helalderman

YEDİKLERİN KADAR DOĞALSIN…

Archive for Aralık 2010

KUPA TERAPİSİ (cupping therapy/vacuum therapy)

Posted by helalderman 16 Aralık 2010


Geçmez sanılan ağrılarınız mı var? Bir daha düşünün!….

İlk o vardı!

İbn-i sina’dan Hipokrat’a, mısır rahiplerinden tibet üstatlarına kadar herkes onu uyguladı, uyguluyor …
Günümüzde Avrupa, Amerika ve tüm dünyada özen ile şifa dağıtmaya devam ediyor…

Ateş ve Hava!…

Doğanın bu iki enerjisi dans ederken size şifa sunuyor…
Onları camdan saf bir kupada biraraya getirdiğinizde döngü başlıyor. Bedeniniz, en derin gücü ile tanışmaya hazır…

Dünyanın en eski şifa metodu o… Günümüzde Avrupa ve Amerika’da sigorta kapsamındaki bu kadim şifa uygulaması en derinlerinize nüfus etmiş, tüm toksin ve ağrı yapıcı oluşumları sizden almak için bekliyor…
Babanne icadı denir bizde… bardak çekmedir ya aslında; şöhreti bazen şifa bazen korkuyla anılır… İlki doğrusu ikincisi bilinmeyişindendir… Rusya da 200’e Avrupa’da 150’ye Amerika da tam 350’ye yakın sağlık merkezinde ve kurumlarda, kupa/vakum terapisi tedavilerin içinde en önemlisi olarak kullanmaktadır…

Neden?

Hala günümüzde modern tıbbın ulaşamadığı noktalara ve sistemlere o ulaşabiliyor! En önemlisi bunun için doğanın güçlerini ve bedenin güçlerini biraraya getiriyor… Gerçek bir şifa için gerekli olan iki gücü!…

Bu şifa nereden ve nasıl geliyor?
Bedeninizdeki sizin sağlıklı hareket ve fonksiyonlarınızı sağlayan kas ve eklem sisteminizin belli bir laktik asit yüklenme sınırı vardır… Bu sınır çeşitli nedenlerden aşıldığında:( biliyoruz siz hiç yorulmuyorsunuz; hep spor yapıyorsunuz! ağır şartlarda çalışmıyor ve sürekli esniyorsunuz!:) kaslarınız başta olmak üzere laktik asit ile yüklenirsiniz… Şöyle düşünün: kaslarınız bir sünger ve içinde kan yerine su var… Şimdi o süngeri sıkın, uzatın veya gerin … hepsini yapabiliyorsunuz! Peki şimdi içinde su olan süngeri buzlukta dondurun ve tekrar deneyin… Evet… Ne esneme var, ne de gerilme… İşte laktik asit kaslarınızdaki bu donmuş su gibidir… Kaslarınıza dolduğunda kasınızın ne kasılmasına ne gevşemesine izin verir… Çoğu, bel, sırt, boyun ve baş ağrısının ana sebebi ve buna bağlı olarak sinir ve organ sistemlerinizin boğulmalara sebep olan şey budur…
Omurganın yanlış kullanımı, yoğun çalışma temposu, stres, kazalar, soğukta kalmalar sonucunda o bölgedeki kan dolaşımı bloke olur. Laktik asit ve ağrı yapıcı toksinler birikir ama bedenden atılamaz. Kas gevşetici ilaç ve pomatlar, spazmdan kaynaklı durgun kan dolaşımı sebebiyle sorunlu bölgeye ulaşamazlar…
Kupa terapisi, eşi olmayan bir etki göstererek sizi bu bedensel yükten ve esaretten kurtarır…

En derinlerde ki şifa kupa terapisi ile gün yüzüne çıkıyor…

Kupa terapisi tek bir seansta 5 masaj seansı etkisi gösteren temel bir şifa sistemidir…

Bunu nasıl yapıyor?

