Yeşil mercimek, salatalık, karnabahar, beyaz lahana, patlıcan, kırmızı pancar, semizotu, çiğ ıspanak, karalâhana, marul, havuç, pazı, brokoli, , sarımsak, soğan, kereviz, deniz lahanası (laminarya), maydanoz ve her türlü yeşil yapraklı sebze
* İncir, üzüm, kiraz, vişne, erik, greyfurt, limon, mürdüm eriği, karpuz, kivi, ananas, yerelması, pekmez, magnezyum sülfat (İngiliz tuzu)

Zararlı olan yiyecekler:

* Tavuk ve her et (koyun ve hindi hariç), deniz hayvanları
* Mısır ve ürünleri, çavdar ekmeği, buğday tip 405–550 (durra) ve ürünleri, susam ve ürünleri, kavrulmuş ve bekletilmiş kuru yemiş
* Börülce fasulye, ayçiçeği çekirdekleri, pul biber ve her biber, kara ve beyaz biber, domates salçası, şarap sirkesi, enginar, turp, piyasa zeytinler, her türlü sıvı yağ veya katı yağ (zeytinyağı ve ceviz yağı hariç),
* Siyah çay, kahve
* Portakal ve suyu, nar ve suyu, muz, avokado, aloe vera, anason, Hindistan cevizi
* Tereyağı, dondurma, süt
* Jelâtin, bayat yiyecekler, hazır yiyecek ve içecekler, früktoz, glikoz, mide ve bağırsaklarda gaz oluşturan her yiyecek

Yenebilenler:

* Havyar
* Arpa ekmeği, keten tohumu, kekik, nane, arpa ve ürünleri, Antep fıstığı, badem
* Kırmızı mercimek, beyaz fasulye, barbunya, pırasa, domates
* Kayısı, dut, kavun ve “Zararlılara girmeyen yiyecekler, meyve ve sebze

Tedavi: Dikkat! Zararlıları unut! Onlar senin için hastalıktır. Tavuk, mısır, soda, gazoz ve tüm karbondioksit içeren içecekler, glikoz ve früktoz içeren hazır içecek ve yiyecekler senin düşmanların!

Karışık et (salam, sucuk, sosis gibi); süt ürünleri et ve balık ile; fasulyeyi yoğurt ile yeme! Hazım bozulmasına, zehirli kalıntı oluşturmasına, karaciğer hastalıklarının başlamasına yol açma! Eti azalt! Proteinlerin haftada: 1- 2–3 defa hindi veya koyun eti, 1- 2–3 defa balık, 1- 2 defa taze yumurta, 3–4 defa peynir, hemen hemen her gün yoğurt (ev yoğurdu!), 1–2 defa yeşil mercimek olsun.

Sarımsak yutmaya kendini alıştır! İlk önce 3 diş, sonra 30 dişe kadar çoğalt. Böylece yılda 1–2 defa 21 günlükten sarımsak kurları yap. Ama 1-3 diş her akşam yutmayı hiç bırakma. Yeşil sebzeyi çoğalt! Senin durumunda çiğ ıspanak, maydanoz, semizotu, soğan her gün, brokoli haftada 2–3 defa yemek lazım.

Havuç ve havuç suyu, kırmızı pancar ve kırmızı pancar suyu yıllarca kullanmak lazım. Karpuz mevsiminde karpuzu tüm hastalıklara karşı büyük nimet olarak gör! ‘Faydalılar’da belgelenmişler senin için en kuvvetli ilaçlardır. Sebze ve meyvenin genetiği değiştirilmemiş olmasına dikkat et.

Hazır yiyecek ve içecekler, parfüm, temizleyici madde evine alma! Onlar genetiği değiştirilmiş ürünleri içerir. Alerjilere, bugüne kadar bilinmeyen hastalıklara yol açarlar.

Posted in Genel | 1 Comment »

A GRUBU KAN

Posted by helalderman 28 Haziran 2010


A GRUBU KAN

Faydalı olan yiyecekler (Aynı zamanda en emniyetli ilaçlar):

* Balık
* Zeytinyağı
* Yer fıstığı, ceviz, kabak çekirdeği, badem, hardal (sirkesiz), kedi otu, ginseng, kuşburnu, papatya, kahve, yeşil çay, keten tohumu, kimyon, kekik, biberiye,
* Börülce fasulye, her türlü mercimek, soya ve ürünleri (doğal, genetiği değiştirilmemiş), çavdar ürünleri ve ekmeği, yulaf ürünleri ve ekmeği, karabuğday ürünleri ve ekmeği, eski tip buğday ürünleri ve ekmeği (amarant veya eski turk buğday)
* Enginar, karalâhana, marul, havuç, kabak, pırasa, ıspanak, pazı, beyaz lahana, brokoli, sarımsak, soğan, kereviz, maydanoz ve bütün yeşil yapraklı sebzeler
* Kayısı, dut, incir, üzüm, kiraz, vişne, erik, greyfurt, limon, mürdüm eriği, zencefil, pekmez, aloe vera, yer elması
* Magnezyum sülfat (İngiliz tuzu).

Zararlı olan yiyecekler:

* Her et (tavuk ve hindi hariç); karışık et (salam, sucuk, sosis gibi); deniz hayvanları (kerevit, kalamar v.b.) ve havyar
* Süt, dondurma, tereyağı; herhangi sıvı veya katı yağ (balık yağı, inek iç yağı, zeytinyağı ve keten yağı hariç), piyasa zeytinleri (boyanmış ve beyaz sirke veya limon asidi ile karıştırılmış)
* Kavrulmuş ve bekletilmiş kuru yemiş, buğday tip 405–550
* Patates, biberler, pul biber, domates salçası
* Portakal ve suyu
* Soda, gazoz, şarap sirkesi, früktoz, glikoz, tatlandırıcı, sakız, jelâtin, bayat yiyecekler, hazır yiyecek ve içecekler, mide ve bağırsaklarda gaz oluşturan her yiyecek.

Yenebilenler:

* Tavuk ve hindi eti, taze yumurta
* Yoğurt, kefir, koyun keçi peyniri ve sütü, beyaz peynir, salamura peynir, eski kaşar, tulum peyniri, mozarella
* Kestane, badem, susam ve ürünleri, pirinç ve ürünleri, mısır ve çeşitleri, arpa çeşitleri, barbunya, nohut
* Turp, kırmızı pancar ve “Zararlılara girmeyen meyve, sebze ve yiyecekler.

Dikkat!

Kırmızı et, süt, soda, gazoz ve tüm karbondioksit içeren içecekler;

transgenik tatlandırıcı, aroma, boya, nişasta, glikoz, früktoz; süt tozu,

Yumurta tozu, yağlı ve koruyucu kimyasallar içeren hazır içecek ve yiyecekler

Hazım yetersizliğine veya tam hazımsızlığa neden olabilirler. Bunlardan uzak durun!

Kabız olmamaya dikkat edin! Sıhhatli olmak isteyen büyük abdesti gelmeden yemek yemeye oturmamalıdır. (karpuz, incir, greyfurt, üzüm gibi bağırsakları rahatlatıcı meyveler ve yeşil yapraklı sebze hariç) Bu kaideye ömür boyu riayet edilmelidir.

Kabızlık varsa: aynı miktarda sinameki ve pelin otu öğütülüp 1/4 veya 1/2 çay kaşığı her yemekten sonra su ile veya 1 çorba kaşığı öğütülmüş civanperçemi ve 1 tatlı kaşığı öğütülmüş sinameki karıştırılıp her sabah 1 tatlı kaşığı su veya bal şurubu ile içilirse bu iyi gelir.

