helalderman

YEDİKLERİN KADAR DOĞALSIN…

Archive for Ağustos 2011

Psikiyatride ‘dikkat eksikliği’ skandalı

Posted by helalderman 27 Ağustos 2011


Dikkat eksikliği ve hiperaktivite teşhisiyle ilköğretim çağındaki on binlerce çocuk gereksiz yere uyarıcı ve antidepresan ilaç kullanıyor. Hâlbuki ilaçsız yöntemlerle teşhis ve tedavi de mümkün. Ama nedense Türkiye’ye getirilmiyor.

‘Hiperaktivite’, ‘dikkat eksikliği’ ve ‘öğrenme zorluğu’; son yılların en çok tartışılan ve giderek önem kazanan rahatsızlıklarından. Araştırmalara göre ABD’deki çocukların yüzde 3 ila 5’i dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu yaşıyor. İngiltere’deki oran, yüzde 1’in altında. Türkiye için şu anda net bir orandan söz edilemiyor. Bu rahatsızlıkların çok tartışılmasının arka planında, tedavi amacıyla bazı uyarıcı ve antidepresan ilaçların kullanılması var. Teşhis konulan ve söz konusu ilaçlardan verilen çocuk sayısı her geçen gün artıyor. Maryland Üniversitesi’nden Prof. Dr. Julie Magon Zito, 2000 yılında yaptığı bir araştırmada, 4 yıl içinde antidepresan ilaç kullandırılan çocuk oranında yüzde 200 artış belirliyor. İlaçlardan bazıları bir hayli ağır. Prof. Zito, ABD’nin kuzeyindeki 200 bin çocuğun durumunu inceliyor. 2-5 yaş diliminde ağır ilaç tüketim oranı yüzde 1,25. 6-12 yaş grubunda oran yüzde 3’e fırlıyor. İlaçların çocukları nasıl etkilediğine dair zıt görüşler ortaya atılıyor. Beyaz Saray, etkiyi belirleyecek araştırmalara fon desteği çıkıyor. İlaç firmaları yetişkinlerdeki olumlu sonuçlara bakarak iyimser konuşsalar da, gerçek şu ki, ilaçların çocukları olumsuz etkileyip etkilemediği henüz bilinmiyor. Türkiye’deki uzmanlar da birbirinden çok farklı görüşler beyan ediyor.

Acaba hiperaktivite, dikkat eksikliği ve öğrenme zorluğunun belirtileri birbirleriyle nerede kesişiyor ve ayrışıyor? Hangi çocuklar uyarıcı ve antidepresan ilaç kullanmalı? Bu rahatsızlıklar niçin oluşuyor ve nasıl teşhis ediliyor? Teşhisler ne kadar isabetli? Hatalı teşhis sebebiyle boşu boşuna ağır ilaç tedavisi uygulanan çocukları nasıl bir akıbet bekliyor? ABD, Kanada ve Japonya ile Avrupa ülkelerinde başvurulan ve rahatsızlıkları yüzde 97 oranında teşhis eden testlere Türkiye’de neden rağbet edilmiyor? İlaçsız tedavi mümkünken, Türkiye’de neden yaygınlaşmıyor? Ebeveynleri çok yakından ilgilendiren bu soruları uzun süre ABD’de eğitim ve araştırma çalışmalarına katılan Psikiyatrist Tanju Sürmeli’ye yönelttik.

-Hiperaktivite bir hastalık mıdır? Dikkat eksikliği, beraberinde mi görülür, ya da o ayrı bir olgu mudur? Bu arada öğrenme güçlüğü nasıl değerlendirilmeli? Ebeveynler belirtilerle karşılaştığında ilk başta ne yapmalı?

Beynimizin ön tarafında dikkat ve konsantrasyonla ilgili bir bölge var. Akademik başarımız için dikkatimizi vermemize yarıyor. Bu bölgenin yan kısımlarında, dürtüsel davranışlarımızı kontrol eden bir yer var. Beynimizin orta arka kısmında hiperaktiviteyle daha bağlantılı bir bölge var. Ön bölge ile arka bölge arasında bir düzen olmalı. Kimyasal ve elektriksel düzensizlik oluştuğunda; dikkat, konsantrasyon, motivasyon ve hiperaktivite problemleri ortaya çıkıyor. Hiperaktivite ne? Kendisini durduramayıp durup düşünmeden hep hareket halinde olması; dürtüsel davranışlarda bulunması, oturup yarım saat 45 dakika bir dersi sağa sola bakınmadan kendini verip dinleyememesi. Ya da oturarak yapması gereken bir işte zorlanması. .

-Bu çocukların saldırgan davranışların da söz ediliyor?