Kupa etkisi söyle oluşur: Bir çubuk ucundaki ateş ile cam kupa içindeki oksijeni tüketiyoruz, kupa içine yeniden oksijen almaya çalışırken bedene kapatılıyor … Kupa artık hava yerine sorunlu bölgeye işliyor… vakum başladı….
(Ateşi bu işe karıştırmak istemeyen herkes için vakum setleri ile uygulama tatbik edilir)

Ve şöyle etki ediyor:
Ağrı ya da tutulma yaşanan bölgeye kupa çekildiğinde, kupa sahip olduğu vakumla, yorgun kaslarınızı ve dolayısıyle bölgede bulunan tüm laktik asit ve toksinleri kendine doğru çekiyor…
Cildin alt dokusunda bununan aktif kan damarları sayesinde bu atık maddeler serbestçe kana karışarak, idrar yolu ile bedenden atılıyor… ( kupa terapisi sonrası laktik asit ve toksin bulunan idrarın koyu çıkması bunun sonucudur…)

Kupa izi:
Kupa terapisinin iki güçlü etkisinden ikincisi ise ‘kupa izi’ olarak ifade edilir…
Bu terapide ikinci etki, vakum sayesinde cildin morarmasıdır (korkmayın dereceleri var! 🙂 morarma kılcal damar çatlamasıdır ve beden için mikro bir travmadır… (gün içinde aslında pek çok morarmaya yol açan darbe alabiliyorsnuz ama siz daha farketmeden bu morluk geçiyor….)
Vakumla oluşan bu morarma sayesinde beden sahip olduğu tüm yapıcı ve iyileştirici kimyasallarını o bölgeye yönlendiriyor böylece bölgedeki tüm kas, eklem, sinir yapıları iyileştiriliyor, onarılıyor… Bedenin kendi gücü ile…… ( Evet onu biraz kandırdık!)

Tüm bedensel şifa uygulamaları, aksine bedene baskı değil, dışarı doğru bir çekme yapar…

Sıkışma yok! Sizi bıçaklarcasına orada olan sorun bedenden çekilip alınıyor!…
Bayanların sıkça uygulattığı selülit tedavilerinin özünde kupa terapisinin dönüştürülmüş yağ kırıcı etkisi kullanılır…

Etkisi ne kadar mı hızlı?
Acil bir bel ve sırt tutulması uygulaması için evine gittiğim ev sahibinin emekleyerek kapıyı açtıktan 1 saat sonra dimdik ve mutlu şekilde beni uğurlayabileceği kadar hızlı….
evet kupa terapisinin en harika diğer yanı, bedeninizde ki izler geçene kadar beden o bölgeyi onarmaya devam ediyor…
Unutmayalım ki hepimiz ait olduğumuz ırkların genetik özelliklerini taşıyor isek, o genlerde yer almış tedavi biçimlerine de yatkın oluyor ve fayda görüyoruz… Kupa terapisi bu konuda bir numara!…

Kupa terapisi kimlere uygulanabilir?…
Herkese! sadece şeker problemi olan kişilerde morluk uzun süreceği için dikkatle yapılması ya da duruma göre yapılmaması önemli…
Bu morluklar ne kadar beden de kalıyor?…
3 yıl!!!… hayır tabi ki bu bir şaka!… normal şartlarda bu süre 3-8 gün arasında değişir. Kupanın dozajı ve kişinin bedensel şikatetine göre bu süre 1-2 gün uzayabilir…

Yan etkisi ve tehlikesi var mıdır?
Hayır yan etkisi yok… Dünya da bu binlece yıldır güvenle uygulanmakta… Ateş faktörü kulağa tehlikeli gibi gelse de doğru teknikle söz konusu olamamakta, ateş ve kleanter birbirine yaklaştırılmamaktadır… ( Kleanter uygulamayı alan kişi anlamındadır)

Hacamat ile ortak yanı var mı?
Hayır … vakum yaratmak haricinde ortak bir nokta yok… Hacamat da oldukça önemli fakat dışarıdan sert görülen bir uygulamadır… Kupanın böyle bir tarafı yoktur…
Acı yaratır mı?
Kupa derecelerine göre belli vakum etkisi gösterir… kişiden kişiye değişerek ilk bir- iki dakika hafif bir rahatsızlık verse de ardından gelen derin rahatlama, ağrıdan anında kurtulma hissi harikadır… Sırt , boyun, bel bölgesinde bir bebek yumuşaklığına ve ergen gücüne kavuşmanın hissi inanılmazdır…
En çok hangi problemler de kullanılır?
-Her türlü bedensel tutulma, spazm, baş boyun, bel, kalça, bacak, diz ağrısı problemlerinde…
-Akut ve kronik çok ağır bölgesel kas spazmlarında.
– Bel fıtığı, boyun fıtığı tedavisin de büyük bir destekleyici olarak
– Sinir sıkışması olan bölgedeki kasları sağlığına kavuşturarak iyileşmeyi çok hızlandırma da…