Zencefil, kekik, mercanköşk, hardal, körri, çemen ve biberiyeyi sırayla devamlı kullanmak lazım. Onlar mide ve bağırsakları kuvvetlendirir, sindirimi kolaylaştırır, iltihaplanma surecini durdurur, gastrit hatta H. Pylori enfeksiyonuna son verir

Karabiber, fülfül, pul biber ve sirkeyi ilaç olarak kullanabilirsiniz. Eti azaltın! Proteinlerden haftada: 1-2 defa hindi veya tavuk eti, 1-2-3 defa balık, 1-2 defa taze yumurta, 1-2 defa peynir, hemen hemen her gün kefir ve yoğurt (ev yoğurdu!), 2- 3 defa (her gün de olabilir) yeşil veya kırmızı mercimek olsun.

Yumurtayı sadece taze olarak 1–3 günlük (en fazla 7- 9 günlük) yiyebilirsiniz. 10 günlük ve daha eski yumurta veya 5 dakikadan fazla kaynatılmış yumurta zehirlidir, alerjendir. Yumurta tozu ve süt tozu da sizin için alerjendir. Bu ikisini içeren ürünleri ağzınıza bile almayın! Süt ürünlerini balık ile ve et ile birlikte yemeyin; karışık et (sosis, sucuk, salam gibi); nohut, mercimek, fasulyeyi yoğurt ile yemeyiniz! Hazım bozulmasına, vücutta zehirli kalıntılar oluşmasına, alerji ve karaciğer hastalıklarına yol açar! Sarımsak yutmaya kendinizi alıştırın! İlk önce 3 diş, sonra 21 dişe kadar çoğaltın. Böylece yılda 1 defa 21 günlükten sarımsak kürleri yapın! İmkân var ise, bu 21 günlük kürlerde 10 gün her akşam bir baş sarımsak dövülür, 1 tatlı kaşık öğütülmüş çörekotu, 1 çay kaşık ısırgan otu tohumu ve 1/4 çay kaşığı hardal bal ile karıştırılır ve yenir (aç karnına). Ama 1- 3 diş her akşam yutmaya hiç bırakmadan devam edin. Sarımsak (ve karışımı) kansere, alerjiye, ağır enfeksiyonlara ve genetik mutasyonlara karşı vücudun direncini artırır. Yeşil sebzeyi çoğaltınız! Sizin durumunuzda havuç, çiğ ıspanak, hindiba, kereviz, maydanoz, semizotu, soğan, yeşillik, brokoli, kısaca “Faydalı olan” herhangi istediğiniz sebze – limon suyu ve zeytinyağı eklenerek -salata şeklinde her gün yemek lazım.

Havuç ve havuç suyunu, zencefil ve zencefil suyunu, hindiba ve suyunu, ısırgan ve suyunu, kereviz ve suyunu tüm hastalıklara karşı ilaç alarak kullanın! Bunlar mide, bağırsak ve karaciğer enzimlerini çoğaltıcı ve hazmı düzelticidir. Karpuz mevsiminde – karpuzu, enginar mevsiminde – enginarı, tüm hastalıklara karşı büyük nimet olarak görün! Enginarı kabukla pişirin, suyunu için ve içini yiyin. Karpuzu çekirdekleri ile yiyin ve 1- 2 çay bardak sıkılmış kabuğun suyunu için. Onlar karaciğer ve böbreklerinizi temizler, kuvvetlendirir ve temiz tutar; böbreklerin taşlarını eritir ve düşürür, B1, pantetin, B6, B12 vitaminlerinin kaynağı çimlenmiş buğday veya arpa veya yulaf veya çavdar yılda bir defa 30 – 40 günlük kür olarak kullanın. Sizin için zararlı olan siyah çay yerine, faydalı olan yeşil çayı veya bitkisel çayları içiniz!

“Faydalı” olarak belirtilmiş yiyecekler, sizin için en kuvvetli ilaçlardır. Sebze ve meyvenin genetiğinin değiştirilmemiş olmasına dikkat ediniz.

Hazır yiyecek ve içecekleri, parfümleri evinize almayın! Onlar genetiği değiştirilmiş ürünleri içerir. Alerjilere, bugüne kadar bilinmeyen hastalıklara yol açarlar.

Temizlik maddeleri ve deterjanları kullanmayın!

Deterjanların tümü GMO aromalar içerir ve GMO bazlı yağlardan üretilir.

Posted in Genel | Leave a Comment »

POTASYUM

Posted by helalderman 24 Haziran 2010


POTASYUM: Potasyum (K] hücreler içinde bulunan katyon madenlerin en başında yer alır. Hücre dışı sıvılarda en çok sodyum, hücre içinde en çok potasyum bulunur. Potasyum kasların işlevinde çok önemli bir yer tutar. Özellikle kalp kasının düzenli çalışması vücuttaki, kalp kası hücresindeki ve kandaki potasyum düzeyleriyle çok yakından ilgilidir. Potasyum, hücreler içindeki ozmotik basıncın korunmasına katkıda bulunarak hücre içindeki sıvının dışa kaçmasının önlenmesini sağlamaktadır. Hücre içinde fazla düzeyde potasyum bulunması aynı zamanda hücrelerdeki protein sentezi için de gereklidir. Besinler yoluyla günde 4 güne kadar potasyum alınmaktadır. Yukarıdaki tabloda çeşitli besinlerin potasyum yönünden değerleri verilmiştir. Potasyumun vücuttan en önemli atılım yolu böbrekler aracılığıyladır. Sağlıklı bir biçimde çalışan böbrekler, vücuttaki fazlahk potasyumu kolaylıkla atabilirler. Bu nedenle bazı özel durumların dışında vücutta potasyum fazlalığı gelişmemektedir. Ancak böbrek yetmezliği, aşırı su kaybı, damar içine aşırı düzeyde potasyum verilmesi ve Addison hastalığı gibi durumlarda kandaki potasyum düzeyi çok artmaktadır. Bu duruma “hiperkalemi” denilmektedir. Hiperka-lemi durumlarında kalp atış sayısının ve kasılma gücünün azalması, bilinç bulanıklığı, kas ağrıları ve güçsüzlüğü gibi belirtiler gelişmektedir. Vücutta potasyum azlığı gelişmesi daha sık rastlanan bir olaydır. Sindirim kanalı salgıları potasyum yönünden zengindir. Uzun süreli aşırı kusma ve ishaller potasyum kaybı yoluyla kanda potasyum azalmasına (hipopotasemi) yol açabilirler. Yetersiz beslenmeyle birlikte habis tümör, müzmin bulaşıcı hastalıkların seyri sırasında da hipopotasemi gelişebilir. Kortizol hormonu, böbreklerden sodyum geri emilimini ve buna karşılık potasyum atılmasını çoğaltmaktadır. Gushing hastalığı gibi kortizol salgısının yükseldiği durumlarda kanda hipopotasemi gelişebilmektedir. İdrar sökücü [diüretik] ilaçların bazıları da (örneğin “asetazolamid”, “klorotiazid” gibi) idrar içinde aşırı potasyum azlığı yaratabilmektedirler,Kanda potasyum azlığına bağlı olarak kalp atışlarında hızlanma, kalpte genişleme, kaslarda güçsüzlük, sinirlilik gibi belirtiler gelişebilmektedir.Hücre içi sıvıların en önemli katyonu potasyumdur. Besin olarak aldığımız po­tasyum kaynağı, besin olarak yediklerimizin hücre materyalidir. Potasyum* incebağırsakta plazmadaki dolaşan nicelikleriyle orantılı olarak emilir. Hücre dışı sıvılardaki potasyum vücuttaki tüm dokuları dolaşır ve bazıları üzerinde önemli etkiler gösterir. Özellikle kalbin depolarizasyonu ve kasılması gibi. Potasyumun kaybedilmesi pahasına sodyumun korunması aldesteron hor­monunun etkisiyle gerçekleşir. Bu nedenle normal böbrek fonksiyonları sırasında potasyum yitimi söz konusudur.

