helalderman

YEDİKLERİN KADAR DOĞALSIN…

Archive for Eylül 2010

Gel de ; modern tıbba güven şimdi!

Posted by helalderman 30 Eylül 2010



Diş tedavisine gitti 14 gündür uyuyor
Mersin’de 13 Eylül’de diş tedavisi için genel anestezi uygulanan 5 yaşındaki Oğuzhan, bir daha uyanmadı. Yüksek ateş teşhisi konulan Oğuzhan’ın tedavisinin 2-3 ay süreceği belirtildi

Mersin’de 2 dişinin çekilmesi, 6 dişine dolgu yapılması için genel anestezi ile 14 gün önce uyutulan 5 yaşındaki Oğuzhan Sivas, operasyonun ardından bir daha uyandırılamadı. Özel bir şirkette yönetici olarak çalışan Bayram Sivas ile eşi çiftçilik yapan Ülker Sivas, otizm (öğrenme güçlüğü) tedavisi gören 5 yaşındaki oğulları Oğuzhan’ın ağzındaki çürük dişleri tedavi ettirmek için özel bir diş merkezine götürdü. İddiaya göre burada Oğuzhan’ın 2 dişinin çekilmesine, 6 dişine dolgu yapılmasına karar verildi. Anne ve babaya, çocuğun diş operasyonunun iğne ile uyuşturularak değil, genel anestezi uygulanarak yapılması gerektiği belirtildi.
Yüksek ateş!
13 Eylül akşamı saat 18.00’de genel anestezi ile uyutulan Oğuzhan’ın diş tedavisi bir saat sürdü. Doktorlar, operasyonun başarıyla sonuçlandığını, çocuğun yarım saat içinde kendine geleceğini söyledi. Ancak, uyandırma işlemi sırasında Oğuzhan, şiddetli kasılma ve solunum güçlüğü yaşayınca ambulansla Mersin Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi’ne sevk edildi. Burada yüksek ateş teşhisi konulan çocuk, hemen tedavi altına alındı. Buradaki doktorlar ateşinin düşmemesi sonucu uyutularak tedavisi süren Oğuzhan’ın, ne zaman uyandırılacağının belirsiz olduğunu, tedavi sürecinin 2- 3 ay sürebileceğini belirtti. Baba Bayram Sivas diş kliniğinden şikâyetçi olduğunu söyledi.
MUSTAFA İNSAN Mersin DHA

Reklamlar

Posted in DİŞ SAĞLIĞI | Leave a Comment »

Evdeki kimyasal silahlar:Poşet çay ve damacana

Posted by helalderman 20 Eylül 2010



Hayatımızı kolaylaştıran birçok ambalaj aslında insan sağlığı için büyük tehlike oluşturuyor. Zımba teli bulunan poşet çaylar, yıpranmış damacanalar kansere yol açabiliyor. Radyokimyager Dr. Memduh Sami Taner evimizdeki tehlikeleri anlattı. 07.01.2007 tarihli Vatan-Pazar’da yayınlanan bu haberi Türkan Hiçyılmaz yapmış. Mutlaka okuyun.

Metal zımbalı poşet çayları içmeyin
Poşet çaylar çok pratik. Bu yüzden de kullanımı hızla artıyor. Ancak dünya zımba telli poşet çayları terk etmesine rağmen (zımba yerine poşete, ip doğal yapıştırıcı ya da dikiş ile tutturuluyor) Türkiye’de hâlâ metal zımbalı poşet çayları satılıyor. Bu insan sağlığı için çok tehlikeli. Çünkü metal zımbalı poşet çay, sıcak suyun içine girdiğinde ve uzun süre bekletildiğinde, çay poşetindeki metal çözünüme uğruyor. Bu da vücutta metal birikimine yol açıyor. Vücutta biriken ağır metal iyonları karaciğer, beyin, akciğerde çeşitli sorunlara ve kansere neden oluyor.

