helalderman

YEDİKLERİN KADAR DOĞALSIN…

Archive for Ağustos 2010

Kayseri’den doğal bir tatlı-Aside tatlısı

Posted by helalderman 30 Ağustos 2010




Katkısız, şekersiz doğal bir tatlı yapmak mümkün…
malzemeler
1 su bardağı pekmez
1 su bardağı su
3-4 kaşık un
1 yem. kaşığı tereyağ
Ceviz

Un hafif kavrulur. Pekmez ve su eklenir ve karıştırılmaya başlanır. Topaklanmaması için kaynayana kadar karıştırılır. Kaynar kaynamaz koyulaşır ve sıcak sıcak tabağa dökülür. Arzu edilirse kaselere de dökülebilir. Üzerine eritilmiş tereyağı dökülür. Cevizin çok yakıştığı tatlılardan biridir.

Reklamlar

Posted in DOĞAL MUTFAK TARİFLERİ | 1 Comment »

PARAYI HAYATINDAN ÇIKARAN ADAM

Posted by helalderman 27 Ağustos 2010


İngiltere’de bir adam, 2008 yılının kasım ayından bu yana parasız yaşıyor

İngiliz Daily Telegraph gazetesinin haberine göre, Bristol yakınında organik tarım yapılan bir tarlada, Freecycle hareketinin kendisine verdiği, park halindeki bir karavanda yaşayan 31 yaşındaki Mark Boyle, kendi yiyeceklerini yetiştiriyor, odun sobası yakıyor ve elektriğini, deneye başlamadan önce aldığı güneş paneliyle üretiyor.
Tarlada haftanın üç günü gönüllü olarak çalışan Boyle’un cep telefonu sadece gelen çağrılara açık, bir de güneş enerjisiyle çalışan dizüstü bir bilgisayara sahip.
Altı yıldır vejeteryan olan Mark Boyle, 2007 yılında, insanları yetenekleri ve sahip olduklarını paylaşmaya teşvik eden, şu anda 17 bin üyesi olan, justfortheloveofit.org adresli bir serbest ekonomi internet ağı kurmuş.

Boyle, herşeyin bir birahanede başladığını belirterek, “Arkadaşımla, düşük ücretle işçi çalıştıran işyerleri, çevrenin harap edilmesi, endüstriyel tarım, hayvanların denek olarak kullanılması, kaynaklar yüzünden çıkan savaşlar gibi dünyadaki sorunlardan konuşuyorduk. Hepsinin bir biçimde parayla ilişkili olduğunu fark ettim” dedi.

O anda paradan vazgeçmeye karar verdiğini belirten Boyle, Bristol’daki yüzen evini sattığını, organik gıda şirketindeki işinden ayrıldığını, parayla aldığı herşeyin bir listesini yaptığını ve bunların yerine ne kullanabileceğini bulmaya çalıştığını kaydetti.
Diş macunu yerine mürekkep balığı kılçığı ve doğada yetişen rezene tohumlarını kullandığı söyleyen Boyle, iPod gibi şeyleri hayatından çıkardığını, bu gibi şeylerin yerini kuş seslerinin aldığını belirtti.

Parasız bir dünyada herşeyin daha fazla zaman aldığını ve çaba gerektirdiğini ifade eden Mark Boyle, kıyafetlerini soğuk su dolu lavaboda yıkadığını, çamaşır deterjanı yerine sobasının üzerinde kaynattığı kabuklu yemişlerin suyunu kullandığını, çamaşır yıkamanın 2 saatini alabildiğini söyledi.

Boyle, “Şu anda hayatımdan çok memnunun, böyle yaşamayı sürdüreceğim. Daha önce hiç bu kadar mutlu ve zinde olmamıştım. Çok normal bir çocukluk geçirdim. Sanırım, ailem önce yaptığıma şaşırdı. Ama şimdi beni tam anlamıyla destekliyorlar ve kendilerinin de bunu deneyebileceğini söylüyorlar” dedi.

Kuzey İrlanda’da büyüdüğünü, burada arkadaşlarına bir şeyler ısmarlamanın erkekliğin göstergesi olduğunu belirten Boyle, şimdi bunun yerine onları karavanına davet ettiğini ve burada kamp ateşi çevresinde oturup, evde yapılmış elma …….. içtiklerini söyledi.

Posted in Genel | Leave a Comment »

DOĞAL EKMEK YAPIMI

Posted by helalderman 24 Ağustos 2010


ekşi maya oluşturmak için önce esasa maya oluşturulur,ekmek yaparken ekşi mayadan bir miktar alınıp un ve suyla aktif hale getirilir bekletilir,ve daha sonra hamur yapmaya başlanır.

Taze ( Dogal ve katkısız ) maya nasıl elde edilir !
Hamur için maya yapmak öyle sandığımız kadar zor ve uğraştırıcı değil , çok lezziz ve kocaman bir ekmeğiniz oluyor, tavsiye ederim.

ilk esas maya
2 s.b un(esmer kullandım)+2 sb süt veya içme su
ikisindende olabilir
oda sıcaklığında geniş bir cam veya porselen kaba koyup üstünü kapatın 3 veya 4 gün bekletin arada bir kez üstünü açıp tahta kaşıkla karıştırın.maya 1-2 gündede olabilir bu evin sıcaklığına bağlı, güzel kokular geliyor ve maya delikleri varsa maya tutmuştur .

Maya hazır olduğunda ön maya hazırlanmaya başlanır,yapılmayacaksa dolaba kaldırılır.

Daha sonra ;

ön maya hazırlamak
1 bardak esas mayadan alınır içine 2 s.b un ve 2 s.b içme suyu koyup karıştırıp bir gece bekletin sabah hazır oluyor üstü sabun köpüğü gibi ve bu ön mayamızdan 1 bardak alıp esas mayaya iade edip kaldırıyoruz (ben iade etmek yerine mayam güçlü olsun diye ön maya hazırlarken içine un ve su ekleyip,mayalanınca kaldırıyorum dolaba yok eğer yine ekmek yapacaksanız kaldırmayın oda sıcaklığında beklesin 1 günden fazla beklerse çok ekşiyor
Hamur……..
daha sonra kalan ön mayamızın için 1su bardağı su ve 2-3 s.b un koyup tahta kaşıkla karıştıralım daha sonra da 3 s.b kadar un ekleyip elimizle yumuşayıncaya kadar yoğuralım ,daha sonra bu hamuru kabarması için bir tencereye koyun 6-8 saatte 2 kat kabarıyor, amaç 2 kat kabarmasıdır aslında daha sonra hamuru unlu br yüzeye döküp tuz ve zencefil ekleyip 5-10 dk daha yoğurup unlu bir kaba döküp 2kat kabartıp 210 c fırına atıyoruz yarım saat sonra pişiyor(fırına göre elbette üstüne bez atıp kokusuna dayanabilirseniz soğumasını bekleyip yeyin o kadar doyurcuki biz 3 günde bitiremedik ekmeği.
*Yarım su bardağı kaynar suya un ekleyerek muhallebi kıvamına getirip sıcakken ekmeğe sürüyorum yumuşacık oluyor ekmeğim.
Ekşi mayanızı gerçekten ekşi istiyorsanız, haftada bir beslemeniz ya da bu süreyi uzatmanız yeterli. Sizler de benim gibi ekşi mayalı ekmeğinin tatlı olmasını istiyorsanız, bu durumda 3 günde bir beslemek zorundasınız. Besleme işlemi ise; buz dolabından ya da uygun ısıda beklediği yerden 2 saat önce çıkarmak, kullanacağınız miktar toplamınca doğal su ve kaliteli un ilave edip, deterjan kullanılmayan bir tahta spatula ile karıştırmak. Dışarıda 4-5 saat beklettikten sonra tekrar fermantasyonunun yavaşladığı ortama almak.eğer ekmeğin tadını ekşi istemiyorsanız dolaptan çıkardığınızda, üzerineki koyusu birikintisini dökmeniz yeterli.


Tatlı ve pogaca gibi yumuşak olan ekmek mayası:
ılık 1 ç.b ev yoğurdu ve 1 ç.b un kavanozda karıştırılıp 2-3 gün bekletilir.
maya ekşiyince tamammını bir kaba boşaltıp 1.5 su bardağı ılık su koyulup boza kıvamına getirilir ve 3 su bardağı un koyulur karıştırılır kulak memesi kıvamından biraz daha cıvık bir kıvamda olursa iyi olur .
tahta bir nesnenin üzerine serirlir ve 1 – 2 saatte bir akla geldikçe yoğurulur eğer tam buğday unu kullanılmışsa bu şekilde yapılır, hamurda maya örgüleri varsa 6 saat sonunda frına bırakılır 210 derce hamurun üstü kesilmesse kabarması daha iyi olur.
beyaz un kullanılmışsa sürekli yoğurmaya gerk yoktur 2 katına çıknca tekrar yoğurulur ve biraz dinlenmeye bırakılır tekrar 2 katına çıkınca pişirilir 210 derecede
—aslolan maya tarifidir hamuru değişik şekilde yapabilirsiniz .
* kavanozda yapılan mayanın üzerine 3 kez katlanmış ince beyaz tülbent örtmek gerekir şeklinde

Posted in DOĞAL EKMEK MAYALARI | Leave a Comment »

DİŞ TEMİZLİĞİNDE ESKİ YÖNTEMLER

Posted by helalderman 21 Ağustos 2010



Ege Üniversitesinde yapılan bir araştırmada liflerinde baklava dilimi şeklinde anizotrop basit prizmatik bitki kristallerinin olduğu anlaşılmıştır. Bunun ise mekanik temizliğe tesiri büyüktür.

Bütün fırçalama metodlarına uygulanabilmesiMisvak nasıl hayat kurtarıyor? ağaçtan elde edildiğindenMisvak nasıl hayat kurtarıyor? istenilen boyMisvak nasıl hayat kurtarıyor? kalınlık ve şekilde teminiMisvak nasıl hayat kurtarıyor? fırçalama anında liflerinin elektrikli diş fırçalarında olduğu gibi rotasyon yapmasıMisvak nasıl hayat kurtarıyor? kuvvet fırçaya dik uygulandığından mumlu diş iplikleriyle yapılan temizliğin eldesi Misvak nasıl hayat kurtarıyor? onu kıyas yapılamaz bir üstünlüğe eriştirir.
MİSVAK’IN YARARLARI:

Misvakta birçok faydalar vardır.
,
Dişleri mîdeden yükselecek gaz ve kirleri kabul etmeye hazırlar.

Normal şekilde fırçalanırsa dişleri parlatır.

Damağı güçlendi*rir.

Anti Septik (Mikrop kırıcı) özelliği vardır.

Dili çözerMisvak nasıl hayat kurtarıyor? sözün akışını kolaylaştırır.

Diş köklerindeki çürümeyi giderirMisvak nasıl hayat kurtarıyor?

Ağız kokusunu güzelleştirir.

Zekâyı berraklaştırır

Yemeğe karşı iştahı artırır.

Kokusu tükürük salgısını artırdığından dişetlerinin kurumasını önler. Diş etlerini sertleştirir.

Balgamı keser.

Görüşü güçlendirir.

Mîdeyi sağlamlaştırır

Sesi berraklaştırır.

Yemeğin sindirimine yardım eder.

OkumayıMisvak nasıl hayat kurtarıyor? zikir ve namazı canlandırır.

Uykuyu uzaklaştırır.

Bedenin rutubetini keser.

Veremi engeller.

NASIL KULLANILMALIDIR?

Bir karış uzunluğundaki Misvak’ın bir ucunu ilk kullanımdan önce yumuşaması için suda (mümkünse gül suyunda) bekletiniz.

Çapı 1-3 arasında olmalı.

Yumuşattığınız ucun alttan 2-3 santimlik kısmının dışındaki sert tabakayı bıçakla kazıyın. İç kısımdaki lifler yumuşamaya başlamış olacak.

Yumuşamadıysa dişleriniz arasında ezerek yumuşatın. Lif lif ayrılmış bir fırçanız olacak.

Her kullanımdan önce Misvak’ı hafifçe dişinizle ezerek yumuşatın. Suya sokmadanMisvak nasıl hayat kurtarıyor? dişlerinize sürterek kullanın. İçinden gelen öz hem dişlerinizi beyazlatacakMisvak nasıl hayat kurtarıyor? hem de ağız kokusunu önleyecek.

Kullandıktan sonra yıkayıp ucu yukarıda kalacak şekilde dik olarak saklayın. Kullandığınız uç kısımdaki lifler “doğal olarak” eskiyip koptukça bu kısmı tamamen kesin.

Açma işini tekrarlayınız.

Misvak’ın uzunluğu bir karışMisvak nasıl hayat kurtarıyor? kalınlığı bir parmak kadar olmalı.

Misvak’ı tutuş şeklimiz ise sağ elimizin baş ve küçük parmağımız Misvak’ın altında diğer üç parmağımız üzerinde olacak şekilde olmalıdır.

Misvak’ı kullanırken fazla baskı yapmadan enine doğru kullanmalıdır.

Posted in DİŞ SAĞLIĞI | 1 Comment »

su ve diş macunundaki florür-diş macununuzu ve fırçanızı atın!

Posted by helalderman 21 Ağustos 2010




Mungan, fareler üzerinde yaptıkları deneyde; uygun tekniklerle farelere yüksek dozlu florlu su içirdiklerini belirli bir süre sonra çiftleştirilen bu hayvanların üreme sistemlerinde tahribatlar meydana geldiğini ve rahimde hücrenin tutulmasını sağlayan doku tabakasının tahrip edildiğini gözlemlediklerini kaydetti.
Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tamer Mungan, 2 yıl önce yaptıkları ‘içme sularında florun üreme sistemleri üzerine etkileri’ konulu araştırmada, öncelikle Isparta ve yöresindeki içme sularını analiz ettiklerini, flor düzeyinin standardın 2-3 kat üzerinde çıkması üzerine çalışmayı yapmaya karar verdiklerini anlattı.

Mungan, şunları söyledi: “Hamilelikte ilk 4-5 günde hücre rahime giderek yapışır ve buna zemin hazırlayan bir tabaka, bir doku vardır. Embriyoların yerleştiği bu dokunun tahrip olduğu ve hücre yapışmasının sağlanamadığı görüldü. Yani yüksek florun insan üreme sisteminde de rahim içi dokuları zedeleyerek tahrip ettiği söylenebilir.”

Mungan, insanların üreme sistemlerinde çevre, gıda gibi faktörlerle birlikte yüksek dozlu florun içme suyunun etkisinin olduğunun ispatlandığını belirtti.

Bu çalışmanın oldukça önemli olduğunu ifade eden Mungan, “Suyun içindeki bir takım küçük elementler genellik önemsenmez. Ancak, sadece florun neler yaptığı ortada. Burada bizim yaptığımız bilimsel bir tespittir. Biz sorunu tespit ederek ortaya koymuşuz. Yetkililerin bunu dikkate alarak vakit kaybeden çözüm sağlamaların gerekiyor.” diye konuştu.

Bir süre önce Isparta Sağlık İl Müdürlüğü’nün yaptığı analizlerde flor oranı standartların 2 katı kadar yüksek çıkmıştı. Okullardaki diş taramalarında ise içme suyuna bağlı olarak öğrencilerin diş ve çene yapısında bozukluklar tespit edilmişti.

İl Sağlık Müdürü Dr. Süleyman Önal, flor yüksekliğini 1,5 yıl önce belediyeye bildirdiklerini, ancak yapılan son ölçümlerde oranların yine yüksek çıktığını açıklamıştı.

Diş macunları da sabıkalı

Diş macunları ölüm mü saçıyor? Piyasada satılan diş macunlarında, nükleer santrallardan daha tehlikeli olduğu öne sürülüyor? Tıp ve farmakoloji bilim adamlarının bilip de yıllardır gizlediği gerçek ne?