Potasyum eksikliğinde aşırı cilt kuruluğu, akne, ishal, kabızlık, kavrama bozukluğu, vücutta sıvı birikimi, sinirlilik, terlemeler, kalp atımında oynamalar, gelişme bozukluğu, bulantı-kusma, tansiyon düşüklüğü, kolesterol düzeylerinde artış, kaslarda yorgunluk-zayıflık, periyodik baş ağrıları görülür.

Potasyum içeren gıdalar, süt ürünleri, et, balık, kümes hayvanları, baklagiller, sebze ve meyveler, olarak sayılabilir. Kayısı, avokado, muz, incir, hurma, kuru üzüm, kurutulmuş meyveler kabuklu yemişler, balkabağı, patates, sarımsak yüksek oranlarda potasyum içerir. Böbrek rahatsızlıkları, ishal, idrar söktürücü ya da bağırsakları temizlemek için kullanılan ilaçlar potasyum düzeylerini bozar. Sigara ve kafein tüketimi de potasyum emilimini azaltır. Potasyum, hormon salınımı için gerekli bir mineraldir, stres hormonlarının salınımı potasyum-sodyum oranında azalmaya neden olduğundan, stres vücudun potasyum gereksinimini artırır.

Yazın bronzlaşmak için güneşlenirken terle birlikte potasyum kaybettiğinizi biliyor musunuz? Potasyum eksikliği yorgunluk, kabızlık, bacak krampları ve kalp ritmi bozuklukları gibi rahatsızlıklara neden olur. Zengin potasyum içeren muz, patates, kayısı, kara ekmek gibi gıdalar aynı zamanda kalori yönünden de zengin oldukları için kilo sorunu yaratabilirler.

Posted in VİTAMİN & MİNERALLER | Leave a Comment »

MEVSİMİNDE;KARPUZ TÜKETİN!

Posted by helalderman 24 Haziran 2010



_ Karpuz salatagiller ailesine mensuptur meyvegillere değil ,bunun için yemek yerken ve yemekten sonrada tüketilebilir.diğer meyveler gibi ayrı yenmesi gerekmez.
*yemekten ayrı yenirse,kanı temizler,idrarı çoğaltır,şişlikleri giderir ,bağırsakları çalıştırır,yaraları kapatır,cildi ve saçları parlatır.
*böbrek ve mesane taşlarını eritip düşürmek için karpuzun içi yenildikten sonra kabuğunun suyu sıkılıp içilir.
*karpuz hergün veya haftada 2-3 gün yenilerek geçilirse ,tüm hastalıkalra karşışifa olur.
*çekirdekleriyle beraber yenirse idrarı arttırır ,kemikleri geliştirir.
*diyabet hastaları için karpuzdan iyi besin yoktur ve mevsiminde yiyenler,büyük fayda gördüklerini söylemişlerdir.

Karpuz bol miktarda C vitamini ve antioksidan özelliğiyle çeşitli Kanser türlerine karşı etkili olan beta karoten içerir. İçerdiği yüksek potasyum kalp fonksiyonlarının ve kan Basıncının düzenlenmesine yardımcı olur. Aynı zamanda iyi bir lif kaynağı olduğundan bağırsak hareketlerini düzenler ve Bağırsak Kanserini önlemede de rol oynar. Karpuz çekirdekleri de içinde bulunan cucurbocitrin adlı maddeyle kan basıncını düşürmeye ve böbrek fonksiyonlarının düzenlenmesine yardımcı olur.

Karpuzun içerdiği bol miktardaki potasyumun da insan sağlığı açısından son derece faydalı. ”Potasyum, böbreklerin daha iyi çalışmasını ve böylece böbrekler tarafından vücuttan sodyumun atılmasını hızlandırır. Fazla sodyumun vücuttan atılması sonucunda da kan basıncı dengelenir, kalp işlevleri düzenlenir ve kalp krizi riski azaltılır. Karpuz, yüksek miktarda su içerdiği ve hazmı kolay olan bir meyve olduğu için de sık tuvalete gidilmesini ve buna bağlı olarak vücuttan atık maddelerin daha sık dışarı atılmasını da sağlar.
Çok iyi bir idrar söktürücü olan karpuz, vücuttaki atık maddeleri, bağırsakları ve kanı temizler. Kalbi koruyucu etkisi de vardır.
Karpuz, soğuk algınlığına iyi gelir . Vücuda zindelik, serinlik ve ferahlık verir.
Börekleri çalıştırarak böbrek taşlarını ve kumlarını dökmeye yardımcı olur. Kemik gelişimini de destekler.
Karpuz nasıl tüketilmeli?
Olgunlaşmış karpuz taze olarak yenir. Karpuzun keleklerinden ise turşu yapılır. Bala zencefil katılıp karpuzla yenirse balgamı söker.
Karpuzdan en iyi şekilde faydalanmak için yemeklerden önce ve mümkün olduğunca kabuklarının iç kısmı ile birlikte yemek daha faydalıdır.

KARPUZU SEÇERKEN
Tatlı ve sulu, olgun bir karpuz seçmek için kabuğunun renginin parlak değil, mat olmasına ve tırnağınızla hafifçe kazıdığınızda yeşil kısmının kolayca çıkmasına, toprağa oturan kısmının renginin açık sarı olmasına, beyaz veya yeşil olmamasına dikkat edilmesi gerektiğini ifade eden uzmanlar, eğer kesmece karpuz alacaksanız içinin renginin parlak kırmızı, çekirdeklerinin de koyu kahverengi veya siyah renkte olmasına dikkat edilmeli.
Hormonlu karpuzların çekirdek evleri boştur. Yendiği zaman aşırı nişasta kokusu verir
karpuzun içindeki potasyum ne işe yarar bunu sitedeki KATEGORİLER kısmında -vitaminler- linkine tıkalyarak öğrenebilirsiniz

Posted in FAYDALI BESİNLER | Leave a Comment »

ÇOCUĞUMU AŞILATMALI MIYIM?

Posted by helalderman 17 Haziran 2010


Dünya Sağlık Örgütü tarafından iyi beslenmeyen çocuklar üzerinde bir araştırma yapıldı. Bu araştırmaya göre kızamık geçirmeye yatkın bir grup çocuk ele alındı, gurubun yarısına kızamık aşısı yapıldı yarısına ise aşı yapılmadı. Bu araştırmaya göre kızamık aşısı yapılmayan grubun %2.4 kızamığa yakalanırken, kızamık aşısı yapılan grubun %33.5 i kızamık hastalığına yakalandı.

1975 yılında Japonya bebek aşılama yaşını 2 yaşına çıkardı. Sonuç olarak SIDS (Ani Bebek Ölüm Sendromu veya Beşik Ölümü) ve bebek havalesi gözle görülür bir şekilde azaldı. 1983 Japonya bebek aşılama yaşı yeniden 3 aya indirdi bunun uzerine bu hastalıkların oranı eski seviyesine geri döndü.

Avusturalya da bir grup gönüllüye kızamıkçık aşısı yapıldı ve bu gönüllülerin hepsinin vücutları beklenilen bağışıklığı üretti. Ancak ileriki dönemlerde bu gönüllüler kızamıkçık hastalığı ile karşılaşınca bunların %80’i kızamıkçık hastalığına yakalandı.