Özellikle limonlu çay içenler kesinlikle metal zımbalı poşet çay kullanmamalı. Çünkü limon asit özelliğinden dolayı metalle tepkimeye girip metalin çözülmesine ve vücuda daha fazla metal yüklenmesine neden oluyor. Poşet çayları alırken ya da kullanırken dikkatli olmak gerekir. Dokunduğunuzda naylon hissi veren metal zımbalı poşet çayları almayın. Onun yerine lifli, doğal malzemeden yapılan, ipi dikişle ya da yapıştırılarak tutturulmuş çayları tercih edin. Önce şekeri atın. Çünkü şeker suyu soğutacak ve metalin çözülmesini engelleyecek. Su mümkün olduğunca ılık olmalı. Ve metal zımbalı poşet çay su içerisinde en fazla iki dakika bekletilmeli. Aslında salt bitkiyi suda kaynatarak hazırlamak en sağlıklı yoldur.

Konservede metalik tat tehlike sinyali
Konserve balık gibi yiyeceklerin konulduğu teneke kutu dediğimiz ambalajların, iç yüzeyi plastik malzemeyle kaplı ise standartlara uygundur. Fakat bu tür bir önlem alınmadan salt metal ambalaj ile gıda veya gıda maddesinin suyunun teması söz konusu ise, tüketilecek yiyeceklere çok dikkat edilmeli. Uzun süre beklemiş gıdaların tüketilmesi çok risklidir. Bu nedenle son kullanma tarihine yakın ürünler tüketilirken “metalik bir tat” hissedilirse, gıdanın tüketilmesi sakıncalıdır. Son kullanma tarihi geçmemiş olsa bile bu tür bir tat alınıyorsa, o yiyecekler tüketilmemeli, tüketicilerin başvurması gereken noktalara veya ilgili firmaya bu konuda şikayet bildirimi yapılmalıdır.

En sağlıklısı cam şişe
Alüminyum folyo ve streç film bazı maddelerle bir araya geldiğinde reaksiyona geçip çözülür. Özellikle uzun süre alüminyum folyo da kalan sıcak, sulu, asitli yiyecekler aşınmaya neden olabilir. Bu malzemelerin sürekli kullanımı halinde ise Alzheimer ve kanser gibi birçok ciddi sağlık sorununa neden olabilir.

Plastik damacanalar da sağlık açısından sakıncalıdır. Çünkü evimize içmek için aldığımız kaynak suları çeşme sularına göre daha aşındırıcıdır. Bu nedenle bilinen ve güvenilen firmalar dışındaki yerlerden su alınmamalıdır. Çünkü tüketicinin sağlıksız damacanayı çıplak gözle anlaması mümkün değildir. Ayrıca bu konuda yeterli denetim olup olmadığı da şüpheli bir durum. Bunun için gerek su gerek yiyecekler açısından cam ambalajlar her zaman en sağlıklısıdır.

Streç filmi pişirme sırasında kullanmayın
Streç film plastik bir malzeme olduğu için dikkatli kullanılmalıdır. Özellikle sıcak yiyeceklerin saklanmasında kullanılmamalıdır. Çünkü ısı ile temasında çok çabuk erir ve plastikteki zararlı kimyasal maddeler yiyeceklere, oradan da insan vücuduna geçer. Ayrıca yemeklere karışmaması için ısıtma-pişirme esnasında kaplarda ve gıdaların iç yüzeylerinde kesinlikle bulunmaması gerekir.

Plastik bardak kanser nedeni
Köpük, plastik bardak ve malzemeler ile sıcak yiyecek-içecek tüketimi kesinlikle terk edilmesi gereken alışkanlıklardır. Sağlık Bakanlığı bu duruma müdahale etmelidir. Maliyeti düşürmek ve daha çok kâr elde edebilmek için üretilen “çok ince” plastik bardak ve tabaklar 70-90 derece sıcaklığındaki sıvılar içine konduğunda tehlike yaratır. Sıcak sıvı, plastik malzemeyi eritir. Toksik maddeler ilk önce sıvıya sonra ağız yoluyla vücuda geçer ve kansere yol açar. Sıcak su ile ilişkiye en az geçme ihtimali, kağıt bardaklar için geçerlidir. Özellikle ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği’nde kağıt bardak yaygın olarak kullanılıyor.