Korkunç iddialar, uluslararası üne sahip hekimler ve ilaç firmalarının adlarıyla, yer ve tarihleriyle, binlerce hekimin katıldığı internet forumu worldmedline’de yer aldı. Satırına dokunmaksızın iddialar…

Üstelik fluoridli… Bu cümleyi diş macunu reklamlarında mutlaka duyarız.

Beyaz ve sağlıklı dişler için, içinde fluorid olan diş macunlarına ihtiyacımız vardır. Televizyon ekranlarındaki beyaz önlüklü diş hekimleri hep öyle derler. Amerika’da ise fluorid içme sularına da karıştırılıyor.

Avrupa’da yasak olan bu işlemi gerçekleştiren ABD’de her yıl 143 bin ton fluorid ‘ağız sağlığı, temiz içme suyu ve su borularının hijyenliği’ adına Amerikalıların musluk sularına tatbik ediliyor.

Ingiltere ise fluoridli musluk suyunun resmi olarak yasaklanmadığı Avrupa’daki tek ülke.

‘Thamoo Water’ 2000 yılında ABD uygulamasını örnek alarak Ingiltere’de musluk sularına fluorid karıştırmak için yasa önerisini Londra’daki Parlamento’ya vermiş bulunuyor. Yasa önerisin Ingiliz kamuoyunun tepkisi oldukça büyük oldu.

Anti- Fluorid Kampanyası’nın yoğun çalışmaları sonucunda başta Boots, Sainsbury ve Safeway gibi büyük market zincirleri ‘Fluoridsiz diş macunları’nı üretip raflarına yerleştirmek zorunda kaldılar. Fluoridli diş macunları üzerindeki büyü kalkarken kamuoyu fluorid denen ve iyi birşey zannedilen kimyasal maddenin bir zehir olduğunu öğrendi.

Ve çok daha ürkütücü bir bilgiyle karşılaştı: Kitlesel düşünce kontrolünde fluoridin kullanıldığına…

19. yüzyılda yaygın bir deyimle ‘Şeytan Zehiri’ olarak bilinen Sodyum Fluorid, fare zehiri olarak kullanılıyordu. Bir çok endüstri kolunun atık ürünü olan ve sodyum silikofluorid ile birlikte elde edilen fluorid özellikle boksit’den elde edilen alüminyum üretimi endüstrisinin bir atığıdır.

Depolanması oldukça güçtür. Denizlerin dibine depolandığında milyonlarca balığın ve deniz canlısının ölümüne neden olmakta, eğer toprağa depolanırsa nehirlere ve yeraltı sularına karışmakta ve toprağı zehirlemektedir. Metali yeme özelliği de bulunduğu için sodyum fluoridin depolanması için üretilen konteynırlar oldukça pahalıya mal olmaktadır.

20. yüzyılın ikinci yarısında Kapitalizm bu zehirli atığın depolanma maliyetinden kurtulmak için ‘fluoridli diş macunları’ masalını ortaya atmış, başta ABD olmak üzere dünya çapında bir dizi üniversitenin diş hekimliği ve halk sağlığı bölümlerinde, diş sağlığı için fluoridin faydaları üzerine araştırmalar yönlendirmiş ve sonuçta her ülkede fluoridli diş macunları, diş hekimleri kuruluşlarının onayını almıştır.

Arsenikten 15 kat daha kuvvetli Anti-Fluorid Kampanyası’nın önde gelen sözcülerinden Massachutes Tip Merkezi’nden Dr. Bush, sodyum fluoridin arsenikten 15 kat daha kuvvetli olduğunu belirtiyor. Dünyadaki kanser oranının en yüksek olduğu Amerika’da içme sularına fluorid tatbik edilen bölgelerde kanser oranının iki hatta üç kat daha fazla olduğu ve bu oranın nükleer santral bölgelerinde oturan insanların kansere yakalanma risk oranı ile eşdeger olduğu da açiklanan bir diğer bilgi.

Sodyum fluorid, diş macununun yanı sıra bir de içme suyu ile alındığında vücutta büyük bir tahribata neden oluyor. Damarlar, sinir sistemi, kemik yapısı ve dişlerde ağır bir tahribat gerçekleştiriyor. ABD’de uygulamanın, kısa adı EPA (Environmental Protection Agency – Çevre Koruma Kurumu) olarak bilinen kurum aracılığı ile gerçekleştirildiğini ve EPA’nın, içme sularında fluorid kullanılmasına ilişkin tavsiye raporları verdiğini de hatırlatmak istiyoruz. EPA hazırladığı bu ‘tavsiye’ raporlarında endüstri kollarına atıklarını değerlendirme ve atıklarından para kazanmanın yollarını gösteriyor. Bu atıkların başında ise sodyum fluorid geliyor.

Içme sularına fluorid karıştırılması yasa maddesi böylece devreye giriyor. Amerikalıların ‘çevre’ koruma kurumu, sermayeyi koruma kurumu olarak faaliyet gösteriyor.

Fluoridin kitlesel psikolojik kontrol için kullanımı Fluorid kullanımının karanlıkta bırakılmış ilişkiler ağında ise çok daha ürkütücü bilgilerle karşılaşıyoruz.

Fluorid, semap olarak bilinen ve ilaç endüstrisinde sakinleştirici ilaç üretiminde kullanılan bir malzemeyi içeriyor. Bu ise fluorid üretimiyle sarin ve soman olarak bilinen sinir gazlarının üretimini mümkün kılıyor. Bu üretimin geliştirilmesi, 2. Dünya Savaşı sırasında Hitler Almanyasında, Yahudileri yok etmek için Zyklon B adındaki ceyanide kökenli gazı üreten Alman kimya fabrikası I.G.Farben’de gerçekleştiriliyor.

I.G.Farben, sodyum fluoridden sinir gazı üretimi teknolojisini 1939 yılında ALCOA adlı Amerikan Alüminyum Şirketi’nden alıyor. Nazi bilim insanları fluoridin içme suyuna karıştırılması için ilk deneyleri gerçekleştiriyorlar. Bu deneylerde içme suyundaki fluoridin beynin belli bir bölgesini uyuşturduğunu ve bireyin direnme gücünü kırdığını tesbit ediyorlar. Bu keşiften sonra fluorid Nazi toplama kamplarındaki içme sularına karıştırılıyor.

Colgate ve CIA arasindaki ilişki

2. Dünya Savaşı’nın bitiminden sonra Alman I.G.Farben firması ABD ile ilişkilerini gerçekleştiriyor. Amerikalı kimyacı ve biyolog Charles Edward Perkins, Nazi toplama kamplarında içme sularına fluorid karıştırıldığına ve Farben firmasının Yahudi soykırımındaki rolüne ilişkin bilgileri açıklıyor. Bu açıklamalar gözardı ediliyor.

Zira bu tarihlerde CIA, Nazilerin kitlesel psikolojik denetleme ve kontrol testlerinin sonuçlarını ve birikimini bünyesinde toplamaya başlıyor. Farben firmasının Amerikalı danışmanı olarak Alan Dulles göreve atanıyor. Dulles MK ULTRA olarak bilinen Nazi psikolojik denetleme testlerinin sonuçlarını CIA’ya aktarıyor. CIA’nın kurucularından olan Dulles’in yanında çalışan bir diğer kişi ise Dr. George Estabrooks.

Estabrooks, New York’daki Hamilton Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı ve ABD Hükümeti’nin hipnotizma ve davranış psikolojisi danışmanı olarak görev yapıyor. Dr. Estabrooks’un bir diğer görevi ise diş macunu şirketi Colgate’in yönetim kurulu başkanlığı.

Diş Macunlarının üzerindeki uyarıcı bilgiler ise ülkeden ülkeye değişiyor. Örneğin ABD’de satılan Colgate ürünlerinde şu uyarı notu yer alıyor:

‘Eğer çocuğunuzun diş macunundan yemiş olduğunu fark ederseniz, derhal yakınınızdaki zehirlenme istasyonuna götürün ve doktorunuz ile temasa geçin.’

Bu uyarı notu diğer ülkelerde ‘Çocuğunuzun dişini fırçalarken macunu yutmamasına özen gösterin ve 7 yaşın altındaki çocuklara çok az miktarda diş macunu verin’ olarak değişiyor.

ABD’deki içme sularına sodyum fluorid katıldığı için, bu ülkede satılan diş macunlarındaki sodyum fluorid oranı, diğer ülkelerdekinden ortalama yüzde 50 daha az miktarda.

Bilime ulaşma hakkı demokratik bir toplumun temellerinden birini, bireylerin bilime ulaşabilme hakkı ve kullanıcı kültürüne sahip olabilmeleri olarak saptayabiliriz.

Diş macunları örneğinde görüldüğü gibi, kullandığımız ürünlerin bir çoğu aslında ihtiyacımız olmayan, fakat uluslararası tröstlerin atıkları üzerinden de para kazanabilmeleri için suni olarak yaratılmış ihtiyaçlarımıza yanıt veriyor. Üstelik sağlığımız pahasına.

Kalsiyum fluorid, sodyum fluoridin doğal alternatifi. Fakat doğada çok az bulunuyor. Bu yüzden organik üretilmiş diş macunları orta gelir seviyesi ve üstündeki toplum kesimi tarafından kullanılabiliyor. Kalsiyum fluoridin fazla fazla alınması durumunda da dişler ve kemik yapısı zarar görüyor. Uzmanlar sağlıklı dişler için şekerli yiyecekler, beyaz şeker ve beyaz unu mümkün olduğu kadar azaltacak bir diyetin yeterli olduğunu belirtiyorlar.

Ağız ve beden sağlığınız için diş fırcanızı atın

Posted in FLORÜR TEHLİKESİ | 1 Comment »

Kan Grubu Diyeti

Posted by helalderman 18 Ağustos 2010


Peter J. D’Adamo, kan gruplarının ortaya çıkmasında temel etkenin tüketilen gıdalar olduğunu öne sürerek fazla kilolardan kurtulmak amacıyla kan grubuna göre diyet öneriyor.

D’Adamo Türkiye’de de piyasaya çıkan “Kan Grubunuza Göre Diyet” adlı kitabında kan gruplarının özellikleri ve diyet tarifelerini şöyle sıralıyor :

O grubu : Etobur olma özelliği taşıyor. Bu kan grubunu taşıyan insanlar diyetlerinde önceleri baklagil, fasulye, ekmek ve tahıl tüketimini sınırlayarak kilo kaybediyor. Etkin bir kilo kontrolü için daha yağsız yiyeceklerin tercih edilmesi ve porsiyon miktarlarının azaltılması gerekiyor.

A grubu : Sabit beslenme ve çevre koşullarına kolaylıkla uyum sağlama özelliğine de sahip bulunan A grubu taşıyıcıları, zengin çeşitlilikte düşük yağlı gıdalarla sebze ve hububat dengesini sağlamalı. Bu grubun kilo vermesini destekleyen gıdalar arasında soya ürünleri ve sebze bulunuyor.

B grubu : Bu grup taşıyıcıları için kilo almayı sağlayan en önemli etkenler arasında mısır, ekmek, buğday, mercimek, fıstık ve susam tohumları geliyor. B grubu için kilo vermeyi destekleyen gıdalar da yeşil sebzeler, kırmızı et, yumurta ve düşük yağlı süt ürünleri.

AB grubu : Bu gruptaki insanların kilo almasını teşvik eden gıdalar arasında et, fasulye, çekirdek, mısır, esmer buğday geliyor. Deniz ürünleri, süt ve süt ürünleri, baklagiller, sebzeler ve meyvalar ise kilo kaybını sağlıyor.

B grubu tavuk yerine hindiyi tercih etmeli

Bu gruptakiler uygun beslenme düzenini uygularsa uzun ve sağlıklı bir ömür sürdürebilirler.

Kan grubu, coğrafya ve ırkın birleşmesiyle insanların kimliği oluşur. Ancak bazı antropologlar, insanların kişiliklerini ırklarına göre değerlendirmenin meseleyi çok basite indirgemek sayılacağını belirtiyorlar. Derinin rengi, etnik töreler, yerleşim bölgeleri ve kültürel kökler, insanları birbirlerinden ayırt etmeye yeterli değil. Aslında insanların ortak yanları, bizim tahmin ettiğimizden çok fazla. Bir anlamda hepimiz kardeşiz. Yani kan kardeşiyiz. Kan grubu, kişilik belirlemede ırktan çok daha önemli bir rol oynuyor. Atalarımız, her birimize kan gruplarımız aracılığıyla özel birer miras bırakmış. Bu miras, her hücremizin çekirdeğinde varlığını sürdürüyor. Genetik özelliklerimizi öğrenmek için kan gruplarını bilmemiz gerekiyor.

Ataları Göçebeydi

0, A ve B kan grupları arasında B grubu, coğrafi dağılımı en belirgin olandır. Japonya’dan Moğolistan’a, Çin, ve Hindistan’dan Ural dağlarına kadar olan geniş bir bölgede B grubuna dahil olanlar çoğunluktadır. Ural dağlarından batıya doğru gidildikçe, B grubu kan yapısına sahip olanların sayısal yoğunluğu azalır. Avrupa’nın batı ucunda kan grubu B olan çok az sayıda kişi vardır. Asya’nın göçebe topluluklarının batıya göç etmelerinin bir sonucudur bu. Örneğin Almanlar ve Avusturyalılar arasında B grubuna çok fazla rastlanmasının da önemli bir nedeni var. Almanya’da özellikle Elbe Nehri’nin yukarı ve orta kesimlerinde B grubuna dahil olanlar dikkat çeker. Çünkü bu bölge eski devirlerde uygarlıkla barbarlığı birbirinden ayıran çizgi üzerindedir.

Himalayalar’da Görüldü

Bazı yahudi toplumlarında B grubu’nun ağırlıklı olması, antropologların ilgisini çekiyor. B grubu kan, M.Ö. 10000-15000 yılları arasında, Himalaya bölgesinde ortaya çıktı. Bugünkü Pakistan ve Hindistan B grubunun doğduğu bölgeler olarak biliniyor. Doğu Afrika’nın sıcak düzlüklerinden Himalayalar’ın dondurucu tepelerine göç edenlerin iklim değişikliğine uyum sağlamaları çok uzun sürmüş olmalı. Ve B kan grubunun ortaya çıkması da bu değişiklikten kaynaklanmış olabilir. Göçebeler, Asya’nın ortalarına doğru ilerlerken iki ayrı B grubu kan türü ortaya çıktı. Güney’de tarımla uğraşanlar ve kuzey ile batıyı istila eden savaşçı barbar gruplar. Yaşam tarzları gibi beslenme alışkanlıklarında da farklılık gösteriyorlardı. Güney Asya mutfağında süt ürünlerine çok az rastlanır. Asyalı’nın inancına göre, süt ürünleri, barbarlara uygun yiyeceklerdir.

B Grubunun Özellikleri

Dengelidir
Sindirim sistemi dayanıklıdır
Beslenmede katı kuralcı değildir
Sütlü besinlere ilgi duyabilir
Strese karşı yaratıcılığını kullanır
Formda kalabilmek için fiziksel ve zihinsel faaliyetler arasında denge kurması gerekir

Müzmin Yorgunluk Sendromu

0 grubu ve A grubu birçok bakımlardan birbirlerinin tam karşıtı özellikler taşırlar. Fakat B grubu bazı bakımlardan 0 grubunu anımsatır. O kadar ki, bu iki kan grubunun birbirlerine bağlı olduklarını söyleyebiliriz. Tam böyle düşünürken B grubunun bilinmeyen bir özelliği ortaya çıkabilir. Aslında B grubu, insanoğlunun evrim yolculuğunda farklı özellikleri olan insanları ve kültürlerin birleştiricisi sayılır.

Genelde B grubuna dahil olanlar en ağır hastalıklara karşı bile dayanıklı olurlar. Çağdaş yaşamın getirdiği sorunlar, örneğin kalp hastalıkları ve kanser türleriyle mücadelede kan grubu B olanlar başarılı olabilir. Ancak bu gruptakiler, az görülen hastalıklara karşı kendilerini o kadar iyi savunamazlar. Egzotik bağışıklık sistemi düzensizlikleri ve müzmin yorgunluk sendromu gibi sorunlar onları yenik düşürebilir.