Amerika Birleşik Devletleri Milli Çocukluk Çağı Aşı Hasarları Yönergesine göre (1986 yılında kabul edildi) eğer aşının zararlı etkileri 4 saat içinde görülürse kişi tazminata hak kazanmıştır. Son derece sert kısıtlamaları olmasına rağmen 28 Şubat 1998 tarihi itibari ile tazminat ödemeleri 871.800.000 doları buldu. Bu rakam endişe verici, çünkü her 4 davacıdan 1 i bu tazminata hak kazandı.

Bazı araştırmacılara göre canlı viral aşıların kullanımı yabancı genetik maddelerin insan vücuduna girmesine sebep oldu. Bu nedenle geçen yıllarda olağan dışı bir şekilde otoimmün hastalıklarda artış görüldü. (multipl skleroz, romatoid eklem iltihabı, lupus, kanser, crohn hastalığı, astım vb.)

Yukarıdaki gerçekler aşılamanın değişik yönlerinin altını çizmektedir; tesirlilik, ters etkiler ve uzun süreli sonuçlar. Bu durumda şu sorular akla geliyor; neden insanlar bu deliller ışığında uyarılmadılar ve neden aşılama çocuklarımızın sağlığı için çok gerekli ve pozitif bir olgu olarak sunuldu.

Yeni doğmuş bir çocuk annesi olarak, bebek ve çocukluk dönemi aşılamanın yararları ve bu prosedürün gerekli olup olmadığı konusu, benim için çok önemli. Bu nedenle aşılama konusundaki bu araştırma 4 ay sürdü.

Aşılar Gerçekten İşe Yarıyorlar mı?

Bu konuyu araştırırken, birçok klinik araştırmaların ve tarihsel verilerin aşıların güvenlik ve etkinliği olgusunu çürüttüğünü hayretle keşfettim. Malesef, aşılar hakkında bu propaganda kampanyası çok geniş olduğundan birçoğumuz bu aşıların ciddi çocukluk dönemi hastalıklarını kökünden halledeceğini düşünmektedir. Gerçekte, eğer Lancet, WHO ve UNICEF’in verilerine bakılacak olursa bu tamamen değişik bir yön göstermektedir.

1800 den günümüze kadar mevcut bir çok hastalık, daha aşılar bulunmadan önce hijyenik çevre şartlarının düzeltilmesiyle kontrol altına alınmış, yayılması bulaşması engellenmiştir. Temel olarak, insanların genel sağlığı ve bağışıklık sistemleri iyileşti ve hasta olmadılar. Doktor W.J. McCormick in söylemine göre 1950’de (kızamık, kabakulak, kızıl ve ateşli romatizma hastalıklarının aşısı bulunmadan önce);

“Difteri, boğmaca ve tifo vakalarında görülen azalma, bu hastalıklara karşı geliştirilen aşılamanın başlamasından 50 yıl öncesine rastlamaktadır. Bu kontrol ölçülerinin adaptasyonundan sonraki döneme bakıldığında aşılama öncesi ve sonrası dönemde bir fark olmadığı görülmüştür. Kızamık, kabakulak, kızıl ve ateşli romatizma vakaları için geliştirilen kontrol ölçülerinde belirgin bir gelişme olmamasına rağmen bu hastalıklarda aynı azalmayı göstermişlerdir.”

Ek olarak, bulaşıcı hastalık patlaması görülen bölgelerde dünya çapında yapılan bir araştırmaya göre (kızamık, çocuk felci, kızamıkçık, çiçek hastalığı) aşılanmış ve aşılanmamış insanlarda bu hastalıklara aynı oranda rastlandı bazı durumlarda aşılanmış insanlar daha çabuk ve uzun süreli hasta oldular. Örnek olarak:

1961’de Amerika Birleşik Devletlerinin Massachusetts eyelatinde tip II çocuk felci hastalığı patlaması ile karşılaşıldı. 3 kez aşılanmış insanlarda aşılanmamış insanlara göre felce daha çok rastlanıldı.

1976 yılında Dr. G.T. Stewart’ın İngiliz Tıp Dergisinde yayınlanan raporuna göre 8092 boğmaca vakasının %36 sı (2940) tamamen aşılılarda ortaya çıkarken, sadece %30 oranında (2424) aşısız kişide boğmaca hastalığı meydana geldi.

1973’te Brüksel deki çevre konferansında konuşan Profesör George Dick’e göre İngiliz halkının %75 i çiçek hastalığına karşı aşılandı. Ayrıca çocukların %40 ıda aşılandı. Sonuçlara göre aşılanan insanlarda hastalığa yakalanma riski gozle görülür bir şekilde artı.

Eğer aşılama bu yaygın hastalıkların azalmasında rol oynamıyorsa ve aşılanmış çocuklar, aşılanmamış çocuklardan daha fazla riske sahipse, neden aşılama çocuklarımızın sağlığını korumada bir araç olarak sunuluyor. Aşılama yanlısı guruplar tarihsel verileri sunarken neden içeriğini değiştiriyorlar. Örnek olarak, Tayland da yapılan geniş çaplı bir aşılama operasyonunda;

“Aşılama kapsamı 1984 yılında %6 dan 1988 yılında %63 e çıkarıldı. Bunun sayesinde kızamık hastalığı 1984 yılında 93.7/100.000 kişi iken 1986 yılında 37.1/100.000 kisiye düştü.”

Bununla birlikte, 1987 yılında 87.1/100.000 kişinin ve 1988 yılında 59.1/100.000 kişinin kızamık hastalığına yakalandığı raporun dışında tutulmuştur. Aslında 1982 yılında kızamık aşısı yapılmamış guruptan, 57.1/100.000 oranında hastalığa yakalanma saptanmıştır. Bu oran ayrıca 1988 yılındaki orandan daha düşüktür ve bu yılda aşılama yapılmıştır.

Aşılamanın bulaşıcı hastalıklara karşı bir engel olmaması ve aşılanan çocukların bu hastalıklara yakalanma riskinin artığı görülmüştür, Ayrıca aşılamanın ters etkileri ve uzun süreli sonuçları düşünülmelidir.

Aşılamanın Erken Dönem Yan Etkileri

Aşıların erken dönem etkileri aşağıda sıralanmıştır;

Encephalopathy (geri dönüşümsüz beyin hasarı ), ataxia (sarhoş yürüyüş), zihinsel gerilik, aseptik menejit (beyin veya omurilik hücre duvarlarında yanma), epilepsi hastalığı, hemiparesis (yarım felç ), retinopathy ve körlük, hiperaktivite , anaflaksi , bebeklerde yüksek sesli ve uzun süreli ağlama (encephalitic), öğrenme bozukluğu, saman nezlesi , astım, ani bebek olümü (SIDS), Brakial pleksus nevraljisi (kollar, eller ve omuzları hareket ettiren sinir hücrelerindeki bir hastalık) ve karın ağrısı. İkincil komplikasyonları şeker hastalığı, Reye sendromu ve multipl skleroz hastalıklarını içermektedir.