Alüminyum folyoyu fırına koymayın
Alüminyum folyoyu tamamen koruma amaçlı olarak kullanmak yani yiyeceği folyoya sarıp buzdolabına koymak sağlıklıdır. Ancak saklanacak gıdanın ıslak, çok tuzlu ya da limonlu olmaması gerekiyor. Alüminyum folyoya ısıtma işlemi uygulamak, balık v.s yiyeceği alüminyum folyoya sarıp fırında pişirmek sakıncalıdır. Çünkü yüksek ısı ve yiyeceklerin pişirilmesi esnasında çıkan kimyasal içerikli buhar, alüminyum folyo ile reaksiyona girebilir. Alüminyum metal çözünerek gıdaya karışır. Bu da vucütta metal birikimine sebebiyet verir. Kanser, akciğer ve karaciğer hastalıklarına yol açabilir. Alüminyum folyo yerine mumlu kağıt tercih edilmeli.

Yıpranmış damacanayı geri gönderin
Damacanaların hammaddesinde fosgen adı verilen, savaşlarda yaygın şekilde kullanılan kimyasal zehirli bir gaz dahi bulunuyor. Yıprandığında ve içinde uzun süre su bekletildiğinde, damanacayı oluşturan plastikteki birçok tehlikeli kimyasal suya karışabiliyor. Bu kimyasallar mide, karaciğer, sinir sistemi ve akciğer dokusunda tahribata yol açıyor. Bu yüzden evinize gelen damacananın yıpranmamış olmasına özen gösterin. Damacanaların son kullanma tarihlerini üretici firmalarda bulunması gereken bir dedektör belirliyor. İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik’e göre üretici firmaların bu dedektörleri bulundurmaları için 31 Aralık 2007’ye kadar süreleri var. Şu anda firmalar damacanalarını kendi istedikleri sürece kullanabilirler. Tek kullanımlık pet şişelerde ise bu tehlike yok.

07.01.2007 Vatan-Pazar
Haber: Türkan Hiçyılmaz

Posted in ÜRETİM SAHTELİKLERİ | 1 Comment »

Simit hangi sorunlara neden oluyor?

Posted by helalderman 16 Eylül 2010



Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu, simitin en önemli maddesi olan susam nedeniyle yaşanabilecek sıkıntıya dikkat çekti. Bir süre önce ellerinin kaşınmaya başladığını ve bu durumu araştırdığını belirten Saraçoğlu, günlük olarak yediği herşeyi not ettiğini ve bir süre sonra bu olayın sebebini bulduğunu belirtti.

İbrahim Saraçoğlu, simitteki susamın insanda neden alerjik reaksiyona yol açabileceğini ve ürtikeri olanlarda hastalığı tetikleyebileceğini şöyle aktardı: “Son yıllarda ürtiker (kurdeşen) denilen rahatsızlık, fazlasıyla artmaya başladı. Aynı şey benim başıma geldi.

Vaka ürtiker olarak değil, ellerim ve diz kapağımdan alt tarafım kaşınmaya başlıyordu. Özellikle de öğleden sonraları. Ben günlük yediğim herşeyi, ne yeyip içersem yazıyorum. Çünkü kendime de kür uyguluyorum.

Ne zaman simit yesem, ellerim kaşınmaya başlıyor. ‘Bu neden olabilir?’ falan diyorum, sorguluyorum, notlarıma bakıyorum, ne zaman ne yedim bakıyorum. Bir iki ay içerisinde sorunu çözdüm. Peki simit hangi soruna neden oluyor?

Simitler satılıyor biliyorsunuz. Ne zaman simit yesem, bu tamam. Çünkü yaklaşık olarak en geç 4 saat içinde etkisini gösteriyor. Ellerim kaşınmaya başlıyor. ‘Bu neden olabilir?’ falan diyorum, sorguluyorum, notlarıma bakıyorum, ne zaman ne yedim bakıyorum. Bir iki ay içerisinde bunu çözdüm. Simitten kaynaklanıyor. Susamdan.