TAMAMLAYICI VE ALTERNATİF TIP ULUSAL MERKEZİNİN (NCCAM) KUPA TERAPİSİNİN KABUL ETTİĞİ YARARLARI…
1- Aşırı yorgunluğun azaltılması
2- Soğuk algınlığı sonucu vücutta oluşan kırgınlıkların tedavisinde
3- Adet görme döneminde oluşan ağrıların giderilmesinde
4- Kaza sonrası yaşanan kas ağrılarında…
5- Baş ağrılarında
6- Yeni doğum yapmış bayanlarda süt gelmemesi durumunda
7- Kürek ve kol kemiği, eklem ve bel kasları zorlanmalarına bağlı ağrılarda
8- Bel tutulması(Lumbago) sonucunda oluşan ağrılarda
9- Omuz ve sırt ağrılarında
10- Fibrozit veya fibrominaj(Kulunç) ağrılarında
11- Sinirsel kasılmalar sonucu oluşan ağrılarda
12- Belde ve boyun bölgesindeki disk kayması ve sonucu oluşan ağrılarda
13- Romatizmal rahatsızlıklar sonucu oluşan ağrılarda
14- Kireçlenme sonucunda oluşan ağrıların tedavisinde
15- Vücudun belirli bölgelerinde oluşan geçici sinirsel kasılmalarda.


Kupa terapisi size ihtihacınız olan bir nevi bedensel kalibrasyonu ( ayarlama/ düzenleme) sağlar… Tüm bedensel şifa uygulamalarının temeli olarak sizi haketmediğiniz yüklerden kurtarır… Enerjinize yer açar… Sağlıklı bir omurga hediye eder…
Bunlar sizi gülümsetiyor değil mi? :)….

Not: fotoğraflarda görülen tüm sporcular 2008 olimpiyatlarının ABD ve Çin yüzme milli takımlarının ‘Altın çocukları’ olup sağlıkları ve en üst performansları Kupa terapisi ile garanti altına alınmıştır, diğer fotğrafta yine ABD’de hollwood ve sanat dünyasında starların en çok baş vurdukları sağlık uygulaması olan Kupa terapisini uygulayan Britney Sperars a ait bir kareyi görüyorsunuz!.. Kupa Terapisinin gücü budur….

İhtiyacınız olduğun da bu güçlü terapi sizi bekliyor….

Binlerce yıllık bu gücü bedeninize taşıyın….
Kaynak: halukotman.com

Reklamlar

Posted in DOĞAL TEDAVİLER | 3 Comments »

MİSVAK NASIL FAYDA SAĞLIYOR?

Posted by helalderman 15 Aralık 2010


Diş macunları bazik olduğundan ağız içi dengeyi bozar.Misvakta ise yüksek konsantrasyonlarda asit veya bazik tabiatta maddeler yoktur.

Diş macunları ileri derecede bazik olduğundan ağız içi dengeyi bozar. Ancak bu nebati fırçanın (misvak) aktif kısmı haftada bir değiştirilerek yeni bir fırça kullanma avantajını sağlar. Misvakta ise yüksek konsantrasyonlarda asit veya bazik tabiatta maddeler yoktur.

Ege Üniversitesinde yapılan bir araştırmada liflerinde baklava dilimi şeklinde anizotrop basit prizmatik bitki kristallerinin olduğu anlaşılmıştır. Bunun ise mekanik temizliğe tesiri büyüktür.

MİSVAK

Buhârî ve Müslim’in Sahîhleri’nde Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den şu hadis rivayet edilir: “Ümmetime güçlük çıkarmak korkusu olmasaydı, kendilerine her namaz vaktinde misvak kullanmayı emrederdim” (Tecrid-i Sarih. c1 s20l; c3 s15.)

Yine Buhâri ve Müslim’in Sahîh’lerinde şöyle anlatılır: “Peygamber efendimiz gece namaza kalktığında ağzını misvak­la fırçalardı.”

“Misvak, ağzı temizler, Allah’ın hoşnutluğunu kazandırır”. Müslim’in Sahîh’inde de şu bilgiye rastlanır;

“Peygamber efendimiz evine girdiğinde ilk işi dişlerini misvaklamak olurdu”. Misvak konusundaki hadisler oldukça çoktur.

Peygamber efendimizin ölüm döşeğindeyken bile dişini fırçaladığı doğru olduğu gibi: “Ben sizden daha fazla misvak kullanırım” dediği de doğrudur.

Misvak yapılan ağaçların en sağlıklısı “Erak” ağacı vb.’dir. Bilinmeyen bir ağaçtan misvak yapmamak gerekir. Zîrâ bazen zehirle­yici olabilir. Misvak kullanmakta kararlı ve ısrarlı olmak gerekir.