Diyet Nasıl Olmalı?

B Grubundakiler, kendileri için uygun olan beslenme düzenini eksiksiz uyguladıkları takdirde uzun ve sağlıklı bir ömür sürdürebilirler. B Grubunun diyeti değişik türlerde yiyecekleri kapsar. Hayvansal gıdalarla sebzeler arasında tam bir denge kurulur. B grubu, A ile 0 grupları arasında denge kurar. B grubundakiler için mısır, buğday, mercimek, fındık ve susam kilo aldıran besinlerdir. Bu yiyecekler, kişilerde yorgunluk, vücudun su tutması ve kan şekerinde düşüklük gibi sorunlar yaratır.

Özellikle yemeklerden sonra kan şekerinin düşmesinden yakınanlar, azar azar ve çok sık beslenmeleri gerektiğine hükmederler. Oysa önemli olan öğünlerin sıklığı değil seçilen yiyeceklerdir. B grubundakilerde kan şekerinin düşmesi sık görülen bir olaydır. Saydığımız yiyeceklerden uzak durulması, bu sorunun B grubundakiler için bir tehlike olmaktan çıkmasını sağlayabilir.

Kolay Kilo Verirler

Kısa aralarla yemek yemeyi alışkanlık haline getirenler, çok kısa bir süre sonra sık sık acıkmaya başlarlar. Kilo vermeye çalışanlar için bu hiç de olumlu bir gelişme değil. Kan grubu B olanların kilo vermekte pek de zorlanmadıkları biliniyor. 0 grubundakiler tiroid problemleri yüzünden kilo vermekte zorlanırlar. oysa B grubundakilerin böyle bir sorunları yoktur. Aşırıya kaçmamak koşuluyla sütlü besinlerden de yararlanabilirler.

Karides, Kalamar Yok

B grubundakilerin vücut sistemlerinde stres yorgunluk ve kırmızı et arasında bir bağ olduğu belirtiliyor. B grubundaki atalarınız, kırmızı et yerine değişik et türlerini tercih etmişlerdi. Eğer bağışıklık sisteminizde sorun varsa, kuzu eti ya da tavşan eti yememelisiniz. Dana ve hindi etini tercih etmelisiniz.

B grubuna dahil olanlar piliç etinden uzak durmalıdırlar. Günümüzde böyle bir uygulamayı kabullenmek gerçekten çok zor. Tavuk eti yerine hindi eti tercih edilmeli. Çünkü piliç etinde bulunan bazı maddeler, B grubuna zarar verir.

Derin denizlerde yaşayan balıklar da B grubu için yararlıdır. Fakat ıstakoz, karides, kalamar ve midye gibi deniz ürünlerinden uzak durulmalı.

Sütlü Besinler Yararlı

Kan grupları arasında sütlü besinlerden yarar sağlayan tek grup B’dir. Ancak Asya kökenli B grubu mensuplarının sütlü besinlere alışmaları zaman alabilir. Sütlü besinler, Asya’ya Moğol istilalarıyla ulaşmıştı. Barbarların besini sayılan sütlü yiyeceklere tepki gösterilmesini de yadırgamamak gerekir. Afrika kökenli B grubu mensupları da sütlü besinlere uyum sağlamakta zorlanırlar. Sütlü besinlere tepki gösteriyorsanız, soya ürünleriyle sütlü besin ihtiyacınızı giderebilirsiniz.

Sindirim sisteminizin düzenli çalışabilmesi için zeytinyağını mutfağınızdan eksik etmemelisiniz. Gün aşırı bir yemek kaşığı zeytinyağı tüketmelisiniz. Susam yağı, ayçiçek yağı, mısırözü yağı B grubundakilerin sindirim sistemi için zararlıdır.

Sebzelerin hemen hepsi B grubu için yararlıdır. Günde dört beş öğün haşlanmış sebze yiyebilirsiniz. B grubunun uzak durması gereken sebzelerin sayısı çok azdır. Domatesten uzak durulmalı. Zeytinyağı çok yararlı olduğu halde, tane zeytin sindirim sistemine zarar verebilir. Ama diğer kan gruplarına kıyasla çok daha zengin bir sebze çeşidinden yararlanabilirsiniz. Yeşil yapraklı sebzeler sizin için bire birdir. Ayrıca patates, lahana, ve mantarı da çekinmeden yiyebilirsiniz.

Kahvaltı :

Meyve kokteyli
2 dilim mısır ekmeği
2 dilim beyaz peynir
1 haşlanmış yumurta
Yeşil çay

Öğle yemeği :

Marul, salatalık, peynir, zeytinyağı ve limonlu salata
1 Muz
Ot çayı

İkindi :

1 dilim elmalı kek
Ot çayı

Akşam yemeği :

Kuzu pirzolası
Esmer pirinç pilavı
Haşlanmış sebze
Yoğurt

Kan Grubu B Olanlara Öneriler

Kan grubu B olanlar aslında şanslıdırlar. Onlar için önerilen beslenme planını aynen uyguladıkları takdirde önemli hastalıklara yakalanma olasılıkları azalır. Evet, beslenme planınızı aynen uygulayın ve vitamin ve mineral takviyesi almak zorunda kalmayın.

B grubundakiler stres ile mücadelede başarılı olurlar. Vücut egzersizleriyle, zihinlerindeki sorunlardan kurtulmayı başarırlar. Ancak kazanma hırsına gerek olmayan spor dalları onlar için uygundur.

Vücut egzersizleri herkes için gereklidir. Fakat basketbol, tenis, voleybol gibi rekabet içeren sporlara yönelmeleri doğru olmaz.

Aerobik (45-60 dakika) haftada 3 kez
Bisiklet (45-60 dakika) haftada 3 kez
Yüzme (30-45 dakika) haftada 3 kez
Golf (60 dakika) haftada 2 kez
Hatha Yoga (45 dakika) haftada 2 kez

Sıfır grubundakiler etsiz diyet yapamaz. Dr. Peter J. D’Adamo’nun kan grubuna göre diyet kitabı Amerika’da satış rekorları kırıyor.

Amerika’da kilo veren pek çok kadına hangi diyeti uyguladığı sorulduğunda, şu sıralar, alınan yanıt aynı oluyor: ‘Kan grubu diyetinden yararlandım’

Nedir bu kan grubu diyeti? Amerikalı tıp uzmanı, araştırmacı Dr. Peter J. D’Adamo, insanlarda kan gruplarının sağlık ve hastalıklarla ilişkileri üzerinde uzun yıllar süren çalışmalarının sonuçlarını bir kitapta topladı. Dr. D’Adamo, bu çalışmalarından önemli bir sonuca varmıştı. Kişilerin kan grupları, kilo vermek veya almak için nasıl bir yöntem uygulanması gerektiğini de belirliyordu. Tüm dünyada satış rekorları kıran bu kitabın önemli bölümlerini sizlere sunuyoruz.

Kan, hayatın ta kendisidir. Tüm uygarlıklar kan bağlarıyla kurulmuştur. İnsanlık tarihinde, çok önemli bir dinsel ve kültürel simge sayılır. Fiziksel ve figüratif olarak kansız asla yaşayamayız. Son kırk yıl içinde atalarımızın davranışları ve gruplaşmaları konusunda daha fazla bilgi sahibi olabilmek için değişik kan gruplarını incelemeye başladık. Aslında kan grubu, bizleri birbirimize bağlayan kopmaz bir bağdır. Her kan grubu, atalarımızın beslenme ve davranış özelliklerinin genetik mesajlarını taşır. İşte bu nedenle de kan grubuna göre diyet uygulanması mantıksal açıdan da akla uygun geliyor. Diyet uygulamasına geçmeden önce, kan grubunuzun özelliklerini bilmenizde yarar var. Kan grupları 0, A, B, ve AB olarak dörde ayrılıyor. Bu dört ana grup, kişilerin kan özelliklerine örnek oluşturuyor. Kan grupları belirtilirken Rh pozitif ya da Rh negatif deyimleri kullanılıyor. Bu deyimler sizi şaşırtmasın. Rh faktörü, her kan grubunda bulunur. Kan grubunuz 0 da olsa Rh faktörü bulunabilir. Eğer bu faktör mevcut değil ise Rh negatif deyimi kullanılır. Kanınız dört gruptan birine dahildir ama Rh negatif ya da pozitif ibaresini taşıyabilir.

Kan Grubuna Göre Diyet

Kan grubuna göre diyet uygulamak son yıllarda geliştirilen bir yöntem olarak tanıtılıyor. Oysa gerçekte binlerce yıl önce başlatılmış bir uygulama olduğunu belirtmek isterim. Eğer tarih boyunca, biyolojik doğamızın içgüdülerine uyarak beslenmeye devam etseydik, bugün her şey çok farklı olabilirdi. Fakat teknoloji ve değişik görüşler araya girdi, biz doğal beslenme yöntemlerimizi bir kenara bıraktık. Şimdi ise geriye dönme ve beslenme düzenimizi kan grubumuzun özelliklerine göre kararlaştırma zamanı geldi. Artık aldığımız besinlerin sağlığımız açısından çok büyük önem taşıdığını biliyoruz. Fakat zaman zaman ortaya atılan iddialar, verilen öğütler sağlığına özen gösteren kişileri de şaşırtıyor. Gerçekte nasıl bir beslenme düzeni uygulanmasının doğru olacağı bu karmaşa içinde bir türlü belirlenemiyor. Açıkçası, beslenme konusunda her kafadan ayrı bir ses çıkması, insanları şaşırtıyor.

Bazı kişilerin belirli bazı diyet reçetelerinden iyi sonuç aldıklarını ama aynı reçetelerin başkalarında bu etkiyi göstermediğini görüyoruz. Aslında biz besinlerin özelliklerini büyük bir titizlikle incelemeye, araştırmaya kendimizi öylesine kaptırdık ki, kişilerin özelliklerini aklımıza getirmedik. Oysa kişilerin kendileri için yararlı olacak beslenme düzenini saptamaları için önce kendilerini iyi tanımaları gerekiyor. Ve beslenme konusunda bize rehber olacak en önemli unsur da kan grubu.

Her kan grubu için önerilen yiyecekler genel olarak 16 grupta toplanıyor. Kırmızı ve beyaz et, deniz ürünleri, Süt ürünleri ve yumurta, Sıvı ve katı yağlar, kuruyemiş, taneli sebzeler, tahıl ürünleri, ekmekler, unlu yiyecekler ve makarna, sebzeler-meyveler, meyve suları, baharat, tuz, biber, salça, ot çayları, çeşitli içecekler.

Besin maddelerini ayrıca yararlı, nötr ve zararlı olarak da üç gruba ayırmak gerekiyor. Yararlı olanlar, birer ilaç etkisini gösteren yiyeceklerdir. Nötr olanlar sadece damak zevkinize hitabeder. Zararlılar ise aslında birer zehir niteliğini taşır.

Kan gruplarına göre hazırlanan diyet reçetelerinde çok çeşitli yiyecek yer alıyor. Bu nedenle diyet sözcüğü, sizde ‘sınırlanma’ duygusu uyandırmasın.

O Kan Grubunun Özellikleri

Onlara ‘Avcı’ deniliyor
İlk insanların kan gruplarının 0 olduğu sanılıyor
Et yemeye bayılırlar
Sindirim sistemleri sağlamdır
Bağışıklık sistemleri fazla hareketlidir
Diyet yapmaya zor alışırlar
Çevreye uyumları zaman alır
Stresten kurtulmak için fiziksel faaliyetlere ağırlık verirler
Enerjik ve ince kalabilmek için metabolizmalarının hızlanması gerekir

Vahşi hayvanları avlayıp onların etleriyle beslenen atalarımız fiziksel egzersiz ve hayvansal protein ile ayakta kalıyorlardı. Bugün sizin uygulayacağınız 0 grubu diyetin başarılı olabilmesi için yağsız ve kimyasal madde içermeyen (dondurulmamış) kırmızı et, beyaz et ve balık yemelisiniz. 0 grubundakiler süt ve sütlü besinlere, diğer gruplardakiler kadar kolay alışamazlar.

Tahıl ürünleri, ekmek ve taneli sebzeleri mümkün olduğu kadar az tüketirseniz kilo verebilirsiniz. Buğdayda bulunan gluten maddesi, 0 grubuna dahil kişilerin kilo vermelerini engeller. Bu nedenle buğday unundan yapılmış yiyeceklerden uzak durulması gerekiyor.

0 kan grubundaki kişilerin metabolizmaları düşük hızda çalışıyor olabilir. Tiroid hormonu üretmekten başka bir görevi olmayan iyodun yeterli miktarda olmaması, 0 grubundaki kişilerin yediklerini yakmalarını zorlaştırıyor.

İşte bu nedenle 0 kan grubuna dahil olanların bol bol deniz ürünleri, iyotlu tuz, karaciğer, kırmızı et, ıspanak ve brokoli ile beslenmeleri öneriliyor. Bu arada bir noktayı da belirtmek istiyoruz : Yiyeceklerinizin miktarına dikkat etmelisiniz. Atalarımız bir oturuşta bir kilo et yemiyorlardı. Günlük et tüketiminiz 180 gramı geçmemeli.

Süt ve Yumurta Yok

0 grubuna dahil kişilerin midelerindeki asit miktarı yüksek olduğu için eti kolayca sindirirler. Fakat midenizde fazla asitlenme olmasını önlemek için et proteini tüketimini, sebze ve meyve yiyerek dengelemelisiniz.

0 grubuna dahil olanlar, süt ürünlerinden ve yumurtadan uzak durmalılar. Onların metabolizmaları ağır çalışır ve sütlü besinlerin de metabolizmayı yavaşlattığı biliniyor. Süt ve sütlü besinler, vücudun kalsiyum ihtiyacını giderirler. Vücudunuzda kalsiyum eksikliği olmaması için çeşitli haplarla kalsiyum ihtiyacınızı gidermelisiniz.

Sıvı Yağ Tercih Edilmeli

0 kan grubuna dahil olanlar için sıvı yağlar tavsiye ediliyor. Sıvı yağlar, özellikle zeytinyağı önemli bir besin kaynağıdır. Mono doymamış yağları, özellikle zeytinyağını tercih ederseniz, kalp ve damar sağlığını da korumuş olursunuz. Bu yağın kandaki kolesterol miktarını da azalttığı biliniyor.

Sıfır Kan Grubu İçin Örnek Diyet

Kan grubunuza uygun diyet hazırlarken sizlere bir haftalık, on beş günlük ya da bir aylık listeler sunmayı düşünmedik. Kan grubunuzun özelliklerine göre hangi yiyeceklere ağırlık vermeniz gerektiğini bildikten sonra listenizi kendiniz hazırlayabilirsiniz. Ayrıca bizim önerimiz, belirli bir süre diyet uygulayıp sonra eski duruma dönmek değil. Kan grubunuza uygun bir beslenme düzenine kavuşup, bunu ömür boyu uygulamanızı öneriyoruz.

Kahvaltı

2 dilim mısır ekmeği, tereyağı ya da fındık ezmesi sürülmüş
180 gram sebze suyu
Muz
Yeşil çay ya da ot çayı

Öğle Yemeği

180 gram haşlanmış dana eti
Ispanak salatası
Elma veya ananas
Su ya da soda

İkindi

1 dilim elmalı kek
Yeşil çay ya da ot çayı

Akşam Yemeği

Kuzu pirzola
Haşlanmış brokoli
Haşlanmış patates
Karışık mevsim meyveleri

Sıfır Kan Grubuna Öneriler

0 kan grubundakiler için vitamin ve mineral takviyesi önem taşıyor. Metabolizmayı hızlandırmak, kanın pıhtılaşma gücünü artırmak, şişkinliği önlemek ve tiroid bezinin çalışmasını düzene sokmak gibi hedeflere ulaşmak için gerekli. Ancak vitamin takviyesi denilince akla öncelikle C vitamini gelir. Oysa 0 kan grubundakilere uygun yiyeceklerde C vitamini bol miktarda bulunmaktadır. D vitamini almak da gerekmez.