Bunlar ithal susamdır. Kırık genli susamlar. Genleriyle oynanmış demiyorum. Kırık genli. Dolayısıyla alerji bu tür bir reaksiyon veriyor. Bu konuda çok sayıda şikayeti olan insanlar var.

Ürtikeri olan insanların da ürtikerini tetikliyor.” Prof. Dr. Saraçoğlu, daha önceki dönemlerde simitle ilgili böyle bir sorunun olmadığını ifade ederek “Eskiden de simit vardı ama susam doğal susamdı. Şimdikiler maalesef böyle değil” diye konuştu.

Posted in ÜRETİM SAHTELİKLERİ | Leave a Comment »

Tek bacağa mal olan ihmal…

Posted by helalderman 14 Eylül 2010



Doktorların alçıya alıp evine gönderdiği küçük kızın bacağı kangren olması nedeniyle kesildi

Küçükçekmece’de meydana gelen kazada ayağı kırılan küçük kızın alçıya alınan ayağı bir hafta sonra kangren oldu. Bu yüzden kızın bacağı diz altından kesildi.

Geçen hafta Kanarya Mahallesi’nde oturduğu evin önünde oynarken otomobil çarpması sonucu ayağı kırılan Sevdenur Karabağ (3), Bakırköy Doktor Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Burada belden aşağısı alçıya alınan Sevdenur, ailesinin iddiasına göre evine yollandı.

“DURUMU İYİ” DEDİLER
Baba Emrullah Karabağ, kızının ayağının morarmaya ve soğumaya başladığını görünce tekrar hastaneye götürdü. Doktorların muayene ettiği Sevdenur Karabağ, ‘durumu iyi’ denilerek tekrar evine yollandı. Aradan geçen 4 gün zarfında ayağı iyice moraran Sevdenur Karabağ, babası tarafından tekrar hastaneye kaldırıldı.

Doktorlar tarafından alçısı çıkartılan küçük çocuğun iddiaya göre aileye ‘4 saat içerisinde bacağındaki kan akışı normale dönmezse ayağının kangren olacağını’ söyledi. Kan akışı normale dönmeyen Sevdenur Karabağ, kangren teşhisiyle bugün ameliyata alındı. Öğle saatlerinde ameliyata alınan Sevdenur Karabağ’ın ameliyatı saat 17.30 sıralarında tamamlandı.

Ameliyattan sonra küçük çocuğun kesilmiş bacağı ailesine teslim edildi. Sevdenur Karabağ’ın amcası Resul Karabağ da Sevdenur’a hastanede gerekli ilginin gösterilmediğini belirterek savcılığa başvuracaklarını söyledi.

“KESİK BACAĞI ELİMİZE VERDİLER”
Resul Karabağ, “Diz kapağının altından bacağı kestiler ve kesik bacağı elimize verdiler. Niye verdiler, ne yapacağız? Bu çocuğun sadece ayağı kırıktı. ‘Tramva var’ dediler. Travma olan ayağı neden alçıya aldılar? Ayak morarmaya başlayınca tekrar götürdük. Bizi yine evimize yolladılar.Durumu hastane yönetimine bildirdim ama ilgilenen olmadı” diye konuştu. Sevdenur Karabağ’ın babası Emrullah Karabağ, yaşananlara isyan ederek, “Benim çocuğumun bacağı kırıldı. Kırık olarak geldiğimiz hastaneden kesik bacakla dönüyoruz. Kimse bizimle ilgilenmedi bile. İlk geldiğimizde çocuğun ayağında tramva olduğu belliydi. Neden belden aşağısı tamamen alçıya alındı?” diyerek duruma isyan etti.

Sağlık Bakanlığı, Bakırköy Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimliği ve İstanbul Sağlık Müdürlüğü tarafından inceleme başlatıldığı belirtildi. Açıklamada, inceleme sonucunun kamuoyu ile paylaşılacağı ifade edildi.