Hiperaktivite ile saldırganlık arasında benzerlik görülse bile, tıbbi açıdan farklılar . Agresivite dediğimiz saldırganlığın beynin ön bölgesi ile bağlantısı var. Ama her hiperaktif çocuk saldırgan, her saldırgan da hiperaktif değil. İkisi bir arada da olabilir ama saldırganlık hiperaktivitenin bir sonucu değil. Hiperaktivitede bir kontrol problemi var. Bu problem saldırganlık gibi davranış problemlerine yansıdığında hiperaktiviteyle beraber saldırganlık ortaya çıkmakta…

-Peki dikkat eksikliğini nasıl tanımlamalıyız?

Normalde 6 yaş grubu 20 dakika dikkatlerini verebilmeli. Dikkati koptuğunda birkaç dakika dinlenip toparlanarak bir 20 dakika daha verebilmeli. Bunu yapamayanlar dikkat eksikliği içindedir. Derste 5-10 dakika sonra sıkılırlar. Dikkatlerini veremez, konuşmaya başlarlar. Komik şeyler yapmaya yeltenirler. Komik şeyler yapıldığında gülerler. Cama bakarlar. Dürtüsel olarak arkadaşlarını iterler, onlara kâğıt atarlar. Derste başka şeyler düşünürler. Kalem ve silgiyle oynarlar. Defteri, kitabı, sırayı karalarlar; bir şeyler çizerler. Bunları birer dakika yaptığını düşünün. Dikkatini toplamada zorlanan; eve geldiğinde de kendi başına oturup ders çalışamayan bir beyin…

TEŞHİSTE HATA YAPILMAMALI

-Hiperaktivite ile dikkat eksikliği arasındaki ilişki birliktelik mi, aralarında sebep-sonuç ilişkisi de var mı?

Yalnızca dikkat eksikliği grubu var. Dikkat eksikliği ile hiperaktivite beraber olan grup var. Hiperaktivitesi öne çıkmış, dikkat eksikliği az olan ya da hiç olmayan grup da var. Beynin elektriksel ve kimyasal düzensizliklerinde ifade ettiğiniz sübjektif soruyu cevaplamak çok zor. Çünkü bir network problemi oluyor. Hangisi öbürünü tetikledi? Bu mu onu çıkartıyı açıklamak çok zor. Yalnız dikkat eksikliği olan çocuklarda özel öğrenme zorluğu da olabiliyor.

-Öğrenme zorluğu dikkat eksikliğinin tabii bir sonucu değil mi zaten? Yani çocuk dikkatini veremediği için öğrenemiyor…

Hayır, bir de ayrıca öğrenmeyle ilgili merkezleri var beynin. Öğrenme merkezleri beynimizin kulaklarımızın hemen arkasındaki temporal dediğimiz bölgede. Burada elektriksel ve kimyasal düzensizlik olanlar var. Ayrıca bir kısmında dikkat problemi var bu çocukların. Hiperaktif grupta ayrıca temporal bölgeleri etkilenmişler de var. O kadar birbirleri içine girmişler ki, Bunları sübjektif olarak ayırt edebilmek zor. Hele hastanın 10-15 dakika görülebildiği yoğun merkezlerde daha da zor.

-Sırası gelmişken; otizmdeki öğrenme zorluğu ile bir ilişki söz konusu mu acaba?

Onlar tamamen farklı. Otizmde yeteri kadar beyin hücrelerinin yapılmadığına; o bölgelerin çok iyi gelişmediğine ve başka bölgelerin kontrolü aldığına dair yayınlar var. Öğrenme zorluğunda sol ile sağ beyin arasında zeka skorları açısından 10-15 puan fark oluyor genelde. Bunların bir kısmı dikkat eksikliği hiperaktivite hastalığını da beraber taşıyor. Sadece öğrenme zorluğu çeken bir grup var. Bunun yanı sıra dikkat eksikliği grubuna ya da dikkat eksikliği hiperaktivite grubuna giriyor bazıları. Özel öğrenme zorluğu içindekilerden bazıları dikkat problemi yaşıyor ama dikkat eksikliği hastalığı grubuna girmiyor. Kimi çocuklarda dikkat eksikliği var; ama dikkat eksikliği hastalığı grubuna ve özel öğrenme zorluğu grubuna girmiyor.

-Dikkat eksikliği ile özel öğrenme zorluğu arasındaki sınırları biraz daha netleştirebilir miyiz?

Özel öğrenme zorluğu grubunda dikkat eksikliği; hatta yüzde 75’inde hiperaktivite de olabilir. Genelde okuma, yazma, matematik ve algılamada daha belirgin belirtileri olan çocuklardır. Daha geri kalmışlardır yaş gruplarına göre. Anne babadan ve ana okulundan alınan hikâyelerde öğrenmeyle ilgili problemleri daha üst seviyededir. Matematik başarısı oldukça kötüdür. Ama aynı zamanda okumada, anlatmada, kendini ifade etmesinde de zorluk olabilir. Okuduğu bir şeyi organize bir şekilde anlatamayabilir. Ya da bu belirtilerden bir tanesini taşıyabilir. Birkaç tanesini çok iyi yaparken bir şeyi başaramaz. Öte yandan örneğin sevdiği derste çok başarılı olur. Mesela resimde. Sağ beyini çok iyi gelişmiştir çünkü. Sözel ve sayısal performans sol beyinin gelişmesiyle ilgilidir.