0 kan grubundakilerin öncelikle B vitaminlerine ağırlık vermeleri öneriliyor. İkinci sırada K vitamini var. Ve tabii kalsiyum takviyesi unutulmamalı.

Kanın pıhtılaşma gücü zayıf olduğu için doktora danışılmadan A vitamini takviyesi almak yanlış olur. Bilindiği gibi A vitamini kanı zayıflatır, yoğunluğunu azaltır.

Sağlıklı olmanın birinci şartı dengeli beslenmek ise, ikinci şartı da egzersiz yapmak. 0 kan grubuna dahil olanların uygulamaları gereken egzersizlere bir göz atalım. 0 kan grubundaki kişiler kilo vermek isterlerse, fiziksel faaliyetlere ağırlık vermelidirler. Size bir egzersiz çizelgesi sunuyoruz :

Aerobik (40-60 dakika) haftada 3-4 kez
Yüzme (30-45 dakika) haftada 3-4 kez
Jogging (30 dakika) haftada 3-4 kez
Ağırlık kaldırma (30 dakika) haftada 3 kez

AB kan grubuna biber ve sirke yasak!
Bu gruptakiler iki yumurta beyazı ile bir yumurta sarısı yerlerse kolesterolleri azalır.

Kan grupları arasında AB çok ender görülür. A grubuyla B grubunun karışmasından meydana gelen bu kan grubuna dünya nüfusunun ancak yüzde beşi dahildir. Ve de bu grup, kan gruplarının en yenisidir. Bundan on, oniki yüzyıl öncesine kadar böyle bir kan grubuna rastlanmamıştı. Doğudaki istilacı güçlerin batıdaki ülkeleri ele geçirmeleri üzerine farklı uluslar birbirlerine karıştılar. Doğuyla batı uygarlığının karışması sonucunda AB kan grubu ortaya çıktı. M.S. 900 yıllarından itibaren AB kan grubu oluştu. A ve B gruplarındaki Avrupalılar’ın evlilik yoluyla biraraya gelmedikleri kesindi. Ancak doğudan batıya akın başladıktan sonra farklı kan grupları birleşebildi.

AB grubu, iki grubun da özelliklerini taşır. Bu kan grubuna dahil olanların bağışıklık sistemleri çok güçlü olur. Ancak bazı kanser türlerine yakalanma olasılıkları vardır. İki grubun özelliklerini taşıyan AB grubu, alerji, artrit iltihaplanma gibi sorunlarla her zaman karşılaşabilir. AB grubunun şaşırtıcı özellikleri bu kan grubunun modern yaşamı simgelemesini sağlıyor: Karmaşık ve huzursuz.

AB Grubu Şaşırtıcı

Kan grubunuzun bilinmesini gerektirecek bir neden ortaya çıkmadan grubunuzu öğrenmek aklınıza gelmeyebilir. Oysa, kan grubunuz sizin yaşamınızda çok önemli yer tutan bir özelliğinizdir. Bu önemli özelliği bilmeden dengeli beslenme koşullarını yerine getiremezsiniz. Hangi hastalıklardan ne şekilde korunmanız gerektiğini bilemezsiniz. Kan grubunuz, bağışıklık sisteminizin anahtarıdır.

Kan nakli yapılması gerektiği zaman, kan Grubu A olan kişiye B grubu kan verilemez. A grubu kan, B grubu kanı kabul etmez. Aynı şekilde B grubundakiler de A grubu kan alamazlar. Kısacası A grubu ile B grubu birbirinden kan alamaz.

AB kan grubuna dahil olanlar her gruptan kan alabilirler ama AB grubu kanı, diğer kan grupları kabul etmez. Yani, AB grubu herkese kan verebilir ama başka hiçbir kan grubuyla uyuşamaz.

0 grubuna dahil olanlar da ancak kendi gruplarından kan alabilirler. Fakat 0 grubu herkese kan verebilir. 0 grubu aslında, evrensel kan bağışçısıdır.

AB Grubunun Özellikleri

A ile B’nin modern karışımı
Çevresel değişikliklerden kaynaklanan beslenme özellikleri
Sindirim sistemi çok duyarlıdır
Bağışıklık sistemi çok güçlüdür
Stresi yenmek için zihinsel faaliyetlerden yararlanabilir
Sırrı henüz tam olarak bilinmiyor

Diyet Nasıl Olmalı

Daha önce de belirttiğimiz gibi, AB grubu, diğer kan gruplarından çok daha kısa bir geçmişe sahip. AB grubundaysanız, yiyeceklerinizi seçerken çok dikkatli davranmalısınız. A ve B gruplarının beslenme düzenlerini dikkatle incelemek gerekir. A ve B gruplarına uygun olmayan yiyeceklerin çoğu AB grubu için de sakıncalıdır. Ancak diğer kan gruplarına tavsiye edilmeyen domates AB grubundakilere öneriliyor. Kilo alma konusunda AB grubundakiler A ve B gruplarındaki genlerin özelliklerini taşıyabilirler. Bu da zaman zaman problem yaratır. Örneğin A grubundakiler gibi mide asidinizin miktarı az olabilir. B grubundakiler gibi et yemeye kalkıştığınız zaman sindirim sorunuyla karşılaşırsınız. Yediğiniz et, vücudunuzda yağ olarak depolanabilir. Eğer kilo vermek istiyorsanız, et yemekten kaçınmalısınız. Et yerken de yanında mutlaka sebze bulundurmalısınız ve de etin miktarının çok az olmasına dikkat etmelisiniz. Deniz ürünleri, süt ürünleri ve taze sebze kilo vermenize yardımcı olur.

Mide Asidi Yetersiz

AB grubunun, A ve B gruplarının özelliklerini taşıması ilginç bir durum yaratıyor. Çok fazla hayvansal protein almanız sindirim sisteminizi zorlar. Tıpkı A grubundakilerde olduğu gibi sizin de mide asidiniz yeterli değildir. İşte bu yüzden azar azar ve sık sık yemek yemelisiniz. Kuzu, koyun, tavşan ve hindi eti yiyebilirsiniz. Dana ve sığır etlerinden uzak durmalısınız. Tavuk ve piliç eti yerine hindi etini tercih etmelisiniz.

Yoğurt Uygundur

Sütlü besinler konusunda, B grubundakilerin alışkanlıklarına ağırlık verebilirsiniz. Yoğurt, kefir ve yağı alınmış krema sizin için uygundur. Yumurta yerken iki yumurta beyazı ile bir yumurta sarısı yerseniz, kolesterolünüzün artmasını önlersiniz buna karşılık vücudunuzun protein ihtiyacını gidermiş olursunuz.

Hastalığa Karşı Önlem

Hastalanan herkesin zihninde aynı soru şekillenir: ‘‘Neden ben?’’ Tıptaki büyük gelişmelere rağmen bu soruya kesin bir yanıt vermek olanaksız. Sadece bazı kişilerin belirli bazı hastalıklara kolayca yakalandıkları biliniyor.

Kan gruplarının sağlık sorunlarıyla doğrudan bağlantılı oldukları saptandı. örneğin A grubuna dahil olan ve ailesinde kalp hastalıklarına yakalanmış kişiler bulunanların beslenme konusunda çok titiz davranmaları gerekiyor. Ayrıca A grubunun kanser türlerine karşı da özellikle korunması şart.

O grubu karmaşık virüslere kolay kolay uyum sağlayamaz. O grubundakilerin bağışıklık sistemleri güçlü olmasına güçlüdür ama gücünün sınırlı olduğu da unutulmamalı.

B grubundakiler virüs hastalıklarına karşı savunmasızdırlar. Sinir sistemiyle ilgili sorunlara karşı önlem almalıdırlar.

AB grubundakiler, daha çok A grubunun sorunlarıyla karşılaşırlar. Görüldüğü gibi sağlıklı yaşayabilmek, hastalıklardan korunabilmek için öncelikle kan grubunun bilinmesi ve özelliklerinin dikkatle incelenmesinde yarar var.

Kan Grubu Hastalıkları

Kan grubuyla doğrudan ilgili olan sorunlara kısaca göz atalım :

Yaşlılık hastalıkları
Alerjiler
Astım ve saman nezlesi
Bağışıklık sistemiyle ilgili sorunlar
Kan hastalıkları
Kalp ve damar hastalıkları
Çocuk hastalıkları
Diyabet
Enfeksiyon hastalıkları
Karaciğer hastalıkları
Cilt sorunları
Kadınların üreme organlarındaki sorunlar

Böbrekler ve Beyin

Kuşkusuz, kan grubu ne olursa olsun, herkes zamanla yaşlanır. Bu nedenle de tıp, yüzyıllar boyunca, yaşlılığı önlemenin yollarını araştırdı. Bu çalışmalar, bugün de sürüp gidiyor. Yaşlılık hastalıkları denilince, öncelikle böbrekler ve beyin akla gelmeli. Yaş ilerledikçe, böbreklerin çalışmasında bazı sorunlar ortaya çıkabilir. Örneğin yetmiş yaşına gelen bir kişinin böbreklerinin ancak yüzde yirmi beş kapasite ile çalışması söz konusudur.

Yaşlılığın öncelikle hissedildiği ikinci organ beyindir. Yaşlı bir insanın beynindeki nöronlar birbirlerine karışır. Bu karışma yüzünden de başta Alzheimer olmak üzere çeşitli hastalıklar ortaya çıkar. Kan grubunun özelliklerine uygun bir beslenme planı uygulamak, yaşlılığın gecikmesini sağlayabilir. Kan gruplarının birer gençlik kaynağı olduğunu söyleyemeyiz. Ama yaşlılık döneminin gecikmesi ve bu dönemden mümkün olduğu kadar az zarar görmek, kan gruplarının özelliklerini bilmekle sağlanabilir. Kan grupları, bizim yaşam formülümüzdür. Formülümüzü bilirsek ve onun gereklerini yerine getirirsek pek çok sağlık sorunundan korunabiliriz.

AB Grubundakiler İçin Örnek Diyet

AB grubundakiler hayvansal yağlar yerine zeytinyağını tercih etmeliler. Zeytinyağı bir mono doymamış yağdır ve kandaki kolesterol miktarını azaltır. Çok az miktarda olmak koşuluyla diğer bitkisel yağları da kullanabilirsiniz. Ama hayvansal yağları kesinlikle kullanmamalısınız.

Kahvaltı :

Sabah kalkar kalkmaz limonlu su
1 bardak greyfurt suyu
2 dilim mısır ekmeği
2 dilim beyaz peynir
Kahve

Öğle yemeği :

100 gram haşlanmış hindi göğüs eti
2 dilim kepek ekmeği
Salata
2 erik
Ot çayı

İkindi :

1 dilim peynirli kek ot çayı

Akşam yemeği :

Omlet
Çok az yağda pişirilmiş sebze
Karışık meyve salatası
Kafeinsiz kahve

AB Grubundakilere Öneriler

AB grubundakiler biber ve sirkeyi kendilerine yasaklamalılar. Salatalarda zeytinyağı ve limon kullanmalılar. Bol miktarda sarmısak kullanmaktan kaçınmamalılar. Şeker ve çikolata çok az miktarlarda olmak şartıyla yenebilir. AB grubuna dahil olanların mide asitleri çok az olduğu için mide kanserine yakalanma olasılıkları fazladır. Bu nedenle de C vitamini takviyesi yapmaları çok yararlı olur.

AB grubundakiler için sinir sistemini yatıştıran ot çayları çok yararlıdır. AB grubuna uygun egzersizler, aslında A ve B gruplarına önerilenlerin bir tekrarı. Sakinleşmek stresten kurtulmak için önerilen egzersizlerin belirtilen sürelerde uygulanması çok önemli.

Hatha Yoga (30 dakika) haftada 3-5 kez
Golf (60 dakika) haftada 2-3 kez
Bisiklet (60 dakika) haftada 2-3 kez
Yüzme (30 dakika) haftada 3-4 kez
Dans (30-45 dakika) haftada 2-3 kez
Aerobik (30-45 dakika) haftada 2-3 kez
Gerinme egzersizi (15 dakika)

Kan grubu A olanlara et kesinlikle yasak!
Kan grubu A olanların ataları yeryüzündeki ilk vejetaryenleri temsil ediyordu.

Kan gruplarının da bir tarihçesi var. Ve bu tarihçe, insanlığın tarihiyle paralellik taşıyor. Dünkü yazımızda kan grubu 0 olanların aslında ilk insanları simgelediklerini belirtmiştik. İlk kan grubunun 0 olması bir rastlantı değildi. Mağaralarda yaşayan ilk insanlar, vahşi hayvanları avlayıp, onların etleriyle besleniyorlardı. Çevrelerindeki ağaçların meyvelerinden ve otlardan yararlanmak akıllarından geçmiyordu. Ama zamanla insanoğlu çevresini incelemeye başladı ve yaban otlarının ağaçlardaki meyvelerin de karınlarını doyurmaya yardımcı olacağını sezdiler. 0 kan grubundan sonra ‘‘ilk vejetaryenler‘‘ diye adlandırdığımız nesillerin kan gruplarının farklı olduğu ortaya çıktı. Onlar, damarlarında A grubu kan taşıyorlardı. Yapılan araştırmalara göre, A grubu, Asya ya da Ortadoğu’da, M.Ö. 25 bin-15 bin yıllarında ortaya çıktı. Yeni çevre koşullarının bir sonucuydu bu. Yeni taş devrinin insanları yavaş yavaş toprağı işlemeye başlamışlardı ve artık otlarla, bitkilerle besleniyorlardı.

Enfeksiyonlara Dirençli

0 kan grubundan A grubuna böyle hızlı bir şekilde geçmenin sırrı neydi? İnsanoğlu hayatta kalma savaşı veriyordu. Çeşitli sağlık sorunlarına karşı dayanıklı olmak zorundaydılar. Ve A grubu kan onlara bu gücü sağlıyordu. Kuşkusuz o ilk insanlar, vücutlarındaki kanı çektirip yerine A grubu kan nakli yaptırmadılar. Beslenme düzenlerinin değişmesiyle, kanlarının genleri de değişti ve yeni bir kan grubu türü ortaya çıktı. A grubu kan, enfeksiyonlara çok daha fazla direniyordu. Bugün bile kolera ve çiçek gibi bulaşıcı hastalıklardan kurtulmayı başaranların A grubu kan taşıdıkları biliniyor.

Bugün Batı Avrupa’da en yaygın kan grubunun A grubu olduğunu söyleyebiliriz. Akdeniz, Adriyatik ve Ege bölgelerinde yaşayanların büyük çoğunluğu A grubuna dahil. Doğu Asya’da A grubunun en yoğun olduğu ülke Japonya.

Çıplak gözle bakıldığında, kan homojen, kırmızı renkte bir sıvıdır. Fakat bir damla kanı mikroskop altında incelerseniz, kanın aslında pek çok elementten meydana geldiğini anlamakta gecikmezsiniz.Bu elementlerin herbiri büyük önem taşır ve farklı işlevleri vardır.

A Grubununun Özellikleri

Onlar ilk vejetaryenler
Ektiğini biçer
Sindirim sistemi duyarlıdır
Bağışıklık sistemi dayanıklıdır
Yerleşik beslenme ve çevre koşullarına kolayca uyum sağlar
Stresi yenebilir
Güçlü ve sağlıklı kalması için sebze ağırlıklı diyet uygulamalıdır

Diyet Nasıl Olmalı

Günümüzde giderek yaygınlaşan ‘ayaküstü atıştırma’ uygulamasının A grubuna dahil kişiler için yararlı bir beslenme şekli olmadığı kesin. Aslında bu tür beslenme alışkanlığı herkes için sakıncalı ama özellikle A grubu insanının böyle uygulamalardan kaçınması gerek. Kan grubu A olan Amerikalılar için kan grubuna uygun beslenme düzenine alışmak çok zor oluyor. Bildiğiniz gibi Amerikalılar et ve patates ağırlıklı besinlere tutkunlar. Bu alışkanlıktan vazgeçip soya proteinleri ve tahıl ürünleri ve sebzelere ağırlık vermeliler. A grubuna dahil olanlar olanakları elverdiğince doğal besinlerle beslenmeli. Bu gruba dahil olanların bağışıklık sistemleri son derece duyarlıdır. Üstelik kalp hastalıkları, kanser ve diyabet gibi sorunlar kapıda bekler. Kan grubu A olanlar, bağışıklık sistemlerini güçlendirmek için gereken önlemleri alırlarsa, korkmaları için bir neden kalmaz.