Kullanılan misvakların en iyisi gül suyuyla ıslatılanıdır. En faydalı olanlarından biri de badem kökleridir.

Teysir sahibi der ki: İddia ettiklerine göre; misvak kullanan kimse haftanın her Perşembe günü misvak kullanırsa, kafayı dinlendirir, duyuları netleştirir ve zekâyı keskinleştirir.

MİSVAK’IN YARARLARI:

Misvakta birçok faydalar vardır.

Misvakla ağzı fazlaca fırçalamak, ağızdaki yemek artıklarını ve dişlerin pasını giderir.

Dişleri mîdeden yükselecek gaz ve kirleri kabul etmeye hazırlar.

Normal şekilde fırçalanırsa dişleri parlatır.

Damağı güçlendi­rir.

Anti Septik (Mikrop kırıcı) özelliği vardır.

Dili çözer, sözün akışını kolaylaştırır.

Diş köklerindeki çürümeyi giderir,

Ağız kokusunu güzelleştirir.

Zekâyı berraklaştırır

Yemeğe karşı iştahı artırır.

Kokusu tükürük salgısını artırdığından dişetlerinin kurumasını önler. Diş etlerini sertleştirir.

Balgamı keser.

Görüşü güçlendirir.

Mîdeyi sağlamlaştırır

Sesi berraklaştırır.

Yemeğin sindirimine yardım eder.

Okumayı, zikir ve namazı canlandırır.

Uykuyu uzaklaştırır.

Rabbin hoşnutluğunu kazan­dırır.

Melekleri sevindirir ve sevapların sayısını artırır.

Bedenin rutubetini keser.

Veremi engeller.

Toz haline getirilmiş köklerinden macun yapılır. Kökleri kaynatılıp içilirse gonoreyi (bel soğukluğunu) önler. Dalak bölgesi ağrıları için çorba kıvamında içmek gerekir.

Bütün fırçalama metodlarına uygulanabilmesi, ağaçtan elde edildiğinden, istenilen boy, kalınlık ve şekilde temini, fırçalama anında liflerinin elektrikli diş fırçalarında olduğu gibi rotasyon yapması, kuvvet fırçaya dik uygulandığından mumlu diş iplikleriyle yapılan temizliğin eldesi, onu kıyas yapılamaz bir üstünlüğe eriştirir.

Misvak her zaman müstehabtır ancak namaz, abdest, uykudan uyanma ve ağız kokusunun değişmesi sıralarında müstehablığı daha da pekişir. Oruçluya da oruçlu olmayana da her zaman misvak kul­lanmak müstehaptır, çünkü misvak konusundaki hadisler geneldir. Oruçlunun misvak kullanmaya ihtiyacı vardır ve Rabbın hoşnutluğu­nu kazanmaya vesîledir. Rabbin hoşnutluğu da oruç tutulduğu za­man, tutulmadığı zamanlardan daha fazla istenir. Aynı zamanda mis­vak ağzı temizler, temizlik ise oruçlunun en üstün işlerindendir.

Sünen’de Âmir İbn-i Râbia’dan şöyle dediği rivayet edilir: “Ben Rasülullah s.a.v. oruçlu olduğu hal­de misvak kullanırken, sayılamayacak kadar çok gördüm”.

Buhârî dedi ki; İbn-i Ömer şöyle der: “Peygamber efendimiz sabah akşam misvak kullanırdı”.

Bilginlerin icmâ’ı: Oruçlu kimse vacip ve müstehap olarak ağzı­nı suyla çalkalar, ağzı çalkalamak ise (suyun boğaza ve ağzın içinde­ki her noktaya ulaşması bakımından) misvaktan daha kuvvetlidir, şeklindedir. Allah, kendisine kötü kokuyla yaklaşılmasını arzu etmez, bununla beraber misvak, Cenab-ı Hak c.c.’in kendisiyle ibadeti meşru kıldığı şeyler cinsinden de değildir (Yani Kullanmamak azabı gerektirmediği gibi kullanmak da ibadetin farzlarından değildir). Kıyamet gününde oruçlunun ağız kokusunun güzel olacağından bahsedilmesi, oruç tutmaya özen­dirme bakımındandır, yoksa kokunun kalıcı olması yönünden değil­dir, üstelik oruçlu kimsenin misvak kullanmaya duyduğu ihtiyaç oruçlu olmayandan daha fazladır.