Posted in CAHİL DOKTOR SUİSTİMALİ | Leave a Comment »

NE YEDİĞİNİZİ BİLİYOR MUSUNUZ- KANDIRILIYORUZ!

Posted by helalderman 10 Eylül 2010




YEDİKLERİMİZİ ŞEKER ,TUZ,UN,SU VEYA YAĞ DİYE ADLANDIRIYORUZ FAKAT HAZIR TÜKETİMDE BUNLARIN ÇOĞUNLUĞUNUN YAPAYI KULLANILIYOR NE YAZIK Kİ …
BİZLERDE ALDIĞIMIZ ÜRÜNLERİN İÇERİĞİNİ OKUMADAN ATIYORUZ SEPETE !!!!

İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ramazan Özdemir, kalp, kolesterol ve tansiyon hastalarının bayramın vazgeçilmez ikramı olan tatlılardaki tuz oranına dikkat etmelerini istedi.

Özdemir, bayramda daha çok baklava gibi hamur tatlılarının tercih edildiğini, bu tatlıların içindeki tuz ve yağ oranlarına dikkat edilmesi gerektiğine işaret ederek, şunları söyledi:

“Tansiyon hastaları nasıl olsa içinde tuz yok diye tatlıya yöneliyor. Ancak bu düşünce hastalarımızı yanıltabiliyor. Tatlılarda sadece şeker olduğu bilinir, ancak hamurundaki tuz oranı da düşünülmelidir. Kalp ve tansiyon hastaları bayramda daha çok az kalorili sütlü tatlıları, tatlıdan vazgeçemeyen şeker hastaları ise diyabet tatlıları tercih etmelidir.”
Oruç tutan insanlarda ramazan ayı sonrasında psikolojik olarak çok fazla yeme isteği doğduğuna işaret ederek, bu dönemde özellikle kalp, şeker, tansiyon, kolesterol hastaları ve diğer kronik hastaların az ve sık beslenmesi gerektiğine dikkati çeken Özdemir, ”Ramazan süresince maddi ve manevi olarak detoks yapan vücuda aşırı ve dengesiz beslenilerek yüklenilmesi doğru değil. Özellikle bayramın ilk günleri azar azar ve sık aralıklarla beslenilmesi çok daha uygun olacaktır. Bu süreçte metabolizma zayıfladığı için aşırı yüklenme insan sağlığı için sıkıntı olacaktır. Metabolizmanın dengeye kavuşması için bol sıvı gıdalar ve su tüketilmelidir” diye konuştu.


MSG diye bir katkı maddesi var. Mono Sodyum Glutamat. Yiyeceklere konunca tadının beyin tarafından güzel algılanmasını sağlıyor. Tatlı, tuzlu farketmiyor, neye konsa tadi güzelmiş gibi geliyor. O yüzden üreticiler en berbat ürünlere dolduruyolar bunu. Bunun zararlarının hepsi çok sayıda çalısmayla kanıtlanmis ve bununla ilgili bir rapor Dünya Sağlık Örgütüne sunulmuş durumda. Internette arastırılabilir:

ZARARLARI:
– Bu madde nörotoksin. Sinir hücrelerine zarar veriyor. Yol açtığı hastalıklar merkezi sinir sistemi tahribati ve buna bağlı olarak Alzheimer, Parkinson, Huntington hastalıkları, Sara (epilepsi).
– Retinal dejenerasyon (göz retina tabakası hasarı)
– Yağ birikimi, doyma mekanizmasında bozukluk, obezite
– Büyüme hormonu baskılanması
– Pankreas hasarı, insülinde artış ve buna bağlı olarak diyabet
– Böbrek ve karaciğerde hasar
– Bu madde hamilelerde plasenta bariyerini geçebiliyor yani bebek de aynı etkilere maruz kalabiliyor.