A Grubu Et Yememeli

A grubu için hazırlanan diyeti uygulamak kilo vermeyi sağlar. Metabolizma açısından A grubu, 0 grubunun tam tersidir. A grubundaki kişiler kırmızı et yedikleri zaman ağırlık hissederler, enerji kaybına uğrarlar. Ama proteinli besinler ve sebzeler bu kişilere enerji verir, daha canlı olmalarını sağlar. A grubundakiler zaman zaman vücutlarının su tutmasından yakınırlar. Sindirim sistemleri uygunsuz yiyecekleri eritmekte geciktiği için vücutta su birikir. O grubundakiler için et, vücuda enerji veren bir yakıttır. A grubundakiler ise eti yağ olarak vücutlarında depolarlar. A grubundakilerde mide asidi miktarı çok azdır.

Sütlü Besinler De Yok

A grubundakilerin sütlü besinleri sindirmeleri de zor olur. Bunlar ensülin reaksiyonunu artırdıkları için metabolizmada yavaşlama görülür. Dahası sütlü besinlerde doymuş yağ oranı çok yüksektir. Bu özellik de şişmanlığa ve diyabet hastalığına zemin hazırlar. Bu nedenle A grubundakiler sütlü besinleri yemek listelerine dahil etmemeliler.

Deniz Ürünleri Serbest

A grubundakiler, sağlıklı bir şekilde kilo verebilmek için her türlü eti yemek listelerinden çıkarmalıdırlar. Bu öneri pek de gerçekçi sayılmaz. Daha gerçekçi davranalım ve şöyle diyelim : Mümkün olduğu kadar az et tüketilsin. Ayaküstü lokantalarını dolduran kişilerin kalorisi yüksek ve yağ oranı çok fazla olan yiyeceklerle beslendiklerini biliyoruz. Bu kişilerin büyük bir bölümünün kan grubu A olabilir. Et türlerinden tamamen vazgeçip vejetaryen olmak zaman alabilir. Bu işi birdenbire değil yavaş yavaş yapmalı. Et yerine haftada iki üç kez balık yiyin. Et yediğiniz zaman yağsız olmasına dikkat edin. Balık yerine tavuk eti de yiyebilirsiniz. Et yemekleri haşlama ya da fırında pişirilsin. Salam, sosis ve kavurma gibi türlerden uzak durulmalı.

A grubundakiler aşırıya kaçmamak koşuluyla haftada üç dört kez deniz ürünleriyle beslenebilirler. Fırında pişirilmiş, ızgara ya da haşlanmış deniz ürünleri zarar vermez.

Öncelikle Sebze – Meyve

A grubu için hazırlanan diyetlerde, sebzeler birinci sırada yer alıyor. Vücudun mineral, enzim ve antioksidan ihtiyacının giderilmesi için sebze çeşitlerine ağırlık verilmeli. Sebzelerin mümkün olduğunca doğal durumda olmalarına özen gösterilmeli (çiğ ya da buharda pişirilmiş.) A grubundakilerin sebze ağırlıklı yemek listelerinde biber, domates, patates ve lahana yer almamalı.

Brokoli, bu gruptakiler için içerdikleri antioksidanlar nedeniyle hararetle önerilen sebzelerin başında geliyor. Antioksidanlar, bağışıklık sistemini güçlendirirler ve anormal hücre bölünmesini engellerler.

A grubundakiler için çok yararlı olan sebzeler arasında havuç, balkabağı, ve ıspanağı sayabiliriz.

Sarmısak sofradan hiç eksik edilmemeli. Doğal bir antibiyotik olan sarmısak, aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendirir, kan için de yararlıdır. Sarmısak her kan grubu için yararlıdır, fakat en fazla yarar sağlayan kan grubu A’dır.

Günde üç öğün meyve yenmeli. Erik ve vişne gibi meyveler yenilmeli. Tropikal bölgelerde yetiştirilen meyvelerin hiçbiri A grubuna dahil olan kişilere tavsiye edilmiyor. Narenciye türü meyveler de A grubu için zararlı olabilir.

Kahvaltı :

1 bardak limonlu su (kalkar kalkmaz)
1 küçük kase sütle karıştırılmış yulaf
1 bardak greyfurt suyu
Kahve veya ot çayı

Öğle yemeği :

Marul salatası, taze soğan, salatalık, beyaz peynir, limon ve taze nane
Elma

1 dilim ekmek

Ot çayı

İkindi :

2 dilim limonlu kek
2 erik
Yeşil çay ya da su

Akşam Yemeği :

Lazanya/Brokoli/ Yoğurt
Kahve veya ot çayı

Kan Grubu A Olanlara Öneriler

Kan grubu A olanlar öncelikle B12 vitamini eksikliğine karşı tedbir almalılar. Diğer B vitamini türlerinin eksikliği hissedilmeyebilir. C vitamini takviyesi gereklidir ama dozunun yüksek olmaması koşuluyla (250 miligramı aşmamalı.)

Orta yaşlılar günde 300-600 miligram kalsiyum takviyesi almalı. Bildiğiniz gibi vücut demir ihtiyacını kırmızı etten giderir. A grubunun diyetinde kırmızı et bulunmadığı için doktor kontrolünde demir takviyesi yapılmalı.

A grubundaki kişiler için öncelikle Uzakdoğu sporları öneriliyor. Seçilen yiyecekler kadar, seçilen spor türlerinin de önem taşıdığı unutulmamalı.

Tai Chi (30-45 dakika) haftada 3-5 kez
Hatha Yoga (30 dakika) haftada 3-5 kez
Hızlı yürüme (30 dakika) haftada 2-3 kez
Yüzme (30 dakika) haftada 3-4 kez
Dans (30-45 dakika) haftada 2-3 kez
Aerobik (30-45 dakika) haftada 2-3 kez
Gerinme (15 dakika) haftada 3-5 kez

kangrubu.com

Posted in Genel | Leave a Comment »

Ramazan, seni biz öldürdük…

Posted by helalderman 14 Ağustos 2010


Kim kimi tutacak? Açlık bizi mi yoksa biz süflî arzularımızı? Biz mi Ramazan’ı değiştiriyoruz, Ramazan mı bizi? Ramazan, terbiye olma ve şeytanlardan kurtulma ayı mı yoksa tıkınma ve şeytanları toplama ayı mı? Ramazan arınma, düşünme ve akıllanma ayı mı yoksa yan gelip yatma, gösteriş yapma, zengin sofralarında görünme ayı mı?
İstediğiniz kadar çoğaltabiliriz soruları. Ben oruç tutmaya başlayalı 36. Ramazan’ımı idrak edeceğim. Lakin Müslümanların her yeni bir Ramazan’a irfan ve idraklerini artırma yerine daha da çok kaybetmeleri nedeniyle özleyemez hale geldim Ramazanları.

Ramazan öncesi bu idrakin oluşumu için en güzel makaleleri kuşkusuz Dücane Cündioğlu kaleme aldı. Bu vesileyle teşekkürü bir borç bilirim.

O halde bu Ramazan’ı bir başka karşılayalım ve hep birlikte değişim ayı ilan edelim…

Geliniz, Ramazan’ı yalnızca oruç ritüelinin icra edildiği ay olmaktan çıkaralım. Ramazan’ı anlamaya yanaşalım. Peygamberi hasletleri çoğaltma ayı haline dönüştürelim…

Geliniz, içimizdeki isyan, tuğyan, riya, tamah, yalan, dedi doku, iftira, asabiyet, ifrat ve tefrit, emanete ihanet, hilekârlık, tembellik, idraksizlik, itidalsizlik, cimrilik, nankörlük, basiretsizlik, ferasetsizlik, iffetsizlik, sabırsızlık, vefasızlık, bin yüzlülük, şüphecilik, şımarıklık, şükürsüzlük, haram kazanç, helâl kazanıp haram tüketme, helâl-haram ayırımı yapmama, şüphelilerden sakınmama, komşu aç iken tok yatma gibi kurtulması gereken ne kadar kötü haslet varsa bunlardan kurtulma mücadelesini başlatalım!

Geliniz, sofralarımızda çorba ve bir kap yemekten başka yemekler olmasın…

Geliniz, iftarı kolalarla değil hurma ile açalım…

Geliniz, iftarımızı helâl nimetlerle açalım. Helâli, köşe müftülerinin dikte ettiği’ sadece alın teri algısından kurtaralım. Geliniz, soframıza koyduğumuz nimetleri haram ve şüphelilerden arındırmaya çalışalım…

Geliniz, bu arınmaya kişilik, kimlik ve neslimizin yapısını belirleyen nimetin kazanımından tüketimine kadar ki süreçlerin tümünün helâlliği konusunda kafa yoralım…

Popüler ilahiyatçılarımızdan bazıları ‘Allah’ın helâlleri de bellidir haramları da. Haramlar, Kur’an-ı Kerim’de sayıldığına göre, gayrısı helâldir’ diyorlar. Geliniz, emperyalizmin oyununa gelmiş ve kapitalizmin tüketim çarkına rıza gösteren bu adamları yok sayalım…

Geliniz, haramları Bakara 173 ve Mâide 3’de sayılanlarla sınırlandıran cahiller gibi algılamaktan uzak duralım. İslam’ın, insan ve çevre için zararlı olanlardan kaçınılması emrini hatırlayalım…

Geliniz, menşei bilinmeyen, böcek vs gibi yenilmesi caiz olmayan, hatta İslam’ın ön gördüğü kesim olup-olmadığı netleştirilemeyen yahut da menşesi bilinse bile, beden ve ruh sağlığını bozucu katkı maddelerinden neslimizi ve nefsimizi koruyalım…

Geliniz, Nisa 118, 119 ve Bakara 211’de ‘şeytani bir eylem’ olarak tanımlanan, İslam Konferansı Teşkilatı araştırma heyetinin de “haram” fetvası verdiği, genetiği değiştirilerek elde edilen zararlı hatta öldürücü etkiye sahip GDO’lu ürünlerden uzak durup onlarla mücadele edelim…

Geliniz, “Haram olan şeyle tedavi olmayın” emrini veren bir Peygamber’in, haram olan şeylerle beslenmeyi uygun görmeyeceğini düşünelim…

Geliniz, “Her kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini de, şerefini de korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere yönelirse harama düşmüş olur” buyuran bir Peygamber’in nebevi tüketim modelini öğrenelim…

Geliniz, ürün etiketine ‘sığır jelâtini’ veya ‘yenilebilir jelâtin’ yazılarak hazır çorbadan yoğurda, dondurmadan pastaya, sakızdan meyve sularına kadar her türlü endüstriyel gıdaya eklenen jelâtin gibi şüpheli katkılardan uzak durarak, orucumuzu arındırmaya çalışalım…

Geliniz, Hz Peygamber s.a.v.’in unu elemeye müsaade etmediği ve kepeğinden ayrılmış una izin vermediği için Hz Ömer r.a.’in un elemeyi yasakladığını ve bu yüzden Ebuzer r.a.’ın Muaviye’ye “Değişmişsiniz. Şimdi arpalarınızı elekten geçiriyorsunuz, oysa geçmişte böyle değildi. Ekmeğiniz çifte ateşte pişiyor ve iki katıkla yiyorsunuz. Oysa Peygamber s.a.v. döneminde böyle değildi” sözlerini hatırlayıp, yiyenleri öldüren beyaz ekmeği, soframızdan uzak tutmaya çalışalım…

Geliniz, ‘Peygamber s.a.v. kepeksiz beyaz ekmeği neden yasakladı’ diye düşünelim ve Fransız psikolog Francois Magedie bir grup köpeği, sadece beyaz ekmek ve su ile diğer grup köpeği ise tam buğday unundan yapılmış ekmek ve su ile besleme hikâyesinin sonucunu idrak ederek sürdürelim bu değişimi. (Francois Magedie deneyinin ellinci gününde beyaz ekmek yiyen köpekler ölür. Ancak tam buğday unundan yapılmış ekmekle beslenen köpekler sağlıklı bir hayat sürdürmeye devam eder.)

Geliniz, bu örnekten hareketle Peygamber s.a.v.’in yasağını ve Dünya Sağlık Örgütü’nün ‘Türkler beyaz ekmek yiyerek gizli açlık çekiyorlar’ tespitinin manasını anlamaya çalışalım…

Geliniz, iftar sofralarında gazlı içecekler yerine, halen çarşı pazarda arzı endam eden erik, vişne, kayısı gibi meyvelerden yapılmış hoşaflar veya bal şerbeti bulundurulalım…

Geliniz, iftar sofralarının vazgeçilmezlerinden biri olan -ancak ne eskinin tahrana çorbası ne de hanımların biraz emek harcayarak yaptığı mercimek çorbalarına benzemeyen- sağlıksız ve şüpheli katkı maddesi içeren sentetik çorbaları içmeyelim…

Geliniz, unutulmaya yüz tutmuş nimetlerden biri olan yoğurdu, düşürüldüğü içler acısı durumdan kurtaralım ve jelâtinden nişastaya, koruyucudan margarine birçok katkı maddesi içeren market yoğurtları yerine kendimiz ev yoğurtları yapalım…

Geliniz, Efendimiz s.a.v.’in “Ölüm dışında hiçbir hastalık yoktur ki çörek otunda onun için bir deva bulunmasın” buyurdukları çörek otunu, yoğurdumuza kaşık kaşıt ilave ederek sıhhat bulalım…
Geliniz, sahurda ve iftarda Resülullah s.a.v.’in “Kim her sabah acve hurmasından yedi tane yerse o gün geceye kadar ona ne zehir ne de sihir zarar verir” emri gereği, acve hurması olmasa bile hurma yiyerek sıhhatimizi geri kazanalım…

Geliniz, bin bir zararı olan bayram şekerleri, GDO’lu ve de birçok zararlı katkı içeren çikolatalar yerine bayramlarda misafirlerimize hurma, kuru incir, kayısı kurusu, taze meyve, ceviz, badem ve fındık içi ikram edelim…

Geliniz, bu Ramazan vesilesiyle Efendimiz s.a.v.’in “İnsanoğlu midesinden daha kötü bir kap doldurmamıştır” buyruğunu hatırlayalım ve tükettiklerimizin dörtte birinin bize yeterli olduğunu, geri kalanın ise sağlığımızı bozan ifrat olduğunu hatırlayalım…

Ey zenginler! Geliniz, “Altın ve gümüşü biriktirip, Allah yolunda harcamayanları elem veren acıklı bir azap ile müjdele!” (Tevbe 34) Ayet-i Kerime’si gereği geliniz fakirlerle eşit olmayı deneyelim. Bu Ramazan Ebuzer r.a.’ın hayatını okuyup onun gibi olmayı deneyelim…

Geliniz, sadaka ve zekâtları; ucuza kapatılan, vergiden düşülen, fakirlerin evlerini bakliyat depolarına çeviren ve kendisinin tüketmeye tenezzül etmediği içerikteki gösteriş paketleri yerine, nakit para vererek borçlunun borcuna, dertlinin derdine ortak olalım…


Geliniz, Hayrettin Karaman hocaya kulak verip, zekâtı amacına uygun hale getirelim. Gıda Hareketi gibi örgütlerin faaliyetlerini kolaylaştırıcı katkılar sunalım…

Geliniz, artık bu Ramazan’da değişelim ve süflî alışkanlıklarımızdan kurtulalım!

Ramazan’ı ve Ramazanları Allah c.c.’ün murat ettiği gayeye uygun hale getirelim.