Ayrıca Cenab-ı Hak c.c.’in hoşnutluğunu kazanmak, oruçlunun ağız kokusunu güzelleştirme arzusundan daha önemlidir. Yüce Allah c.c.’in misvak’a olan sevgisi oruçlunun ağız ko­kusunun olduğu gibi kalmasına olan sevgisinden daha büyüktür. Misvak, kıyamet gününde Allah’ın katında ağzın güzel kokmasına -ki bu kokuyu misvak gidermişti- engel olmuyor, üstelik oruçlu kimse ağız kokusunu misvakla gidermiş bile olsa kıyamet gü­nünde, oruçlu olduğunun belirtisi olarak ağzının kokusu miskten daha güzel olduğu halde geliyor. Tıpkı yaralı bir kimsenin dünyadayken yarasının kanını gidermekle emrolunmasına rağmen, kıyamet günün­de yarasının kanı kan renginde, kokusu misk kokusuna benzer halde geldiği gibi.

Daha doğrusu oruçlunun ağız kokusu misvakla kaybolmaz, bu­nun sebebi bellidir. O da midenin yemekten boşalmasıdır. Kaybolan, sâdece etkisidir. Dişlerin ve diş etlerinin üzerindeki katılaşma da aynı nedene bağlıdır.

Yine Peygamber efendimiz, oruçluyken müstehab ve mekruh olan şeyleri ümmetine öğretmiş, misvak kullandıklarını bile bile mis­vak kullanmayı mekruh olan şeyler sınıfından saymamış, üstelik en kapsamlı ve en geniş anlamlı sözlerle ümmetini misvak kullanmaya teşvik etmiş, ümmeti de O’nu oruçlu olduğu halde sayılamayacak kadar çok kez misvak kullanırken gözlemişlerdir. Ümmetinin, kendi­sine uyduklarını biliyordu, buna rağmen hayatında bir kez olsun, öğ­leden sonra misvak kullanmayınız dememiştir. Açıklamayı ihtiyaç duyulduğu zamandan sonraya bırakmak mümkün değildir. Allah her şeyi daha iyi bilendir.

MİSVAK AĞACININ MEYVESİ:

Buhârî ve Müslim’in Sahîh’lerinde Câbir İbn-i Abdillah r.a.in rivayet ettiği hadislerdendir- rivayet edildiğine göre Câbir şöyle dedi: “Biz Peygamber efendimizle birlikte misvak ağacının meyvesini topluyorduk, Peygamber efendimiz orada bulunanlara: “Siz bu yabanî yemişin kararanlarını tercih ediniz! Çünkü onun siyahı en lezzetlisidir” buyurdu”. (Kebâs, erak (misvak ağacı)’nın meyvesidir.)

Bu meyve hicaz toprağında yetişir, yapısı sıcak ve kurudur. Faydaları ağacının faydalarına benzer. Mîdeyi güçlendirir, sindirimi rahat hâle getirir, bal­gamı temizler, sırt ağrılarına ve dertlerin çoğuna fayda verir.

İbn-i Cülcül der ki: “Bu meyve kaynatılıp suyu içilirse idrarı çoğaltır ve mesaneyi te­mizler.”

İbn-i Rıdvan da der ki: “Bu meyve mîdeyi kuvvetlendirir.”

NASIL KULLANILMALIDIR?

Her kullanımdan önce Misvak’ı hafifçe dişinizle ezerek yumuşatın. Suya sokmadan, dişlerinize sürterek kullanın. İçinden gelen öz hem dişlerinizi beyazlatacak, hem de ağız kokusunu önleyecek.

Kullandıktan sonra yıkayıp ucu yukarıda kalacak şekilde dik olarak saklayın. Kullandığınız uç kısımdaki lifler “doğal olarak” eskiyip koptukça bu kısmı tamamen kesin.

Misvak’ın uzunluğu bir karış, kalınlığı bir parmak kadar olmalı.

Misvak’ı tutuş şeklimiz ise sağ elimizin baş ve küçük parmağımız Misvak’ın altında diğer üç parmağımız üzerinde olacak şekilde olmalıdır.

Misvak’ı kullanırken fazla baskı yapmadan enine doğru kullanmalıdır.

Kaynak: İyibilgi

Posted in DOĞRU TEMİZLİK TEMİZLİK | 2 Comments »

Posted by helalderman 08 Aralık 2010


Çocukken keçiboynuzunu çok severdim. Yıllar birbirini kovalarken, keçiboynuzunun varlığını unutup gittim ta ki doğum fotoğrafçımız Ayça Oğuş‘un şu yazısını okuyuncaya dek.

Meğer keçiboynuzu tozu diye birşey varmış ve kakao yerine geçebiliyormuş. Bir bebeğim olmasaydı, inanın bu keçiboynuzu tozu dikatimi çekmezdi.