Maalesef, aşılamanın gerçek zarar verici, yan etki reaksiyonlarını tespit etmek imkânsız. Örneğin, Bir İngiliz hükümet raporunun iddiasına göre DPT (difteri çocuk felci tetanos) aşısının kalıcı nörolojik zararı 300.000 de 1 kişi olarak belirtilmektedir. Oysa başka araştırmacılar bu seviyenin 62.000 de 1 kişiden 300 de 1 kişiye kadar çıkabileceğine inanmaktadırlar. Coulter ve Fisher tarafindan yapılan bir araştırmaya göre Amerika Birleşik Devletlerinde 3.3 milyon çocuğa DPT aşısı uygulanmış ve 48 saat içerisinde bu aşıyı alan 33.006 çocuk ta ciddi nörolojik reaksiyonlar olmuştur. (ansefalit, havale geçirme, bayılma)

Aşılama taraftarı gruplar bu ciddi problemleri sunarken, bu sorunların gerçek ve ciddi olmasına rağmen, bu problemlerin seyrek olduğunu belirtmektedirler. Örnek olarak;

“Aileler aşılamanın bu seyrek görülen fakat ciddi bir yan etkisi olan alerjik reaksiyon ve sara nöbetlerine karşı bilgilendirilmelidir. Aşıyı tavsiye eden her doktor bu immünolojik maddelerin reaksiyonlarını bilmek zorundadır. Eğer bu ciddi sorunlarla karşılaşılırsa ve hukuksal yola başvurulursa buna karsı en iyi korunma yöntemi, aşılamanın bu etkileri hakkında aileye ayrıntılı bilgi verildiği ve bu kararın karşılıklı olarak alındığı belirtilmelidir.”

Bununla birlikte, aşılama sonucu oluşan sakatlıkların sıklığı ve tekrar oranı hakkında bir bilimsel delil yoktur. Sonuç olarak, bu reaksiyonların olağan dışı olduğu veya istatistiksel olarak belirgin olduğu konusunda bir bilgi edinilememektedir. Yukarıda belirtilen makalede olduğu gibi, bu tip makalelerden aşılamayla beraber oluşan bu seyrek reaksiyonların sıklığı konusunda bir bilgi edinilememektedir. American Bakteril Aşıları ve Toxoidlerinin Tenkiti Panelinin 15. Toplantısında aşağıdaki kanıya varıldı;

“Birçok doktor aşıların reaksiyonların bildirilmesi konusunda pek hassas değiller veya aşıların özelliklerinden pek haberdar değiller. İlave olarak, hekimler ve aşıları üreten bu firmalar yan etkiler sonucu zarar gören hastalara karşı sorumludurlar. Bütün bu faktörler üst üste eklendiğinde görülmüştür ki aşılama sonucu oluşabilecek zararların tespiti çok zordur.”

Bu nedenle, aşıların yan etkilerinin ve aşıların çocuklarda görülen zararlı etkilerinin çok yüksek olduğu ancak tıp ve eczacılar toplumunun sundukları bilgilerin bununla uyuşmadığından şüphelenilmektedir. Buna ek olarak çocukları kalıcı olarak aşılardan zarar görmüş anneler aşı risk derneği kurmuştur. 1967 de Batı Almanya da çiçek aşısı yapılan çocukların 3296 sının kulakları zarar görmüş ve 71 i tamamen sağır olmuştur. Başka bir uç değer olarak Avustralya da yapılan bir aşılama programı sırasında aşılanan yerli çocukların %50 si hayatlarını kaybettiler. Albert Einstein Tıp Fakültesi doktorlarından Dr. B. Bloom göre bir çok aşı üreten firma bu hukuksal maddi kayıp nedeniyle yeni aşı geliştirmesine ara vermişlerdir.

Aşıların bu yan etkilerinin nerden kaynaklandığı tespit edilememiştir. Ters etkilerin bu toksik katkı maddelerinden veya aşının kendisinden kaynaklandığı sorusu halen cevapsızdır.

Aşılamanın Uzun Dönemdeki Etkileri

Aşıların yukarda belirtilen bu kısa dönem etkilerinin endişe verici olmasına rağmen uzun dönemdeki etkileri daha da korkutucudur. Herhangi bir hastalıkla karşılaştığınızda virüs veya bakteri vücudunuza solunum yoluyla akciğerinizi geçerek girmektedir. Örnek olarak kızamık hastalığında havada bulunan bakteri öncelikle bademciklerle karşılaşır. Daha sonra bu virüsler lenflere girerler ve buradan da dalağa geçerler. Bu zincirleme işlem sürecinde vücut değişik reaksiyonlar göstererek örneğin öksürme ve hapşırma gibi virüsün vücuda girişini zorlaştırmaktadır. Fakat aşılarla bu yabancı antijenler direk olarak vücuda verildiğinden bu antijenler dokulara oradanda kan dolaşımına hızlı bir şekilde ulaşmaktadır. Böylece bu virüslerin vücudun önemli organlarına girişi kolaylaştırılmıştır. Bu erken yaşlarda vücudun savunma sisteminin elimine edilerek vücuda bu virüslerin verilmesi büyük problemlere yol açabilecektir. Ek olarak zayıflatılmış bu virüsler vücuda verildiğinden vücut önemli savunma sistemini aktif hale getirmemektedir.

Aşıların başka bir uzun dönem komplikasyonu da bir hücre bir antikor kuralıdır. Bunun anlamı şudur; bir B hücresi sadece bir antijene (hastalık yapan virüs veya bakteri) karşı etkin ise, bu B hücresi öbür hastalık yapıcı bakteri veya virüslere karşı etkin değildir. Eğer bir çocuk, çocukluk dönemi bir hastalığa doğal olarak yakalanırsa bu çocuğun vücudunun bağışıklık sisteminin sadece %7 si kullanılarak bu hastalığa karşı konulduğu tahmin edilmektedir. Ancak, çocuk rutin olarak aşılanırsa bu çocuğun bağışıklık sisteminin %70 bu antijenlerle mücadelede olduğundan öbür hastalık yapıcı etkenlere karşı etkisiz kalmaktadır. Güncel bir araştırmaya göre bu azaltılmış bağışıklık sistemi kapasitesi vücudun öbür hastalıklara, alerjilere ve bağışlılık sistemi hastalıklarına yakalanma şansını arttırmaktadır. Ayrıca başka uzmanlara göre bu zayıflatılmış virüsler sebebi ile vücut sürekli atak modunda çalışmak ta ve bu sebeple vücudun doğal bağışıklık sitemi zayıflamaktadır.

İsveç’te yapılan bir araştırmaya göre aynı doğum yaş grubunda bulunan iki çocuk grubu kullanıldı. Birinci gruba aşı uygulandı, ikinci gruba aşı uygulanmadı. Bu deneme de aşılanan çocuklarda bakteriyel enfeksiyona ve bazı ölümlere rastlanıldı. Bunun sonucunda araştırmacıların kanısı bu aşılar bağışıklık sitemini baskı altına alarak bu ölümlere sebep verdi şeklinde oldu.

Başka bir delile göre aşılar gene bir denemede, bağışıklık sitemini baskı altında tutmuştur. Bu deneme de 2 grup çocuk kullanılmış. İlk gruba çocuk felci aşısı yapılmış ikinci gruba ise aşı yapılmamıştır. Bu araştırmaya göre aşı yapılan çocukların 200 ü çocuk felci hastalığına yakalanmış, ama aşı yapılmayan çocukların bir tanesi bile çocuk felcine yakalanmamıştır.

Harold Buttram, MD ve John Hoffman, PhD ‘a göre çocukluk dönemi aşı uygulaması çocuğun bağışıklık sistemine yardımcı olmamakla birlikte, çocuğun bağışıklık sistemini etkileyerek çocuğun başka hastalıklara yakalanmasına sebep olabilmektedir.