ŞU AN PIYASADAKI NEREDEYSE TÜM CIPSLERDE BU MADDE VAR. GÜVENLI OLDUĞUNU IDDIA EDEN CHEETOS’U BILE KONTROL ETTIM, VAR. TADINI GÜZELLEŞTIRMEK IÇIN HEPSI KULLANIYOR.

IÇINDE BULUNDUGU DIGER ÜRÜNLER KONUSUNDA BILGIM YOK, ETIKETLERI KONTROL ETMEKTE FAYDA VAR.

BU ZARARLAR ORTAYA ÇIKINCA MADDENIN İSMİNİ DEĞİŞTIRMEYE BAŞLADILAR. IÇINDE MSG, MONO SODYUM GLUTAMAT, GLUTAMIC ASIT KISACA GLUTAMIN VEYA GLUTAMAT BULUNAN SEYLERDEN UZAK DURULMALI.

ULUDAĞ SÖZLÜKTEN BAZI MADDELER

mono sodyum glutamat

1.”hazır çorbaların lezzeti nereden geliyor?” sorusunun cevabı maddedir..Bu maddenin özelliği aromayı artırmasıdır. Daha doğrusu aromanın daha keskin bir biçimde algılanmasına yol açması. Nasıl tuz yemeğe hoş bir lezzet verirse, ‘mono sodyum glutamat’ katılmış çorba ya da diğer yemekler de insana ‘nefis’ gelir. Kısaca ‘MSG’ denir….süt, et, domates, parmesan peyniri, mantar gibi doğal ürünlerde de bulunur. her şeyde olduğu gibi burada da ‘azı karar, çoğu zarar’.durumu vardır.çok miktarda kanserojen etki yapar…
2.türk gıda kodeksi yönetmeliğinden;

Kimyasal adı: Monosodyum L-glutamat monohidrat
Kimyasal formülü: C5H8NaNO4.H2O
Molekül ağırlığı: 187.13
Saflık: Susuz bazda içeriği, % 99.0’dan az ve % 101.0’dan fazla olmamalıdır
Tanımlama: Beyaz, kokusuz kristaller veya kristal şeklinde toz
3. L-glutamik asidin sodyum tuzudur. şeker pancarından doğrudan özütlenmek suretiyle veya şeker kamışı melasından özütlenmekle elde edilir. katıldığı gıda maddesindegıdaya özgü tad ve aromayı artırmak amacı ile kullanılmaktadır. daha çok et, çorba, balık, kümes hayvanları, salça ve soslara katılır. meyve yada meyve suları ve tatlılarda etkisi yoktur. çocuk mamalarında kullanımı kesinlikle yasaktır. beşinci duyu, lezzet olarak da bilinir, her türlü şarküteri ürününde vardır aman dikkat.
4.kan şekerinde çok hızlı bir düşüş meydana getirdiğinden insanda sürekli acıkma hissi uyandıran katkıdır, bu özelliği hazır yiyecek sektöründe çok kullanılmasına sebep olmuştur, ayrıca yiyeceklerin tadlarını olağanüstü güzel göstermesi de kullanılmasında bir etkendir, gıda üreticileri yiyeceklerin içeriğinde bu maddeyi “kıvam arttırıcı” olarak kattıklarını belirtseler de kıvam arttırmakla uzaktan yakından bir alakası olmayan katkıdır. içinde bir aroma olan her tür gıda maddesinde kullanılır, özellikle soya sosunun yemeklere verdiği inanılmaz tadın en büyük etkenidir.
5.6.sebep olabileceği rahatsızlıklar ALZHEiMER, PARKiNSON, HUNTiNGTON, SARA(Epilepsi), Retinal dejenerasyon (göz bozulması gibi bişey), Yağ birikimi, doyma mekanizmasında bozukluk, obezite, Büyüme hormonu baskılanması, Pankreas hasarı, insülinde artış ve buna bağlı diyabet, Böbrek ve karaciğerde ciddi hasarlar. ayrıca bu zımbırtı hamilelerde plasenta bariyerini geçebiliyormuş. bu ne demek? anne karnındaki bebek de aynı tahribatlara maruz kalıyor demek. yanlız her duyduğuna inanmayan birisi olarak bir zamanlar yaptığım ufak bir araştıma bazı bilim çevrelerinin bu bahsi geçen yan etkilerin söz konusu olmadığını savunduğunu okumuşluğum da var.