Hayırlı Ramazanlar…
gıda güvenliği hareketi

Posted in Genel | Leave a Comment »

vitamin ve mineraller nerede!!!

Posted by helalderman 09 Ağustos 2010


Kahraman vitaminlerle kansere karşı önleminizi alın…

Aşırıya kaçılmadan alınan A, E, C vitaminleri ile çinko ve demir, kansere
karşı vücudun en doğal ‘savaşçıları’…

Doğru beslen kanseri yen – 3 / Ayşegül AYDOĞAN

Beslenme ve diyet uzmanları Murat – Aysun Gökçen’in kanserle savaşta
üzerinde en çok durduğu konulardan biri de vitaminler. Yeni kitapları
‘Kanseri Beslenerek Yenebilirsiniz’de vitaminlerin kanser oluşumunu
önlediğini hatırlatan Gökçen çifti, her vitaminin kanserde ayrı bir cephede
savaştığını anlatıyor. Gökçenler, araştırmaların vitamin yetersizliğinin
tümör oluşumuna neden olduğunu ortaya koyduğunu belirtiyor. Yine de, aşırı
vitamin alımının önemli toksik etkilere neden olduğu uyarısında bulunan
Gökçen çifti, anti kanser etkileri olan A’dan C’ye, E vitamininden çinko ve
demire kadar kanserle savaşta önerdikleri vitamin desteğini şöyle
özetliyorlar:

A VİTAMİNİ:
Yetersizliğinin, solunum ve yemek borusu, mide, prostat, meme, akciğer
kanserlerinin oluşumunu artırdığı biliniyor. Ayrıca A vitamini zengin
beslenmenin kanser oluşumunu önlediği bilimsel raporlarla destekleniyor.
Vücudun koruyucu dokusu epitel’in yapımı ve yenilenmesinde rol oynayan A
vitamininin yetersizliğinde bu dokular bozuluyor. A vitamini ve meyve ve
sebzelerdeki yapıtaşı beta karoten, kansere karşı korunmaya yardımcı oluyor.
Beta karoten, bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Tüketiminin azalmasıyla
kanser riski artıyor. Beta karoten yönünden zengin besinleri az tüketen
kadınlarda özellikle meme kanseri riski, en yüksek düzeyde saptanıyor. Bu
nedenle beta karoten yönünden zengin besinlerin her gün tüketilmesi şart.

NELERDE VAR?
A vitamini ve beta karotenden zengin besinler şunlardır;
• Yumurta sarısı
• Karaciğer
• Süt
• Ispanak
• Havuç
• Yeşil biber
• Kayısı
• Yeşil sebzeler
• Domates
• Portakal, greyfurt

C VİTAMİNİ
Solunum, yemek borusu ve mide kanserlerinin önlenmesinde C vitamini önemli
rol oynuyor. Kanserojenlerle doğrudan teması olanlar, günlük C vitamini
gereksiniminin üzerine çıkabilirler. Bu durum kanser riskini azaltır. C
vitamini, yiyecek ve içeceklerle alınan nitrit ve nitratların kanser yapıcı
nitrosaminlere dönüşmesini önler. Kısacası C vitamini, kansere yakalanma
riskini azaltır. Her gün birkaç kez taze meyve ve sebze tüketen kadınlarda
meme kanseri riski bu besinleri tüketmeyen kadınlara göre 10 kat azdır. C
vitamini alımı artarken meme kanseri riski azalır. Bazı araştırmacılar C
vitamini zengin beslenmenin meme kanseri vakalarının yüzde 25 oranında
azalabileceğini iddia etmektedirler. C vitamini, düşük yağ ve yüksek lif
içeren diyetlerle tüketildiğinde etkinliği en üst seviyeye çıkar. C
vitamini, çeşitli yollarla vücuda giren birçok kimyasal kanserojeni etkisiz
duruma getirir.

NELERDE VAR?
C vitamini yönünden en zengin besinler şunlardır:
• Kuşburnu
• Maydanoz
• Tere
• Roka
• Kırmızılahana
• Çilek
• Karnabahar
• Ispanak
• Yeşil sivri biber
• Turunçgiller (Portakal, mandalina, greyfurt, limon )

E VİTAMİNİ
Güçlü bir antioksidandır. Bazı toksik maddelerin olumsuz etkilerini azaltır.
E vitamini eksikliğinin meme tümörü vakalarını artırdığı gözlemlenmiştir.
İnsanlar üzerinde yapılan araştırmalarda da özellikle meme kanseri olan
kadınların diyetine besinsel E vitamini takviyesi yapıldığında iyiye gitme
görülmüştür. Kanında normal veya yüksek düzeyde E vitamini olan kadınlara
göre, kanında düşük düzeyde E vitamini olan kadınlar beş kat daha fazla meme
kanseri riskiyle karşı karşıyadır. E vitaminini karşılamak için en doğru
yol, E vitamini içeren besinlerin bolca ve sıkça tüketilmesidir. E vitamini
düşük yağ ve yüksek lif içeren diyetlerle birlikte tüketildiklerinde
etkinlikleri en üst seviyeye çıkar.

NELERDE VAR?
E vitamini açısından zengin bazı besinler şunlar:
• Badem
• Fındık
• Dolmalık fıstık
• Patlamış mısır
• Tahin
• Kabak çekirdeği
• Dolmalık biber
• Kıvırcık
• Nane
• Sivri biber
• Kereviz yaprakları

ÇİNKO
Çinko, A vitamininin anti kanser etkisini güçlendirerek yeni oluşan kanser
hücrelerinin öldürülmesine yardımcı olur. Çinko yetersizliği A vitamininin
karaciğerden salınımını ve kullanımını azaltır. Bu nedenle çinko içeren
besinleri A vitamini içeren besinlerle birlikte tüketmenin oldukça büyük
faydaları var. Özellikle kanserli hastalarda çinko yetersizliği çok sık
görülür. Kısacası, A vitamini ve çinko birbirini tamamlayan ikili
gibidirler. Bu nedenle beslenmede A vitaminine dikkat ederken, çinko alımına
da özen göstermek gerekir. Çinko en fazla, su ürünlerinde (balık, midye vb.)
bulunur. Ayrıca mantar, badem ve cevizde zengin çinko kaynaklarıdır.

DEMİR
C vitamininin besinlerdeki demirle ilgili de önemli bir görevi vardır. Demir
yetersizliği, sindirim sisteminde kanser oluşma riskini artırır. Bu nedenle
kanser beslenmesinde demirin büyük önemi vardır. Besinlerle alınan demirden
tam anlamıyla yararlanılması gerekir. Demirin hem bağırsaklardan
emilebilmesi, hem de kemik iliğine taşınabilmesi için C vitaminine ihtiyaç
duyulur. Beslenmeniz C vitamininden yetersizse demirden yeterince
faydalanamazsınız. C vitamininin demir emiliminde etkin bir rol
oynayabilmesi için aynı öğünde demir içeren besinlerle birlikte alınması
gerekmektedir.

NELERDE VAR?
Demirden zengin besinler şunlardır;
• Kırmızı et
• Pekmez
• Tahin
• Antep fıstığı
• Mercimek
• Barbunya
• Kuru fasulye
• Yumurta sarısı
• Ispanak
• Roka
• Kabak çekirdeği
• Kereviz yaprakları

Gökçenler’in özel mönüsünden

Ispanak Salatası

MALZEMELER:
• 1 demet iri doğranmış ıspanak
• 1 su bardağı taze mantar
• 3 adet iri doğranmış domates

SOSU İÇİN
• 2 çorba kaşığı balzamik sirke
• 1 çorba kaşığı zeytinyağı
• 2 çorba kaşığı haşhaş tohumu
• 1 tatlı kaşığı hardal tohumu
• 1 adet nar suyu

HAZIRLANIŞI:

Geniş bir salata kasesine sos malzemelerini koyup iyice karıştırın
Çiğ olarak ıspanak, mantar ve domatesi birleştirip üzerine sosu ilave edip
tekrar karıştırıp bekletmeden servis yapın

‘Vitamin’i öldürmeyin!

Meyve sularını sıktıktan sonra hemen için, uzun süre bekletmeyin. Bekleyen
her dakika aleyhinize işler, vitaminler geçen zamanla etkisini yitirir.
Taze sebzelerin pişirme – haşlama suyunu mutlaka değerlendirin. Böylece bazı
minerallerin ve de özellikle B vitaminlerinin kaybolmasını önlemiş
olursunuz.
Taze meyve ve sebzeleri doğradıktan sonra bekletmeyin.
Pişirilen yemekleri günlerce bekletmeyin. Bayat yemekler çok risklidir,
bozulmuş olabilir, vücudun direncini kırabilir. Ayrıca, beklemiş yemeklerde
bazı B vitaminleri ile C vitamini kaybı fazla olur. webhattından alıntıdır.

Posted in VİTAMİN & MİNERALLER | Leave a Comment »

SODA İÇERKEN ÖLEBİLİRSİNİZ !!

Posted by helalderman 08 Ağustos 2010



Hızlı içilen karbondioksitli içecekler diyetinizi raydan çıkarıyor mu?

Soda; bu İçeceğin 4 harfli kelimesi haline geldi. Marketteki bütün içeceklerin içinde soda barız en kotu üne sahip içecek. Bilim ve tıp araştırmaları parmaklarını sodaya uzatıp, diyabetten diş çürümesine hiperaktiflikten çocuk obezliğine kadar bir çok konuda sodayı suçluyorlar. Ama gerçekten soda zararlı mı? Soda gerçekten içeriğinden dolayı insanlar için sağlıksız mı diye sorulduğunda, kurul onaylı beslenme uzmanı ve yazar Dr. Jonny Bowden, “evet basit, net cevabı bu, Evet. Olumlu. Kesinlikle” dedi. Amerikalıların en favori içecekleriyle ilgili bu kadar sağlıksız olan ne peki?

Gerçeği öğrenmek için, içeriğindeki malzemelerle başlayalım. Ortalama kola karbondioksitli su, karamel renklendirici, doğal tatlandırıcılar, kafein, fosforik asit ve yüksek fruktozlu mısır şurubu. Karbondioksitli su, baloncukları yaratan karbondioksit nüfuz edilmiş yalın sudur. karamel renklendirici yiyecek ürünlerine hafif renk veren, müşterinin görmeyi beklediği benzer rengi sağlayan doğal bir katkı maddesidir. Doğal tatlandırıcılar genellikle turunçgil çeşitlerindendir ve lezzet vermesi için eklenir. Bütün bunlar basit zararsız içerikler.

Sıradaki kafein, bağımlılık yaratıcı olarak bilinen diüretik ve uyarıcı. İçindekiler listesinde son olarak kalan, sodaya kötü ününü veren : şeker. Fosforik asit keskin koku yada ekşi tatlandırıcıyı nişastayı sekere nüfuz ederek veren bir kimyasaldır. Bowden’e göre mümkün olduğunca az seker tüketmeliyiz, Özelliklede rafine edilmiş şeker. Tam hedefi tam vurmak olurdu ama bu elde edilemez bir amaç diyor Bowden. Neden elde edilemez? Çünkü süpermarket raflarındaki neredeyse her ürün bizim soda listemizdeki son malzemeyi içeriyor: Yüksek fruktozlu mısır şurubu. İçeriğinde bu var çünkü bu daha da tatlılaştırmanın en ucuz yolu diyor Bowden. Aynı zamanda gıda temininde en korkutucu malzeme. Gıdaya yüksek fruktozlu mısır şurubu katarak çok az besin ve yüksek oranda kalori sağlıyor.

Eğer mesele buysa, o zaman diyet sodaya bakalım. Kilo kaybına yardım mı ediyor yoksa engelliyor mu? “Engellediğine dair değişmez tıbbı bir kanıt yok” diyor Bowden. Ancak, böyle olabileceğini düşünmenize yol açan birçok anekdot bilgi ve akıllıca gözlemler var. Yeni bir araştırma gösteriyor ki, kalorisiz yiyecek ve içecekler bizi kalori alımına karar veren doğal yeteneğimizi kısıtlayıcı şartları kaldırıyor.

İkinci olarak, psikolojik bir tarafı da var: bir çok insan bilinçaltında bu bayağı içecekleri içerek daha az kalori aldıklarını düşünüyorlar ve yine bilinçaltında daha fazla yiyeceğe izin veriyorlar.

Üçüncüsü, beslenme uzmanları arasında tatlı yiyecekleri – pavlovian koşullanma metoduyla- gerçek bir kalori ya da seker olmasa da insülin salgılanması için işaret verdiğine dair şüpheler var. Bence bu çok değeri olan bir teori.

Bütün bunları göz önünde bulundurursak, soda yararlı bir içecek etmiyor. Şişenin üzerindeki bandrol de “önemli düzeyde lif, vitamin A, vitamin C, kalsiyum ve demir kaynağı değildir” diye belirtmiş.

Şu an gerçeklere sahipsiniz ve henüz aldığınız 1 aylık soda erzakına bakıyorsunuz, paniklemeyin. Aldıklarınız ziyan olmak zorunda değil. Birçok ev temizleme sitesine göre soda tuvaletinizi temizleyebilir, araba tamponundaki pası ortadan kaldırabilir ve kıyafetlerinizdeki yağı yok edebilir.

Şaka yapmıyoruz!

Posted in Genel | Leave a Comment »

Zehirli kimyasal maddeler icermeyen ev temizlik malzemeleri

Posted by helalderman 06 Ağustos 2010


Zehirli kimyasal maddeler icermeyen ev temizlik malzemeleri

Temizleyiciler Hakkında Püf Noktaları

Çamaşır sodası: Sodyum karbonat adlı bir mineraldir. Çok az miktarda yakıcı olup katı ve sıvı yağlar, kir ve pek çok petrol ürününün etkin temizleyicisidir. Aynı zamanda su yumuşatıcı ve sabun köpürtücü özellikleri de bulunur. Yakıcı özelliği nedeniyle, uygularken lastik eldiven kullanmak doğru olur. Zararlı kimyasal dumanlara neden olmaz. Klorsüz olanı tercih edin.

Boraks: Su, oksijen, sodyum ve bordan meydana gelen, antiseptik, antifungal, antibiyotik, koku giderici ve dezenfektan özellikleri olan doğal kaynaklı bir mineraldir. Küflenmeyi önler. Boraks yutulursa zehirlidir. (Eczane ve aktarlarda bulunabilir.)

Sirke: Meyve ya da tahılların fermantasyonuyla elde edilen bir sıvıdır. Asitli içeriği mikropları öldürmesini, yağı parçalamasını ve mineral kalıntıları çözmesini sağlar.

Karbonat: Sodyum bikarbonat, hafif aşındırıcı bir temizlik sağlar, beyazlatıcı ve koku giderici özellikleri vardır.

Uçucu bitkisel yağlar: Bitki kokularının özleri birçok parfümün ana maddesidir. Piyasada, özellikle doğal ürün satan dükkanlarda çeşitleri bulunabilir. Bir iki damla turunçgil, elma, çilek, nane vb. yağı ile eklenecek koku ev yapımı temizleyicilere hoş bir özellik kazandırır.

Bitkisel yağ tabanlı sıvı sabunlar (arapsabunu vs.): Bu tür sabunlar hayvan yağı içeren ya da petrol tabanlı sabunlara tercih edilmelidirler.

Tarifleri uygularken, püskürtme amacıyla pompalı spreyler, silmek amacıyla yüzde 100 pamuklu bezler, sıkıştırılmış selüloz süngerler, doğal kıldan yapılmış fırçalar kullanılabilir.

Çok amaçlı temizleyiciler

İki tatlı kaşığı boraks* ve 1 tatlı kaşığı** bitkisel kaynaklı sıvı sabun veya yeterince arapsabununu, 1 lt. sıcak suya karıştırarak her yüzeyde;

Yarım bardak çamaşır sodasını bir kova suya katarak alüminyum, fiberglas ve cilalı zeminler hariç tüm yüzeylerde kullanabilirsiniz.