Aşıların bir başka endişe verici yönü ise bu yabancı genetik maddenin vücuda verilmesidir. Harvard dan Dr. R. Moskowitz, MD nin açıklamasına göre aşılama otoimmün hastalıklara sebep olabilmektedir;

“Aşılarda bulunan virüslerin kendilerine has bir genetik yapıları bulunmaktadır. Bu genetik yapı misafir hücrelere yapışarak bu hücrelerin bünyesinde uzun yıllar boyunca faaliyet gösterebilmektedir. Bu viral faaliyet nedeniyle bağışıklık siteminin etkisi azalmakta ve vücut herpes, siğil, çeşitli kanserler, merkezi sinir sistemi hastalıkları, paralizler ve beyinde iltihap ile karşı karşıya kalabilmektedir.

Ayrıca Dr. Markowitz ‘e göre aşılar orijinal hastalığın yumuşak ölçekli şekli olmakla birlikte, kendilerine has değişik belirtileri de ortaya çıkarmaktadırlar. Bazı durumlarda bu hastalıklar orijinal hastalıklardan daha ciddi bir durum oluştururlar. Bu durum da bu belirtileri teşhis etmek daha da zordur.

Amerikan Kanser birliğinin bir toplantısı sırasında, Rutgers Üniversitesinden Profesör R. Simpson bir uyarıda bulundu:

“Grip, kızamık, kabakulak ve polio hastalıklarına karşı yapılan aşılama programlarında insan vücudunda kolayca tespit edilemeyen hücre içi gizli-virüs hücreleri yapılanmaktadır. Bu gözükmeyen gizli-virüsler romatoid artirit, multipl skleroz, sistemik lupus erythematosus, parkinson hastalığı ve belkide kansere sebep olabilmektedirler.”

Toplanılan bu bilgilerin büyük çoğunluğu göstermektedir ki aşılar etkili olmamakla birlikte çocuklarda başka hastalıklara da yol açabilmektedir. Ek olarak aşıların ters etkileri göz ardı edilmiş ve uzun dönem zarar verici etkilerine ise hiç değinilmemiştir.

Bu bilgilerin ışığında neden aşıların engelleyici etkiye sahip olduğu konusu vurgulanmaktadır. Dr. Raymond Obomsawin göre yoğun aşılamayı göz önünde bulundurarak, aileler ve bu aşılamayı yapan sağlık memurları genel de, bu ihtimalleri göz ardı etmektedirler.

Bundan da anlaşılmaktadır ki aşılama bir politik ve ekonomik olgudur. Çünkü bu aşıları üreten firmalar ve doktorlar maddi çıkar sağlamaktadırlar. Barbara Fiher ‘e göre;

“Aşı üreticileri çok büyük miktarda para kazanmaktadır. Bu nedenle doktorlar da bu firmaların planları ile beraber hareket etmektedirler.”

Milyonlarca dolar göz önüne alındığında bu firmaların sorumluluğu sadece para kazanmaktır. Bu nedenle ben Oscar ı aşılattırmadım.

Birçok değişik alternatif ilaç bulunmakta bu bilgilere aşağıdaki siteden ulaşabilirsiniz; http://www.alternativemedicine.com

Eğer çocuğunuzu aşılattıracaksanız sadece çok önemli olanlarını yaptırınız. Örnek olarak difteri ve tetanoz aşılarını yaptırın ama DPT ve hepatit B aşılarından kaçının. Kabakulak aşısı ayrıca bazı ülkelerde yasaklanmıştır.

Eğer çocuğunuzu aşılatmak zorundaysanız, çocuğunuzun bağışıklık sistemini destekleyin . Bunu şöyle yapabilirsiniz; aşılamadan önce ve sonra çocuğunuza 1000 mg. Vitamin C, 500 mg. kalsiyum, 50 mg. Vitamin B6 verebilirsiniz.

Kendinizi eğitmeye devam edin ve aşılama hakkında araştırma yapın.

Posted in AŞI VE İLAÇ | 8 Comments »

Dogal ve katkısız ekşi maya yapımı

Posted by helalderman 17 Haziran 2010


Taze ( Dogal ve katkısız ) maya nasıl elde edilir !
Hamur için maya yapmak öyle sandığımız kadar zor ve uğraştırıcı değil , çok lezziz ve kocaman bir ekmeğiniz oluyor, tavsiye ederim.
ilk esas maya
2 s.b un(esmer kullandım)+2 sb süt veya içme su
ikisindende olabilir
oda sıcaklığında geniş bir cam veya porselen kaba koyup üstünü streçle kapatın 3 veya 4 gün bekletin hergün bir kez üstünü açıp tahta kaşıkla karıştırın.maya 1-2 gündede olabilir bu evin sıcaklığına bağlı güzel kokular geliyor ve maya delikleri varsa maya tutmuştur, mayayı aklınıza geldikçe karıştırın.
Maya hazır olduğunda ön maya hazırlanır.
Daha sonra ;

ön maya hazırlamak..

1 bardak esas mayadan alınır içine 2 s.b un ve 2 s.b içme suyu koyup karıştırıp bir gece bekletin sabah hazır oluyor üstü sabun köpüğü gibidir ve bu ön mayamızdan 1 bardak alıp esas mayaya iade edip kaldırıyoruz dolaba, yok eğer yine ekmek yapacaksanız kaldırmayın oda sıcaklığında beklesin 1 günden fazla beklerse çok ekşiyor
Hamur……..
daha sonra kalan ön mayamızın için 1su bardağı su ve 2-3 s.b un koyup tahta kaşıkla karıştıralım daha sonra da 3 s.b kadar un ekleyip elimizle yumuşayıncaya kadar yoğuralım ,daha sonra bu hamuru kabarması için bir tencereye koyun 6-8 saatte 2 kat kabarıyor, amaç 2 kat kabarmasıdır aslında daha sonra hamuru unlu br yüzeye döküp tuz ve zencefil ekleyip 5-10 dk daha yoğurup unlu bir kaba döküp 2kat kabartıp 210 c fırına atıyoruz yarım saat sonra pişiyor(fırına göre elbette üstüne bez atıp kokusuna dayanabilirseniz soğumasını bekleyip yeyin o kadar doyurcuki biz 3 günde bitiremedik ekmeği.
*Yarım su bardağı kaynar suya un ekleyerek muhallebi kıvamına getirip sıcakken ekmeğe sürüyorum yumuşacık oluyor ekmeğim.
Ekşi mayanızı gerçekten ekşi istiyorsanız, haftada bir beslemeniz ya da bu süreyi uzatmanız yeterli. Sizler de benim gibi ekşi mayanın ekmeğinin tatlı olmasını istiyorsanız bu durumda 3 günde bir beslemek zorundasınız. dolapta beklemiş ise; buz dolabından ya da uygun ısıda beklediği yerden 2 saat önce çıkarmak, kullanacağınız miktar toplamınca damacana su ve kaliteli un ilave edip, deterjan kullanılmayan bir tahta spatula ile karıştırmak. Dışarıda 4-5 saat beklettikten sonra tekrar fermantasyonunun yavaşladığı ortama almak.eğer ekmeğin tadını ekşi istemiyorsanız dolaptan çıkardığınızda üzerineki su birikintisini dökmeniz yeterli.