okumak, duymak ta bir yere kadar, gözümün gördüğüne inanırım. dünyanın en büyük obez ülkesi abd hazır gıdaların en çok kullanıldığı ülke. sevdiklerimizi CiPS, hazır et suları, hazır çorbalar, renkli yoğurtlar, dondurmalar, Hazır köfte harçları… gibi ürünlerden uzak tutarsak olası zararlarından korunabiliriz. bu madde zaten doğal haliyle, et, balık, domates, sebzeler ve tahıl ürünlerinde, soya, süt, patates, birçok çeşit peynirde muvcut. yok, illede ben almak istiyorum diyorsanız bunları tüketin. afiyet olsun…

Kaynak:Prof.Dr.Mustafa Nutku


Southampton Üniversitesi tarafından hazırlanan raporda, özellikle çocuklara yönelik şeker, pasta ve gazlı içecek gibi ürünlerde bol bol kullanılan ’E’ kodlu katkı maddelerinin derhal yasaklanması gerektiği belirtildi. Uzmanlar, ailelerin sigara için açılan tazminat davalarının benzerlerini bu katkı maddelerini kullanan gıda firmalarına açabileceği uyarısı yaptı.

Hangi gıdada ne tehlike var?
* E102 (Bisküvi, tatlılar): Hiperaktivite, astım.
* E124 (İçecekler, bisküvi, tatlılar): Alerji, tahammülsüzlük.
* E110 (dondurma, içecekler, tatlılar): Mide sorunları, alerji.
* E122 (jel tatlılar, hazır yemekler, bisküvi): Alerji, tahammülsüzlük.
* E104 (Tatlılar): Hiperaktivite, astım.
* E129 (Gazlı içecekler, kokteyl sosis): Aşırı duyarlılık.
* E211 (Gazlı içecekler, fırında hazırlanan gıdalar, lolipop): Hiperaktivite, astım.

Posted in Genel | Leave a Comment »

BALLI BAKLAVA (ŞEKERSİZ)

Posted by helalderman 05 Eylül 2010


BAYRAMDA İLLAKİ BAKLAVA YAPAYIM DİYORSANIZ,DOĞAL UN-DOĞAL YUMURTA VE NİŞASTAYLA ŞEKER DAHİ KATMADAN BAKLAVA YAPMANIZ MÜMKÜN.ESKİDEN BAKLAVA BALLA TADLANDIRILIRDI!
-YİNEDE BAYRAMDA KÖYDEN GELEN FINDIK,FISTIK,CEVİZ YADA TAZE MEVSİM MEYVELERİNİ SUNMAK EN DOĞRU VE FAYDALI OLANI…

Malzeme:
Ana Yemek :
500 gram Un
100 gram Buğday Nişastası
500 gram ceviz
2 adet yumurta
1/2 adet limon
1 su bardağı su
1 tutam Tuz
1 çay bardağı bal
250 gr Tere yağ

Fırını 180 derecede ısıtın.Derin bir kabın içine yumurtaları kırın. Unu eleyerek ekleyin. Tuz, su ve limon suyunu ilave edip yoğurun. Cevizleri robotta çekin. Hamuru nişasta ile açıp 6 kat olarak tepsiye alın. Üzerine çekilmiş ceviz serpin. Baklavayı 6 kat hamurda üzerine koyarak tamamlayın. Baklavayı pişirmeden dilimleyin. Tereyağını eritip baklavaların üzerine gezdirin ve Önceden ısıtılmış 180 dereceye ayarlı fırında 40-45 dakika, üzeri kızarana kadar pişirin. Pişen baklava hamurunu fırından çıkartın. Ilınınca üzerine balı bir kaşık yardımıyla akıtın. ALINTIDIR

Posted in DOĞAL MUTFAK TARİFLERİ | 1 Comment »