Yağ lekelerini çıkarmak için, ilk karışıma bir çorba kaşığı sirke veya limon suyu ilave etmek yeterli olacaktır.

Ovarak temizleyenler

* 1 bardak karbonat ve 2 kaşık boraksı karıştırıp bir serpme kavanozuna koyun. Bu karışım banyodaki her şeyi temizlemek için kullanılabilir. Temizlediğiniz yeri su ile durulayıp yumuşak bir bezle kurulayın.

* Eşit miktarlarda sirke ve su karışımı ile nemlendirilmiş süngere tuz veya karbonat serpip kullanabilirsiniz.

Dezenfektanlar

* 4 litre sıcak suya yarım bardak boraks karıştırarak dezenfekte etmek istediğiniz yüzeye uygulayın. Bu karışım, Temiz Su Vakfı tarafından Kaliforniya Hastanesi nde bir yıl süreyle denenmiş ve tüm hijyenik gereklilikler sağlanmış. Bu karışıma, antiseptik özellikleri bulunan kekik, okaliptüs, biberiye, adaçayı (antimantari), lavanta bitkilerinin yapraklarını da katabilirsiniz. Bu bitki yağlarından herhangi birinden ya da teatree oil/hint defnesi yağından (antiseptik, antifungal) 2 tatlı kaşığı alıp 2 bardak suya kattıktan sonra pompalı bir spreyle uygulayabilirsiniz. Bu yolla evinizin hoş kokmasını sağlamış olursunuz. Ayrıca birçok yüzeydeki çatlak ve kuytu yerlere sodyumbikarbonat serpiştirip nemli bir süngerle de silebilirsiniz.

* Banyo yerlerini temizlemek için; 4 litre sıcak suya 1 çorba kaşığı karbonat, 1 tatlı kaşığı boraks, iki kaşık çamaşır sodası, yağ parçalayıcı özelliğinden dolayı yarım bardak sirke ve yeterince arapsabunu ekleyin. İyice karıştırıp yerlere fırçayla uygulayın. Temiz suyla ıslatılmış yumuşak bir bezle durulayın. Bu karışım tuvalet çevresini de kokudan arındırıp dezenfekte ederek temizler. Artanını tuvalete boşaltıp birkaç dakika bekletebilir ve fırçalayıp rezervuarı çekebilirsiniz.

* Mutfak yerlerini temizlemek için; yeterince arapsabunu ile yarım bardak sirkeyi 8 litre ılık suda karıştırın. Sabunu aktif hale getirmek için iyice karıştırın. Muşambalar için sirkeyi kullanmadan yukarıdaki tarifi uygulayabilirsiniz.

Fırın temizleyiciler

*1 bardak karbonat ile 4 kaşık çamaşır sodasını karıştırın. Fırının tabanına bolca su serpin, sonra da kiri toz halindeki karışımla kaplayın ve üzerine biraz daha su serpin. Gece boyunca öyle beklesin. Sabah, eski bir sünger ya da plastik sürtme teli ile kir ve yağları ovarak silin. Daha sonra süngere biraz arapsabunu koyup fırının kenarlarını, üstünü ve kapağının içini temizleyin, sabunundan iyice arındırmak için de ıslak bezle silin. Çok kötü lekeler metal sürtme teli kullanmanızı gerektirebilir.

* Mikrodalga fırın için; 1 fincan karbonatı su ile karıştırarak bir macun yapın. Fırının kapağını ve içini sünger üzerine koyduğunuz bu karışımla temizleyin. Sonra da iyice durulayın. (Fırın ılıkken döküntülerin üzerine tuz serpip 2 yemek kaşığı sodyum bikarbonat ve 1 bardak sıcak su ile bulamaç yapıp, bununla temizliğinizi yapabilirsiniz. Temizlikte metal olmayan sert, kalın kıllı bir fırça da faydalı olabilir.)

Bulaşık deterjanları

Bulaşık makinasında eşit miktarlarda boraks ve çamaşır sodası kullanabilirsiniz. Ağır lekeler için soda miktarını artırınız.

* Parlatıcı haznesine biraz beyaz sirke (elma sirkesi) ekleyerek bulaşık makinesinin içini temiz tutabilirsiniz.

Elde bulaşık yıkarken;

* Formulünde klor olmayan fosfor ve fosfatsız sıvı deterjanları kullanın ya da bir kalıp saf sabunu tavaya rendeleyerek üzerini örtecek kadar su ekleyin ve hafif ateşte eriyinceye kadar pişirin. Uygun bir kaba döküp, sıvı deterjanları kullandığınız gibi kullanın.

*Sıvı sabun veya arapsabunlu suya sirke katarak, bulaşıkta kullanabilirsiniz.

* Yanmış tencere/tavalarınızı tuzlu veya içinde patetes kabukları olan suda bir gece beklettikten sonra, kaynatıp temizleyebilirsiniz.

* Yanmış çaydanlıklarınız için, 1 çay kaşığı karbonat, 1 çay kaşığı tuz, yarım bardak sirke ve biraz suyu karıştırıp çaydanlığın içinde kaynatın.

Buzdolabı

* Kokuları çekmesi için hem buzdolabı hem de dondurucu bölümlerinde birer kutu karbonat bulundurun.

* Ayda bir kez buzdolabını durdurup tüm yiyecekleri dışarı çıkarın. 1 fincan karbonat ve yeterince arap sabununu, 4 lt sıcak suda karıştırın. Kutu ve tepsiler dahil tüm yüzeyleri bu karışımla temizleyip yarım bardak sirke karıştırılmış sıcak suyla durulayın.

Çamaşır deterjanları

* Mümkünse fosfat içermeyen deterjanları tercih edin veya toz sabun kullanın. Toz sabuna geçmeden önce çamaşırlarınızı bir kez sadece çamaşır sodası ile yıkayın. Bu yolla deterjan kalıntılarının sabun ile reaksiyona girip çamaşırlarınızı sarartma riskini ortadan kaldırmış olursunuz. Çamaşır sodasını sabunla beraber kullanırsanız çamaşırlarınızda hem parlaklık hem de ağartıcılara ödediğiniz paranın daha azını harcayarak beyazlık sağlarsınız.

* Fosfatsız deterjanları, koku gidermek, mikrop öldürmek ve beyazlatmak için 2 kaşık boraks ve 4 kaşık çamaşır sodası ekleyerek kullanabilirsiniz. Çalkalama aşaması için yarım bardak sirke ilave ederek hem renklerin canlı kalmasını, hem de havlularınızın yumuşamasını sağlayabilirsiniz. Yumuşatıcı gözüne yarım bardak sirke koyarak, deterjan kalıntılarını giderip suyu yumuşatmanız mümkün.

* Klorlu ağartıcılara alternatif olarak sıvı hidrojen peroksitten yapılmış beyazlatıcılar ya da toz halinde hidrojen peroksit kullanabilirsiniz.

Tuvalet ve su giderleri

* Yarım bardak karbonat ile yarım bardak sirkeyi tuvalete dökün. Fokurdama yaratan bu kimyasal reaksiyon sonunda tuvaletiniz kokulardan arınmış ve temizlenmiş olacaktır. Yine fırçaladıktan sonra üzerine bir kova kaynar su döküp sifonu çekin.

* 2 kaşık boraks, 1 fincan sirke ve 500 ml sıcak su ile hazırladığınız karışımı, tuvalet çevresi ve diğer yüzeylerdeki mikropları öldürmek için püskürterek kullanabilirsiniz.

Lavabo ve tuvalet açıcıların ana maddesi, cildi eritip geçebilecek özellikte aşındırıcı bir madde olan asittir. Yanlışlıkla yutulursa iç dokuları yakarak özafagus, mide ve bağırsak sistemine zarar verir.

* Öncelikle lavabo pompası ya da tesisatçı kılavuzu kullanın. Uygunsa lavabonun altını sökerek temizleyin. Mekanik çözümler daima kimyasal çözümlerden üstündür.

* Tıkanmış olan gidere, yarım bardak karbonat ve yarım bardak sirke döküp 15 dakika bekletin. Daha sonra sıcak su dolu bir çaydanlığı gidere boşaltın.

Mobilyalar

Mobilya cilalarının, özellikle de aerosol olanların normal kullanımı sırasında çıkan gazların kazara solunması ya da yutulması ciddi bir tehlike oluşturur. Bu cilaların yapımında pek çok zehirli madde kullanılır. Fenol deriye temas ederse, şişme, soyulma, yanmaya neden olup kurdeşen ya da sivilceler oluşturabilir. Dahili olarak çok az miktarda bile alınması dolaşım sisteminin çökmesine, çırpınma, soğuk ter, koma ve ölüme neden olur. Mobilya ve yer cilalarında sık sık karşılaşılan diğer kimyasallar ise nitrobenzen (çok zehirli), akrilonitril, amonyak, deterjanlar, yapay kokular, nafta ve damıtılmış petrol ürünleridir. Dikkatli kullanılmaları gerekir ama bunların yerine kendiniz ev çözümlerinde şu metodları deneyebilirsiniz;

* Bir ölçü bitkisel yağa, bir ölçü limonsuyu veya sirke karıştırarak ince bir şerit halinde uygulayıp iyice ovalayabilirsiniz.

* Ahşap yüzeylerdeki su izlerini bir parça diş macunu ile ovalayarak silebilirsiniz. Cilasını yitirmiş yüzeylere yarım litre bitkisel yağa 1 yemek kaşığı limon yağı ilave edip uyguladığınızda parlaklığı yeniden kazanabilirsiniz.

Cam ve ayna temizleyiciler

Cam temizleyicilerin çoğu su, amonyak ve biraz da mavi boya karışımından başka bir şey değildir. Amonyak içeren cam temizleyicileri fazlasıyla tahriş edici gazlar yayar ve kazara göze püskürtülürse zararlı olabilir. Kimi cam temizleyicilerinde, camın üzerinde bir tabaka oluşturan ve camı su-sirke karışımıyla silmek istediğinizde renkli çizgiler oluşmasına neden olan parafin de bulunur. Böyle bir durum oluşmuşsa, kimyasal kullanmadan pencerelerinizi temizleyebilmek için mumlu tabakayı çıkarmak amacıyla alkolle biraz ovmanız gerekecektir.

* 2 ml bitkisel kaynaklı sıvı sabun veya yeterince arap sabunu, büyükçe bir fincan sirke ve 500 ml sıcak suyu karıştırıp püskürtücülü bir şişeye doldurun. Temizlemek ve cilalamak için yüzde 100 pamuklu bir bez kullanın.

* Camlarınızı önce alkolle sonra da eşit miktarlarda katılmış sirke veya limonsuyu ve su karışımı ile temizleyin. 2 çorba kaşığı çamaşır sodası veya boraks ve 3 bardak su; 2 çorba kaşığı mısır nişastası, yarım bardak sirke ve 4 litre ılık su karışımları da işinizi görecektir.

Pencerelerinize yukarıdaki karışımları püskürtüp doğal keten bir havlu, temiz, nemli güderi bez veya kauçuk cam sileceği ile temizleyebilirsiniz. Gazete kağıdı da bu amaçla sıklıkla kullanılmaktadır ancak, nemlendiklerinde kimyasal duman verirler.

Duvarlar

* 2 kaşık mısır nişastası ile yarım bardak sirkeyi 4 litre suda karıştırın. Süngerle uygulayıp yumuşak bir bezle kurulayın.

* 4 litre sıcak suya 2 kaşık boraks karıştırın. Süngerle uygulayıp yumuşak bir bezle kurulayın.

Dolaplar

* Formika dolap ya da tezgah üstlerini temizlemek için 2 ml bitkisel kaynaklı sıvı sabun veya yeterince arap sabunu, büyük bir fincan sirke ve 2 ml zeytinyağını, 125 ml ılık suya katıp karıştırın. Dolaplara püskürtüp süngerle temizliğinizi yapın ve ıslak bezle iyice durulayın.

Halılar ve kilimler

Halı ve döşemelik kumaşların temizliği için hazırlanmış şampuanların birçoğunun aktif maddesi, genellikle leke çıkarıcı olarak kullanılan bir çözücü olan perkloretilen’dir. Bu madde kanserojen olarak bilinir ve hemen görülebilen etkileri sersemleme, baş dönmesi, uyku hali, mide bulantısı, titreme, iştah ve oryantasyon kaybı olabilir. Uzun dönemli maruz kalma sonucu karaciğer ya da merkezi sinir sistemi zarar görebilir. Halı şampuvanlarında, yine insanlar için kanserojen etkilerinden şüphelenilen naftalin, etanol, amonyak ve deterjanlar bulunabilir. Halı ve kilimler çoğunlukla naylon, lateks, polyester, poliüreten, pvc/vinil klorid, akrelik gibi plastik malzemelerden yapılır. Plastik malzemeler doğal malzemelere göre çok daha fazla toz çeker ve tutar. Doğal malzemelerden oluşan bir duvardan duvara halınız varsa bile büyük olasılıkla zeminde poliüreten kullanılmıştır. Mümkünse sentetik malzemelerden ve duvardan duvara halılardan kaçınılmalıdır.

* Halılarınıza mısır nişastası veya sodyumbikorbonat serpip (ortalama büyüklükte bir odayı kaplayan halı için bardak) 30 dakika bekledikten sonra elektrik süpürgesi ile süpürün.

* Yeteri kadar arapsabununu sıcak suda köpürtüp uygun bir bezle sildikten sonra sirkeli su ile nemlendirdiğiniz bir bezle halının tüylerini yattığı yönde, zorlamadan silin.

Halı lekeleri

Çamur: Çamurun bulunduğu yeri tuzla ovun, bir saat kadar bekletin ve elektrik süpürgesiyle temizleyin.

Kahve: Sıvı soda ile lekeyi silin, süngerle temizleyin.

Kırmızı şarap: Kurumadan lekeyi tuzla kaplayın, kuruyunca elektrik süpürgesiyle temizleyin.

Meyve suları: Lekeye az miktarda kaynar su dökün ve süngerle silin.

Küf temizleyiciler

Küf temizleyicilerde; deriyle teması ve solunması durumunda zararlı, yutulması durumunda ise ölümcül bile olabilecek fenol, kerosen, pentaklorofenol gibi kimyasallar ve pestisitler (zirai ilaç) bulunur. Bu ürünlerde göz, boğaz, deri ve ciğerler için tahriş edici olan ve insanlarda kanser yapıcı etkilerinden şüphelenilen formaldehit de bulunabilir. Bunlar yerine;

* Yarım çay kaşığı çamaşır sodası, yarım çay kaşığı boraks, 2 ml bitkisel kaynaklı sıvı sabun veya yeterince arapsabunu ve büyükçe bir fincan sirkeyi, yarım litre çok sıcak suda karıştırın. Püskürtücülü bir şişeye koyup duş çevresindeki duvarlar ve duşakabinlerdeki kir, sabun köpüğü lekeleri ve mineral kalıntılarını temizlemek için kullanın. Daha sonra sirkeli su ile durulayıp yumuşak bir bez ile cilalayabilirsiniz.

* Plastik duş perdelerini eldivenle, ılık suda 2 kahve fincanı boraksla yıkayın. Asarak güneşte kurutun.

Koku Gidericiler

Oda deodorantlarının çoğu hiçbir şekilde havadaki kötü kokuları yok etmez. Bazıları rahatsız edici kokuları, hoş kokularla örtmeye çalışır, bazıları da burun yollarını yağlı bir tabakayla kaplayıp koku alma duyumuzu engelleyen bir kimyasal yayar. Oda deodoratlarında bulunan kimyasal maddelerden bazıları naftalin, fenol, kresol, etanol, ksilen ve formaldehit’tir.

Bunlar yerine;

* Püskürtücülü bir şişede 500 ml sıcak su içine, yarım çay kaşığı karbonat, 1 çay kaşığı limon suyu ve 2-3 damla arzu ettiğiniz bir bitkisel yağı ekleyerek karıştırın. Havayı tazelemek için ve kötü kokuları gidermek istediğiniz yerlerde havaya püskürterek kullanın.