Tatlı ve pogaca gibi yumuşak olan ekmek mayası:
ılık 1 ç.b ev yoğurdu ve 1 ç.b un çeşidi (mısır,arpa vs)kavanozda karıştırılıp 2-3 gün bekletilir.
maya ekşiyince tamammını bir kaba boşaltıp 1.5 su bardağı ılık su koyulup boza kıvamına getirilir ve 3 su bardağı un koyulur karıştırılır kulak memesi kıvamından biraz daha cıvık bir kıvamda olursa iyi olur .
tahta bir nesnenin üzerine serirlir ve 1 – 2 saatte bir akla geldikçe yoğurulur eğer tam buğday unu kullanılmışsa bu şekilde yapılır, hamurda maya örgüleri varsa 6 saat sonunda frına bırakılır 210 derce hamurun üstü kesilmesse kabarması daha iyi olur.
beyaz un kullanılmışsa sürekli yoğurmaya gerk yoktur 2 katına çıknca tekrar yoğurulur ve biraz dinlenmeye bırakılır tekrar 2 katına çıkınca pişirilir 210 derecede
—aslolan maya tarifidir hamuru değişik şekilde yapabilirsiniz .
* kavanozda yapılan mayanın üzerine 3 kez katlanmış ince beyaz tülbent örtmek gerekir

Posted in Genel | Leave a Comment »

Durun, ekmeği kesmeyin!

Posted by helalderman 15 Haziran 2010



Ne zaman diyete başlasak öncelikle ekmeği keseriz! Oysa ekmek gerçekte ”masum” bir besindir. Ekmeğin şişmanlatıcı olduğuna dair kanılar tümüyle geçersizdir. Yağ oranının düşük olması ve insanı tok tutması nedeniyle ekmek diyetlerde rahatlıkla tüketilebilir; yeter ki ölçü aşılmasın…

Ekmek, çocukluktan yetişkinliğe her dönemde bireylerin günlük beslenmesinde yer alan önemli bir besin maddesidir. Bu nedenledir ki günümüzde sadece ülkemizde değil, dünyanın her yerinde en çok üretilen ve tüketilen yiyecek haline gelmiştir.

Hayatımızda büyük bir yeri olan ekmekle ilgili olarak merak edilen pek çok konu ve bunlara paralel olarak bize gelen birçok da fax var.

En çok sorulan soru: ”Ekmek şişmanlatır mı?” Bunu şu sorular takip ediyor: ”İnsan vücudunun gerçekten ekmeğe ihtiyacı var mı?”, ”Hangi ekmek çeşidi daha faydalı?”

Tüm bu soruların cevabını vermek üzere, önce ekmeği tanıyalım. İlk kez günümüzden yaklaşık 12 asır önce yapılmış olduğu sanılan ekmek; başta buğday, mısır (darı), arpa, çavdar ve soya gibi çeşitli tahıllardan elde edilen unun hamur haline getirilip mayalanması ve pişirilmesiyle elde edilir. Karbonhidratlar zengin bir besindir ve vücuda enerji sağlar. Ayrıca bir miktar (% 68) protein ve vücut açısından son derece önemli vitaminlerin kaynağıdır. İnsan vücudunun günlük alması gereken enerjinin yaklaşık % 55’inin karbonhidratlardan sağlanması gerekir. Ekmek, bu ihtiyacı karşılamada çok önemli bir rol oynar.

Şimdi ekmekle ilgili olarak en çok sorulan sorunun cevabını verelim. Sorumuz, ”ekmek şişmanlatır mı?”, cevabımız ”Hayır şişmanlatmaz.” Demek ki bunca zamandır zayıflamaya çalışan çoğu kişinin diyete başlayınca günlük beslenmesinden ilk etapta çıkardığı ”ekmek”, sanıldığı gibi suçlu bir besin değildir. Ekmeğin şişmanlatıcı olduğuyla ilgili yaygın kanının bir geçerliliği yok.

İkinci sorumuz ‘insan vücudunun gerçekten ekmeğe ihtiyacı var mı?’ Elbette ekmek diyetteki tek karbonhidrat kaynağımız değil; sebze ve meyveler de bize karbonhidrat ve vitamin, mineral sağlayan önemli iki besin gurubu. Ancak Türk halkı günlük karbonhidrat ihtiyacının ancak 1/4’ünü bu besinlerden alıyor. Kalan kısmını ise ekmek ve ekmek grubundaki gıdalardan karşılıyor. Bu sebeple ikinci sorunun cevabı: ”Evet ekmeğe gerçekten ihtiyacımız var.”

Tahıllar ve meyvelerin içerdiği vitaminler farklıdır. Bazı B vitaminlerini sadece ekmekten ve tahıllardan alabiliriz. Unutmayın, karbonhidratsız beslenme şekli insanı güçsüz ve mutsuz yapar. Sonuç depresyona kadar gidebilir.

Ekmeğin karbonhidrat ihtiyacımızı karşılamamız açısından ne kadar önemli olduğunu artık biliyoruz. Ancak karbonhidrat ihtiyacınızı karşılamanın dışında bir çok sebeple de günlük beslenmemizde ekmeğe yer vermeliyiz:

– Ekmek; doyurucudur

– Komplex karbonhidrat içerir

– Yağ oranı düşüktür

– Vitamin kaynağıdır.

Doyurucu etkisini hepimiz biliyoruz, hatta bir çoğumuz ekmek yemeden doymadığımız ifade ederiz.

Komplex karbonhidrat olmasının anlamı ise şu: Kan şekerini yavaş yavaş yükseltir (meyvelerle kıyaslandığında). Böylece kan şekeri dengesinin korunmasına da yardımcı olur.

Yağ oranı düşüktür: Günümüzde obeziteye (şişmanlığa) en fazla yol açan besinin yağ ve yağlı gıdalar olduğu bilinmektedir. Bu sebeple diyetimizde öncelikli olarak ekmeği değil, yağlı gıdaları daha az tüketmeliyiz.

Vitamin kaynağı; B1, B6, Niasin gibi vücudumuz açısından son derece önemli vitaminleri sağlar.

Üçüncü ve son sorumuzun cevabını vermeden önce ”kimlerin ne kadar ekmek tüketmesi gerektiği”, yaş, cinsiyet, yaşam biçimi, meslek ve günlük aktivite düzeyine göre farklılık gösterse de aşağıdaki gibi ortalama miktarlar verilebildiğini hatırlatalım.

Üçüncü sorumuz ”hangi ekmek çeşidi daha faydalı” şeklindeydi.

Bu soruya cevap verebilmek için tek tek ekmek çeşitlerine bakalım ve hangi ekmeğin kimler için daha faydalı olduğunu görelim.

Tam Buğday ekmeği:
* Kepeği ayrılmamış ekmektir. Tam buğday unundan yapılan ekmeğin; * İçerdiği biyoaktif bileşenler nedeni ile besleyici değeri daha yüksektir.
* Bazı B grubu vitaminler, mineraller ve posa için iyi bir kaynaktır.
* Barsak fonksiyonlarının düzenlenmesinde, kan lipitlerinin kontrolünde, diyabette kan şekerinin kontrolünde önemli katkılar sağlamaktadır.

· Beyaz ekmek daha az enerji verirken daha fazla tokluk sağlarlar, böylece günlük alınan enerji miktarını ve obezite oluşma riskini azaltırlar.

· Bazı kanser türleri, kalp-damar hastalıkları, yüksek tansiyon ve diyabet gibi kronik hastalıkların riskini azaltmaya yardımcıdır.

· Lif içeriklerinden dolayı kan şekeri dalgalanmalarını ve insülin düzeylerindeki yükselmeyi önleyerek, açlık duygusunun azalmasında etkili olabilmektedir.

· Ayrıca tam tahıl ürünleriyle alınan magnezyum glikoz kullanımını olumlu yönde etkilemekte bunlarda bulunan E vitamini ve diğer antioksidanlar metabolik sendromun önlenmesine katkıda bulunmaktadırlar. .