Ayça Oğuş’un sitesindeki açıklama şu şekilde; doğal şeker ve renklendirici özelliğine sahip keçiboynuzu asırlarca tatlılarda kullanılmış. Kakao kullandığımız her yerde kakaonun yerini alabilecek olan keçiboynuzunun yaklaşık yüzde 80’i karbonhidratmış ve bunun yarısı da doğal bir şeker formundaymış. Keçiboynuzu protein, B vitamini, kalsiyum, potasyum, magnezyum, demir, manganez, krom, bakır içeriyormuş. Keçiboynuzu hem besleyici hem de vitamin ve mineral deposuymuş! Kakao’da ise, oksalitasit ve tanin dışında kafein, teobromin ve trofilin içerir ki bu maddeler kahve, çay ve kolalı içeceklerde de bulunuyormuş.

Oğluna yaptığı kurabiye ve keklere kakao yerine keçiboynuzu tozu kullandığını yazmıştı Ayça bir yazısında. O zaman dedim kendi kendime, ben de mutlaka kullanmalıyım keçiboynuzu tozunu. Hele ki özellikle çikolata ve kakaonun çocukla buluşma yaşının 5 ve üzeri olduğunu düşünürsek, keçiboynuzu tozu mucize gibi birşey.

Hem lezzetli hem besleyici 🙂
http://www.nilidileris.com DAN ALINTIDIR..

Posted in Genel | Leave a Comment »

NASIL KANSER OLUYORUZ !

Posted by helalderman 08 Aralık 2010


“Gerçekleri açıklarsam Türkiye sarsılır” diyen Prof. Topuz, öyle şeyler söyledi ki; göz göre kanser oluyoruz…

‘Gerçekleri anlatırsam Türkiye sarsılır’

Prof. Dr. Erkan Topuz, yine herkesi ekran başına kilitleyen açıklamalar yaptı…

Topuz, kanserle mücadelenin anne karnında başladığına dikkat çekerek hamile kadınların ve bebek sahibi insanların evde dikkat etmeleri gereken noktaları anlattı.

Erkan Topuz, bulaşık deterjanlarından, halıların temizliğine kadar çok önemli ayrıntılardan bahsetti. “Benim mücadelem bu yaştan sonra halkımızı kanserden korumaktır. Kanser tedavisi sonra geliyor. Bir korunma bin tedaviden evladır. Bunları ilk defa duyuyorsunuz ama gerçek bunlar. Ben bunları kendimi bu işe adadığım için anlatıyorum. Bu anlattıklarımı Türkiye ilk defa duyuyor. Belki dünyada da çok az duyan vardır” diyen Prof. Dr. Erkan Topuz, herkesi şaşırtan açıklamalar yaptı.

“Ben gerçekleri anlatıyorum. Ama çok fazla anlatmıyorum çünkü her şey sarsılabilir Türkiye’de” diyen Topuz’un sarsıcı açıklamaları şöyle:

-Evde sokakta giydiğimiz ayakkabılarla dolaşmamalılar. Eğer evde ayakkabı ile geziyorsak dışarıdan geldiğimiz ayakkabıları çıkartıp başka bir ayakkabı giymeliler. Çünkü dışarıdan giydiğimiz ayakkabı ile eve soktuğumuz pestisitler kanserin en önemli sebeplerinden bir tanesidir. (Pestisit: Tarım ürünleri, kimyasallar, egzozdan çıkan gazlar vs)

-Kanserle mücadele anne karnında başlıyor. Anne adayları aşırı miktarda vitamin almaktan kaçınsınlar. Çünkü bilinçsizce alınınca vitaminin içindeki kobalt, bazı aşırı miktarda minareller… Doktor bir tane yut diyordur ama çocuk gelişsin diye bir kaç tane yutuyorlar. Bu çocukta birikime sebep olabilir ve kansere neden olabilir.

-Gökkuşağının 7 rengini, ne buluyorlarsa, hepsinden günde en azından 3-5 tane yesinler. Her bir renkte bir şeyler var.

-Kırmızı et alsınlar gebeler haftada 2 kere. Özellikle balıkla beslensinler. Sağlıklı bir insanın kansere yakalanmaması için, bebeğin daha anne rahmindeyken vücudunun direncinin artması ve zehirleri alarak bağışıklık sisteminin bozulmaması lazım.