* Bir kaşık sirke, karbonat, uçucu yağlar, doğal malzemelerden yapılmış tütsüler ya da potpuri (kokulu bitkiler, hoş kokulu kuru çiçek ve baharatlardan hazırlanmış karışımlar) hoş olmayan kokuları emer.

* Birçok bitki havadaki kirliliği emerek etkisiz hale getirir. Ne kadar çok bitki bulunursa etkileri o kadar artar. En etkili bitkiler arasında sarısabır, İngiliz sarmaşığı, incir ağacı, kasımpatı ve kurdele çiçeğini sayabiliriz.

Vücut temizliği

Vücut temizliğinde dikkat edilmesi gereken en önemli nokta toz ve kirle kapanan gözeneklerin açılarak oksijen almasını sağlamaktır. Her gün sabunla yıkanmak vücut yağlarını alıp cildi kurulaştırabilir. Ayrıca çok sık ve fazla sürülen kremler de gözenekleri kapatarak oksijen alımını engeller, bu da cilt sağlığı için sakıncalıdır.

Her gün ılık suyla ve lifli bir bezle hafifçe yapılacak bir temizlik cildin nefes alması için yeterlidir. Ayrıca gerek olduça ponza taşı da topuk ve nasırlar için kullanılabilir. Saç bakımı için daha çok bitkisel özlü doğal şampuvanlar kullanmayı tercih edin. Sık sık şampuvan değiştirmek de saçı yıpratır.

Saç bakımı

* 2 yumurta sarısını sıcak suyla iyice çırpın, saçınıza masaj yaparak yedirin, 10 dakika bekledikten sonra durulayın.

* Alman papatyasını kaynatın, süzün. Yumurta akını çırpıp bununla karıştırın. Saçlarınıza iyice yedirip biraz bekledikten sonra durulayın.

* Saçlarınızın parlaması için bir demet maydanozu 20 dakika kaynatın. Suyunu durulama suyu olarak sullanın. Ayrıca 1 avuç ısırgan otunu 2 bardak suda kaynatıp durulama suyu olarak kullanmanız da saçlarınızda parlaklık sağlayacaktır.

* Boraks kolay çözünmeyen bir madde olduğu için, ağırlığınca 22 kat su içinde veya ağırlığınca yarısı kadar kaynar suda çözmek gerekir.

** Tüm kaşık ölçülerinde çorba kaşığı baz alınmıştır.

Aerosoller

Amonyak, sentetik koku maddeleri ve diğer zehirli maddeleri içeriyor. Artık sera etkisine ve ozon tabakasının tahribine yol açan CFC?ları içermiyor olsalar da, yeni nesil itici gazlar üretime yeniden kazandırılamayan kapları ile insan ve çevre sağlığını tehdit etmeyi sürdürüyor. Laboratuvar çalışmaları yeni nesil itici gazların içerdikleri bütan, izobütan ve propan gazları sebebiyle kalp, merkezi sinir sistemi ve akciğerler için zararlı olduklarını gösteriyor. Kötü kokuları maskelemek için aerosollerde kullanılan maddeler burundaki geçitleri kaplayarak ve sinirleri işlevsiz kılarak koku hissini zayıflatıyor. En iyisi mümkün olduğunca aerosol kullanmamak ve önerdiğimiz karışımları pompalı spreylerle kullanmak.

Deterjanlar ve fosfat

Çamaşır ve bulaşık deterjanlarının performansını artırmak ve suya yumuşaklık vermek için kullanılan fosfatın, çevre üzerindeki etkileri başta ABD olmak üzere, gelişmiş ülkelerin en önemli çevre sorunlarından biri haline gelmiştir. Örneğin; Avusturalya?da atıksu sistemlerine aktarılan fosforun yüzde 30?u, fosfatın da yüzde 20?si deterjan kaynaklıdır.

Fosfat, ırmakları, gölleri ve fazla akıntı olmayan körfezleri istila eden zehirli mavi-yeşil alglerin (yosunların) ana nedenidir. Deniz, akarsu ve göllerde en belirgin kirlenme çeşitlerinden biri, aşırı üretim anlamına gelen ötrofikasyondur. Suyun yeşil ve bulanık bir renge dönüşmesine, kıyılarda fosfatla beslenen yosunların (alglerin) birikmesine yol açar. Aşırı fosfat ile birlikte insan tarafından sulak alanlar ve denizlere yüklenen diğer bitki besin maddeleri, bu yosunların çok büyük miktarda üremesine, hızlı büyümesine sebep olur. Bu yosunların dibe çöküp ayrışması sonucu, dip suların oksijeni tükenir ve hidrosülfit gazı (çürük yumurta kokusu) ortaya çıkar. Bu, suda yaşayan canlı hayatın sonunu hazırlar. İzmir Körfezi, Köyceğiz Gölü fosfat kaynaklı kirlenmenin ve ötrofikasyonun iki örneğini oluşturuyor.

Deterjanlardaki fosfor oranı 3 ile çarpıldığında fosfat oranına ulaşılır. Örneğin; yüzde 8 fosfor, yüzde 24 fosfata eşdeğerdir.
*Çamaşır suyu lekeleri çıkarması için geliştirilen bir üründür, mikrop öldürücü dezenfektan olarak kullanılamaz.

KAĞIT TEMİZLİK ÜRÜNLERİ

Kağıttan temizlik ürünleri bir anda nasıl da, pamuktan havlularımızın, bezlerimizin yerini aldı. Sorgusuz, sualsiz kabullendik tuvalet kağıtlarını, peçeteleri, havluları?

Kağıt endüstrisinin “al, at” diyerek verdiği pasla, kendi kalemize bir güzel “gol” atıyoruz. Kolay, hazır, yıkama derdi yok, temiz görünümlü, alıyorsun bir sefer kullanıp atıyorsun. Oysa kendimizi, geleceğimizi atıyoruz çöpe.

Bir kağıt havlu ne kadar kötü olabilir ki?

Yeterince kötü, açıkça söylemek gerekirse ölümcül olabilir. Kağıt havlularla ilgili problem en başta dioksinin varlığından kaynaklanıyor. 75 üyeden oluşan kimyasal ailesine “dioksin” adı veriliyor. (Bunlardan biri Vietnam Savaşı?nda ABD tarafından bir silah olarak kullanılmıştı.) Dioksinler, kağıt sanayinde, klorla ağartma işlemi sırasında oluşuyor ve araştırmalar evlerimizde kullandığımız ürünlerde dioksinin izlerine dikkat çekiyor.

Araştırmacılar zehirli kimyasallar sıralamasında başı çeken dioksinlerin, östrojen gibi “doğal steroid” hormonlarını taklit ederek birçok biyokimyasal reaksiyonu başlattığından söz ediyor. En ufak miktarları bile, akne ve eklem ağrılarından uykusuzluğa, kansere, doğum bozuklukları ve bağışıklık sistemi zayıflığına kadar çeşitli rahatsızlıklara sebep olabiliyor. Dahası dioksinler ve kuzeni “furans” yağda çözünür olduğundan bedenimizdeki yağ hücrelerinde birikme eğilimi gösteriyor. Dioksinlere anne sütünde dahi sıklıkla rastlanıyor. Bebekler yetişkinlere göre 200 kat fazla dioksine maruz kalabiliyor.

Satın aldığımız tuvalet kağıtları, kağıt mendiller, süt veya meyva suyu kartonları, tamponlar, kahve filtreleri, tek kullanımlık çocuk bezleri, peçeteler, kağıt tabakalar vs. eğer klorlu ağartma işleminden geçiyorlarsa düşük dozlarda dioksin içeriyor. Dioksinler bu ürünlerin herhangi birinden yiyeceklere ve vücudumuzun duyarlı kısımlarına geçebiliyor.

Bu bileşiklerin en ufak miktarının bile laboratuvar hayvanlarında kansere sebep olduğu belirtiliyor. ABD Çevre Koruma Bürosu dioksinleri “olası insan kanserojeni” sınıfına alıyor.

Kullandığımız bu ürünler çöplüklerde yakıldığında dioksinler, hava yolu, sanayinin kirlettiği su kaynakları, bu su kaynaklarıyla sulanan tarım ürünleri ve su ürünleri yoluyla da bize ulaşabiliyor. Bu arada kağıt hamuru ve kağıt fabrikalarının atıksularının içerdiği tek zehirli madde dioksin değil. Ontario Çevre Bakanlığı?nın 1986 yılında yaptığı araştırmada alüminyum ve çinko dahil dikkat edilmesi gereken 41 madde (benzen, kadmiyum, kurşun, civa PCB?ler, tölüen vs.) tespit edilmiş.

Dioksinlerden korunma

İyi haber; dioksinlerden, ağartılmamış veya klor içermeyen kağıt ürünleri kullanarak kurtulabilirsiniz. Kötü haber ise; düşük talepten dolayı bunların piyasada bulunmalarının zor oluşu.

Diğer bir çözüm ise geridönüşümlü kağıt kullanmak. Geri dönüşümlü kağıtlarda diğer ürünlere göre daha az ağartma yapılıyor. Düşük sıcaklıklarda çalışılıyor olması da geri dönüşümlü kağıtta dioksin oluşumunu azaltıyor.

Avrupa da birçok kağıt fabrikasında, ağartma işlemlerinde klor yerine “oksijen”, “peroksit” ve “sodyumhidroksit” kullanılıyor. Fakat teknoloji değişiminin maliyeti kağıt sanayini bu alternatiflerden uzak tutuyor.

Hiç şüphe yok ki, bu problemin cevabı çevreci tüketicilerin yapacakları alışveriş tercihlerinde ve örgütlü tüketici baskısında, hatta kağıt havlu gibi ürünleri hiç almamakta. Bizler bu ürünleri tüketmeyi sürdürdükçe, firmalar ekonomik açıdan başarılı kağıt üretimlerini değiştirmeye girişmeyecekler.

ayrıca,
*Arap Sabunun ağartıcı özelliği vardır. Renklilerde kullanılmaması gerekir ama beyaz çamaşırlarda, makinaya konmadan önce lekeli kısmın üzerine bir miktar sürülerek kullanılabilir.
*Sirke aynı zamanda mikrop kırıcı özelliğine sahip olduğundan, küçük bebeklerin bulunduğu evlerde, özellikle bulundurulmasını tavsiye ettiğimiz bir mamüldür.
*Buzdolabınız koku yaparsa, kokuyu alması için bir çay tabağı vanilya koyun. Marketlerde satılan yanmış odun kömürüde etkin koku emici özelliktedir. Buzdolabınızı silerken karbonat kullanın. Sirke de kullanılabilir.
*Mutfak Dolaplarınızı silerken, yüzeylerde pas ve ağır yağların neden olduğu ağır kirler yoksa, kimyasallar kullanmak yerine, arap sabunu ile silip, sirkeli su ile durulama yöntemini tercih edin. Patates ve soğanı, güneş görmeyen karanlık ve serin ortamda muhafaza edin..
* patatesin üzerinde top top yeşillenmeler varsa, kesinlikle kullanmayın, bu içindeki solanin maddesinin arttığının göstergesidir ve hastalık yapıcıdır, solanin zehilenmesine neden olabilir.
*Çamaşır suyu lekeleri çıkarması için geliştirilen bir üründür, mikrop öldürücü dezenfektan olarak kullanılamaz.
*Cam kırıkları ıslak pamukla toplanabilir.
* Çamaşırdan pas lekesini çıkarmak için limon damlatıp, ütülenir.
* Çay lekesini çıkarmak için Pamuklu ve yünlülerde leke taze ise ılık suya batırılmış bir bezle ovulur. Eskimiş ise İçine limon suyu katılmış ılık suda ıslatılmış bir pamuk parçası ile silinir. Ilık su ile çalkalanır.
* Duvar kağıtlarının tozdan arınması için yulaf ununa batırılmış bir fanila parçasıyla silmek yeterli gelecektir. Bu işlem sonucunda temizlenen yerler ayrıca leke tutmayacaktır.
* Ellerdeki soğan ve sarımsak kokusunu gidermek için haşlanmış patatesle ovun.
* Ele uhu yapıştırıcı bulaşırsa asetonla silin
* Gözlük camları gliserinle silinirse buğulanmaz
* Hamur işi yaptıktan sonra mutfak tezgahına bir miktar tuz serpin ve nemli bir bezle silin.
*Karbonatla;

* Yanmış tencereyi kolayca temizlemek için , tencerenin dibini bir parmak suyla doldurun. 3 çorba kaşığı karbonat ekleyip 5 dakika kaynatın. Sonra tencereyi bulaşık deterjanıyla yıkayın.

* 2 Kaşık karbonatı 2 bardak sıcak suda eritin. Temiz bir bezi suya batırıp buzdolabının içini silin. Karbonatlı sıcak su en inatçı kirleri hatta yüzeye yapışan yağları bile kolayca çıkaracaktır.

* Rengi solan halıları karbonatlı suyla silerek canlandırabilirsiniz.

* Gümüş eşyaları karbonatlı suyla ovun. Ancak önce eşyanın iç tarafını ovup deneyin

* Kuru fasulyenin haşlama suyu, içine tuz katılmadığı taktirde mükemmel bir temizleyicidir.

Sirkeyle;

* Sirke her türlü temizlikte yardımcıdır.
* Ellerinizdeki meyve lekelerini çıkarır.
* Ütüyü kireçten arındırır.
* Renkli çamaşırların rengini korur.
* İnatçı lekeleri çıkarır.
* Giysilerdeki sigara lekesini yok eder.
* Cildi temizler.
* Pas lekelerini giderir.
* Formika yüzeyleri parlatır.
* Bakır eşyaları parlatır.
* Mutfak dolapları ve buzdolabını temizleyip dezenfekte eder.
* Sürahinizin dibi kir tutmuş ise, içine bir avuç tuz ile sirke koyup çalkalayınız.
* Her türlü bakliyatın böceklenmemesi için muhafaza ettiğiniz kavanoz ya da bez torbanın içerisine 1-2 diş sarımsak ilave ediniz.
* Büyük miktarda patatesiniz varsa torbanın içerisine bir adet elma koyun. 8 hafta boyunca filizlenmesini ve büzüşmesini önler.
*Sararmaya başlayan beyaz giysileri, bir kaşık oksijenli su katılmış, 1 litre ılık suda, 1 saat bekletin.
* PVC sistemleri, çözücü veya ağartıcılarla temizlenmemelidir.

Doğal sabun
Kimyasal katkı içermeyen geleneksel sabuna, doğal sabun diyoruz. Sabun geleneksel yollardan üretildiğinde, kül suyu (kostik) bitkisel yağları sabunlaştırıyor ve bitkisel gliserin oluşuyor. Eğer sabunlaşma reaksiyonu doğru ayarlanırsa, bitkisel yağların bir kısmı oluşan sabun içinde kalıyor ve alışık olduğumuz tahriş edici sert sabun yerine, yumuşak ve yumuşatan bir sabun ortaya çıkıyor.

Piyasada halen doğal olmayan sabun üretiminde kullanılan katkı maddeleri

Sıvı sabunda kullanılanları şöyle sıralayabiliriz:

sodyumlauriletersülfat (SLES) : yüzey aktif madde
Sofra tuzu:kıvam artırma
Kokoamiddietanolamid: Köpürme,kıvam artırma
Kokoamidopropilbetain:Cildin tahris olmasını engeller. Ama kullanımında bazı sorunlu vakalar bildirilmiştir.
Sitrik asit: pH ayarlar
EDTA: Raf ömrünü uzatır (güneş nedeniyle oluşabilecek renk değişimini engeller)
Koruyucu: bakteri-maya-mantara karsı koruması için
parfüm: koku
boya: görsellik için makyajlama

bunlara ek olarak ciltte yumuşatma hissini artırmak icin de baþka maddeler kullanılabilir. Mesela laktik asit ile hem yumuşaklık hissi artırılır hem de sitrik asit yerine kullanılarak ph ayarlanır.
total kimya’dan alıntıdır.

Posted in DOĞAL DETERJAN YAPIMI | 1 Comment »