Mısır (darı) ekmeği: ”Çölyak” adı verilen gluten enteropatisi hastalığında tüketebilecek tek ekmektir.Karadeniz İklimini çok seven ve bu bölgede bolca yetişen Mısırda, Glikoz ve Maltoz gibi Doğal Şekerler, Sabit Yağlar, Reçine ve çok miktarda Potasyum Tuzları bulunuyor.

– Bunlardan başka; A, B1, B2, B3, B5, B6, C ve K Vitaminleri, Protein, Kalsiyum, Demir ve Fosfor gibi bedene güç veren birçok değer de var Mısırda.
-İdrar söktürücü ve İdrar Yollarını temizleyici özelliği de bulunan Mısırın aynı zamanda bedene hararet verici özelliği de var.
-Bol miktarda Nişasta da bulunan ve Çok faydalı bir besin olan Mısırın 100 Gramında 478 Kalori bulunuyor. Bundan dolayı da hazmı biraz zor ve Salgı Bezlerine baskı yapabilir.
-Mısırın Nişastalı ve Lifli olması beden sağlığı için çok faydalı. Lif eksikliği bedende bazı rahatsızlıklar oluşturabilir.
– Kabızlık, Hemoroit, Varis, Diyabet ve Kanser gibi rahatsızlıklar bunlardan bazılarıdır.
– Besinlerde bulunan Lifler bedenin Sindirim Hızını düzenler ve Glikoz Emilimini yavaşlatır. Lifler dışkının miktarını artırarak dışkıyı yumuşatır ve Kabızlığı önler.
-Ayrıca Lifler atık maddelerin Kalın Bağırsakta kalmasını önlediği için Kanser riskini de azaltır.

arpa ekmeği:
*kepeği ayrılmamış ve diğer unlarla karıştırılarak yapılmış ekmektir.çorbasıda yapılabilir ,şeker hastaları tüketebilir.
* Bol miktarda Protein, B1, B3, B6 vitaminleri içerdiğinden çok besleyicidir.
*Demir, magnezyum, selenyum, potasyum, fosfor ve manganez içerir. Kansızlığa karşı çok etkilidir.
* Kronik kabızlık çekenlere faydalıdır.
* Bağırsakları yumuşatır ve sindirim sisteminin düzgün çalışmasını sağlar.
*İdrar söktürücü özelliği ile idrar yollarını ve idrar yollarındaki iltihapları temizler.
* Arpa ekmegi ve arpa çorbası şeker hastaları için çok faydalıdır.
* Dil iltihaplarına karşı da yararlıdır.
* Kalbi kevvetlendirir.
* Düşük tansiyonu olanlara çok faydalodor, tansiyonu yükseltir.
* Kemikleri güçlendirir.
* Böbrek taşlarını ve kumlarını dökmeye yardımcı olur.
* Tuzlu Arpa lapası, kireçlemelere ve eklem ağrılarına çok iyi gelir.
* Romatizmaya faydalıdır.
* Arpa, sirke ile kaynatıldığında, uyuz, egzama gibi kaşıntılı deri hastalıklarına sürülürse faydalı olur.
* Prostat büyümesini önler.
* Baş ve boğaz ağrılarını dindirir.
* Siyatik ağrılarını dindirir.
-ENDER SARAÇTAN KABZILIK İÇİN ARPA ÇORBASI : 1 adet orta boy kabak, 1 avuç avuç haşlanmış arpa, oğan,pul biber, limon, tuz, domates suyu, 2-3 çrba kaşığı zeytinyağ. Bütün malzemelerle sebze çorbası yapıp için. Arkasından 30 dak sonra, 1 fincan rezene çeyı için.
Çavdar Ekmeği:
-Damar sertliğinde, damar hastalıklarında, tansiyon yüksek­liğinde, kanı sulandırmak için kullanılır.
-Kanı sulandırır, kuvvet verir yapıcı ve damar sertliğine karşı koyma hassası vardır.
-Karbonhidratlar, azotlu maddeler, minerallerden demir ve kalsyum bulunur.
-Düşük tansiyonu olanlarda ve kalsiyum ihtiyacı fazla olan kişilerde kullanılmalıdır. İyi bir niasin kaynağı olması sebebiyle de diabet (şeker hastalığı), hipertroidizm ve sporcularda tercih edilmelidir.
-Çavdar unundan yapılan ekmek yenildiğinde yumuşak bir müshil olarak faydalıdır. Çavdar kaynatılıp suyu içildiğinde saraya, boğaz ağrı ve şişliğine faydalıdır, gözün görme gücünü artırır.
-Çavdar kanı durultur, kan dolaşımı bozukluğunda faydalıdır, kan kesicidir, kalp rahatsızlığı, damar sertliği ve tansiyonu olanlara çok faydalıdır, damarları yumuşatır, tansiyonu düşürür, kollestrolde faydalıdır, kireçlenmelerde kullanılır. Pekliği gidermek için ve umumi olarak
*Kullanılışı: 1 kilo suya, 1 kaşık ezilmiş çavdar konur, 10 dk kaynatılır. Soğuyunca süzülür, su yerine içilir. 1 günde tüketilir.
*Haricen Kullanılışı: Kaynatılan suyu ile göze kompres yapıldığında gözün görme gücünü artırır. Şişlikler, çıban ve iltihaplarda, arpacıkta, yıkama veya kompres şeklinde kullanılır. Tırnak mantarında çavdar unu hamur haline getirilir, tırnağın üzerine sarılır.
YULAF EKMEĞİNİN FAYDALARI
1. Yulaf ekmeği,Kolon kanserini önlemede en etkili doğal besin maddesi olup diyet listelerinin başında yer alır.
2. Her gün düzenli olarak Yulaf ekmeği yenildiğinde,Kolesterol seviyesinin düştüğü gözlenmiştir.
3. İçerdiği diyet lif ve protein ile vücuda enerji depolarken,verdiği tokluk hissi sayesinde fazla yemek yemeği engeller ve kilo artışının önünü keser.
4. Kan basıncı düzensizliklerini ve kalp rahatsızlıkları tedavilerinde destek olarak kullanılan Yulaf,odaklanma bozukluğu,isteksizlik ve uykusuzluk halleri tedavisine de yardımcı olur.
5. Kandaki ürik asit miktarını azaltarak,Romatizma ve Gut hastalıkları tedavilerine yardımcı olur.
6. Vücudu ağır metallerden(zehirli kurşun,kadmiyum,krom vb.) temizler.
7. Yulaf ayrıca her besin maddesinde bulunmayan,bir antioksidan türü olan ve E vitamininin bileşkesine benzeyen Tokotrienolleri içerir.NASIL KULLANILIR?
Ekmek yapılır bir litre suya 30 gram çavdar kaynatılır, bu su yumuşaklık vermek için kabız olanlara içirilir.
Çavdar ekmeği yiyen halk arasında kalb ve damar hasta­lıkları az veya hiç görülmemiştir.

Görüldüğü gibi özellikle esmer ekmek tüketimi genelde daha faydalı görünmektedir. Esmer ekmek yüksek lif ve buğday özündeki değerli vitaminleri içerdiği için pek çok hastalık durumunda tercih edilmelidir. Kişi, yukarıdaki bilgiler ışığında kendisine en uygun ekmeği seçebilir.

Son olarak ekmeğin günlük beslenmemizde yer alması gerektiğini unutmadan süt yoğurt sebze meyve ve et grubundaki diğer gıdalarla birlikte ve bir denge içinde tüketilmesi gerektiğini hatırlatmak istiyorum.

Posted in DOĞAL BESİN FAYDALARI | Leave a Comment »