-En tehlikeli yer halıdır. Halı bütün pestisitleri tutar. Bu nedenle halıların temizliğine dikkat ediniz. Kesinlikle deterjanla temizlemeyin. Sirkeli su ile silin.yün veya pamuk halı kullanın.

-Deterjan kullanınca muhakkak eldiven kullanın. Plastik eldiven kullanmayın, içine izci eldiveni giyin. Çünkü deterjanlar alerjiktir ve ufak dozlarda alındığı takdirde kronik olarak kanserojendir. (İzci eldiveni: Pamuk eldiven)

-Bulaşık makinasında kullandığınız deterjan da petrol ürünüdür, kanserojendir. Ne kadar yıkarsa yıkansın kalıntılar kalabilir. Eğer sağlığınızı düşünüyorsanız çıkardığınız bulaşıkları sirkeli suyla ya da limonlu suyla silin.

-Her türlü deterjandan kaçınız. Devamlı olarak zeytinyağı ve defne sabununu seçiniz. Ellerinizi, vücudunuzu hakiki zeytinyağ, defne veya fıstık yağından yapılan hakiki sabunlar da seçilebilir. Bunları örnek olarak söylüyorum. Deterjandan kaçıyoruz ve çok aşırı miktarda suyla duruluyoruz.

-Beyaz olan her türlü iç çamaşırınızı muhakkak yeni aldığınızda en az 2 kere kaynatınız. Çünkü bunlar beyazlatılmak için kanserojen maddelerle yıkanıyor.

-Oda spreyleri doğrudan doğruya petrol menşeli. Zehiri soluyorsunuz. Akciğerinize geçiyor ve dolaylı olarak bağışıklık sisteminizi bozuyor.

-Sebzeleri mevsiminde dondurup saklamakta fayda var. Yalnız bir kez çözülünce onu muhakkak pişirin. . Ateşte ısıttıklarımızda ise bir kere ısıtınız. Çünkü bir dahaki sefere değeri ölür. DNA’yı bozar. DNA kırılması da kanserojene yol açar.

-Radyasyon kronik olarak kansere en çok yaklaştıran faktörlerden biridir. Televizyondan çok uzak duralım.

-Çocuklarınıza haftada 2 kez balık çorbası içirin ama içine zerdeçal koymak suretiyle. Soğan, sarımsak ve o mevsimin sebzesiyle yapmalısız. Çocuk anne karnındayken bu terbiyeyi almaya başlamalı.

-Gebeler haftada 1 kilo balık tüketmeli. Bu miktarın üzerinde balık tüketilmesine karşıyız. Çünkü en steril balıkta bile az civarda civa vardır. Bu balıklar dip balıkları olmamalı. Somon veya yüzey balığı, Akdeniz, Ege balığı olmalı. Marmara’nın dip balıklarını lütfen tüketmeyiniz.

-Kanola yağı kızartma için en uygun yağdır. Onun dışında birinci seçeneğimiz zeytinyağdır. Memleketimizin iftihar edebileceği yağdır. Fındıkyağı da tercih edilebilir.

-Çocuklarımız fastfood türü yiyecekleri 15 günde bir yiyebilirler. Ama haftada 3 kez yedikleri takdirde beyin tümörlerinde, lenfomalarda ve lösemilerde 3 kat artış gözükecektir. Çocuklarımıza vermeyebiliriz. Ama dışarıdaki yiyeceklerin nasıl kızartıldığını bilmiyorsunuz. Ona göre hareket edin.

-Çocuklara meyve ve yoğurdu bol yedirelim. Ancak yoğurdu prebiyotik ve ev yoğurdu olarak kullanalım. Yoğurdunuzu evde yapın. Peynir ve çökelek fazla miktarda yiyin. Keçi peyniri çok faydalıdır.

-Çocuklarımızı beyaz un, beyaz şeker ve tuzdan koruyalım.bunun yerine tam buğday unu ve rafine olmamış kaya tuzu kullanalım.

-Belki tuzcular üzülecekler ama Konya’ya akan kanalizasyonlar ve kirletici sularla, Türkiye’nin en büyük tuzunu karşılayan Tuz Gölü’müz maalesef torbaların içinde çok iyi steril edilmedikleri takdirde bize kanseri ufak ufak taşıyorlar. Bu nedenle kaya tuzunu tercih edin. Yani turşu kurduğunuz tuzu çekin ve çok az miktarda kullanın. Çünkü rafine tuz da kanserojendir.

-Amerika’daki çocukların tombul olmasının sebebi her şeye şeker katmalarıdır. Ucuz beslenmedir.

-En faydalı gıdalardan birisi cevizdir. Daha sonra fındık ve bademdir. Ayçiçeği açık alın. İşlemden geçmemiş olacak, kavurup yiyebilirsiniz. Ama fındık, ceviz gibi yiyecekleri kabuklu alın. Çünkü içine böceklenmesin diye ilaç sıkılmaktadır. Sonsuz faydaları olan yiyeceklerdir. Günde bir avuç muhakkak tüketiniz.

-Elma dünyanın en faydalı gıdalarından birisidir.

-Plastik, bakır, alüminyum kap kullanılmamalı. Porselen, cam ve çelik kullanın. Meyveleri de bu tür kaplarda yıkayın. Bunların içine litresine göre 9-10 çorba kaşığı elma sirkesi atın. Aşağı yukarı yarım saat bekletin. Sonra tekrar yıkamayın. Tekrar mikrop alır.

-Meyvelerin üzerine parlak görünmesi için mum sürülüyor. Bunları hakiki zeytinyağlı sabundan geçirdikten sonra elma sirkeli sudan geçirin. Ya da elma sirkesi ile ovun. Meyveyi kabuğuyla tüketin eğer sterilse.

-Lahana, marul gibi yiyeceklerin ilk dört kabuğunu çöpe atın. İstediğiniz kadar yıkayın bunların üzerindeki pestisitleri temizleyemezsiniz. Çaresi yok.

-3 ayda bir suyunuzu değiştirin. Çok muhteşem sularımız var ama ne olursa olsun tabiatı rezil ediyoruz. Satın aldığımız sularda az miktarda da olsa kanserojen dozlar karışabilir. Bunlar kontrollü sular ama 3 ayda bir değiştirmek gerekiyor.

-Plastik her yerde zehir. Plastik bardaklar, kaplar, plastik herhangi bir şey… Ben ona girmiyorum bu lafı söylersem yer yerinden oynar. Bu plastikler ev yapımına girdiler. Doğrudan doğruya inşaat malzemesi olarak kullanıyorlar. Çok bilinçli olun, çok iyi markalar kullanın. Bunları söylemem demek Türk ekonomisiyle oynamam demek. Ben insanlara kendimi adadım, onun için kimseden korkmuyorum açık açık söylüyorum.

-Meyva suyu yerine posasıyla tüketin. Biz kanserli hastalara suyunu veriyoruz. Meyve suyuna geçmeyen çok madde posada kalıyor. Bu şekilde kolon ve miğde kanserinden korunmuş oluyorsunuz.

-Bakır, özellikle beyin tümörlerinde ön plana çıkıyor. Çok iyi kalaylı olursa bu etki azalıyor. Ama kulağınıza bakır küpe bile takmayın.

-Çocuklarımızı yeşil plastik sahalarda oynatmayınız. Plastik çimenler sentetiktir ve kanserojen madde alabilirler.

-Havuzların iyi temizlenmesine dikkat ediniz. Ozonla temizlemek en fazladır. Aşırı klorluysa yine kansere hazırlık yapıyorsunuz spor yerine.

-Bütün beyazlatıcılardan kaçınız. Çocuklarımızın kullandığı o pırıl pırıl bembeyaz defterler klorla temizleniyorlar. Bunlarla temizlenmemiş defter kullansınlar. Kullandıkları boyalarda da kanserojen etkisi vardır.

KANSER DALGA DALGA GELİYOR

Prof. Dr. Erkan Topuz, verdiği şu çarpıcı bilgi ise kanserin boyutlarını açıkça ortaya koymaktaydı: “Kanser dalga dalga geliyor. 2020 yılında 20 milyon insan kansere yakalanacak. Ama eğer bunları yaparsak belki bunu 15 milyona indirebiliriz. O yüzden gözümüzü açalım. Bu iş çocukluktan başlıyor. Çocuklarımıza bu terbiyeyi vermek zorundayız. Ailedeki çocuk annesini taklit eder. Anne ne yiyorsa çocuk da onu yer.”

Erkan Topuz, yaptığı açıklamalar nedeniyle bir takım sektörleri zor duruma soktuğu eleştirileri için ise, “Benim için insan sağlığı birinci plandadır. Ekonomi ikinci plandadır. Bir insanın kanser olması durumunda devlete ve millete verdiği zarar milyarlarca dolardır. O yüzden dikkatli olduğunuz takdirde ekonomiye de katkınız olur. Aslında ben bunları anlatarak Türkiye’nin ekonomisini de kurtarıyorum farkında değiller” diye konuştu.

***

Posted in SAĞLIKLI BESLENME | 1 Comment »