ÇOCUK SEVDİĞİ KONUYA DİKKAT KESİLEBİLİR

-Hiperaktif ve dikkat eksikliği içindeki çocukların bazı işleri yaparken saatlerce oturabilmesinin sebebi bu mu?

Beynimizin ön kısmı akademik başarı, motivasyon ve dikkat merkezimizdir. Dürtüsellik de buradan sağlanır. Ders ya da öğretmen sevilmese de başarıyı sağlayan merkez. Beynin orta kısmında ‘limbik’ dediğimiz bir sistem daha var. Anne karnındayken gelişiyor. Sevdiğimiz şeylere ilgi duymamızı sağlıyor. Beynimizin ön kısmındaki bölge düzenli çalışmasa da limbik sistem dikkat ve konsantrasyonumuzu sevdiğimiz bir işe yönlendirmemiz için devreye girebilir. Bu durumda anne baba der ki: “Bak işine gelince saatlerce bilgisayarın başında her şeyi yapıyor. Ama ders çalışmak işine gelmiyor.” Hayır, öyle değil işte. Çocuğu sevdiği konulara ilgi gösterten beynin orta kısmındaki bölüm hasarsız, aktif, çalışıyor. Bu bölüm, öğretmeni sevdiğinde matematik, fizik, Türkçe gibi derslerde bile devreye girebilir. Ya da bu derslerde geçen sevdiği bir konuda da işlev kazanabilir. Böylece o derste ya da konuda akademik başarıyı yakalayabilir çocuk.

-Çocukların beyinlerinin iyi çalışmasında anne babaların rolü de söz konusu mu?

Beyinlerin iyi çalışmamasında önemli faktörlerden biri de ebeveynin tarzı. Yapamayan bir çocuğa yapacaksın diye baskı kurulmamalı. Aşağılayıcı sözler söylenmemeli. Dayak asla. Bu davranışlardan hiçbiri beynin iyi çalışmasına yol açmaz. Böyle bir bilimsel çalışma yok dünyada. Bir beyin bir şeyi yapamıyorsa, taciz ettiğiniz ölçüde yapamayacak hale geliyor. Daha da kötü duruma düşürüyorsunuz. İkincisi kurallar koymayı ;durup, düşünen bir beyin olmayı öğretsinler çocuklarına. Hayır demeyi, dediklerinde, çocuk ağlayıp zırlarsa, pes edip ‘evet’ dememeyi öğrensinler. Yüzde 85 koydukları kuralda kalsınlar. Çünkü çocuklarının beyinlerinin gelişmesini etkiliyorlar.

-Peki bu gelişim hangi yaşlarda oluyor, dışardan ne kadar etkilenebilir beyin bu süreçte?

İki yaşından itibaren etkilenir. 1,5 ile 7 yaş grubu arası çocuklar izlendi. Televizyon ve bilgisayarla çok daha fazla uğraşan çocuklarda dikkat ve öğrenme zorluğunun okul döneminde çok daha yoğun olduğunu gördüler. Bu, manyetik alan ve elektrik akımının sağlıksız dalgaları artırdığını gösteriyor.

-Başka neler etkiliyor beynin gelişimini?

Beslenme. Bizim gibi ülkelerde karbonhidrat ağırlıklı beslenme çok fazla. Oysaki beyin; yüzde 80 oranında proteine, yüzde 20 de glikoz ve karbonhidrat türü besinlere ihtiyaç duyuyor. Bizde tam tersi.

-Hiperaktivite ve dikkat eksikliği türü rahatsızlıklar hangi yaşlarda teşhis edilmeli ve tedaviye başlanmalı?

Çocuk ana okuluna gidiyorsa dikkat eksikliği ve öğrenme zorluğu orada belirtilerini gösterir. ABD’de 3-3,5 yaşında durumu tespit edilen çocuklar var. Biz de erken yaşta görebiliriz. Ama daha ziyade ilkokul birinci sınıfın ilk 6 aylık döneminde teşhis konulur. Sıkıntı yaşanırsa doktordan yardım alınır.

-Teşhis nasıl olmalı?

Tabii ki klinik gözlem birinci derecede önemli Buna yeterince zaman ayrılmalı Çocuğun bakıcısına ve öğretmenine kadar gidilmeli. ABD’ de geliştirilen yöntemler var. 1998’de FDA onayı aldı. Beynin elektriksel akımına bakılıyor. Sonuç kaydediliyor. Bir veri tabanında kendi yaş grubuyla karşılaştırılıyor. Bu yöntemle çocukta öğrenme zorluğu mu, hiperaktivitemi , dikkat eksikliği mi söz konusu; yüzde 97 oranında belirlenebiliyor.

DİJİTAL EEG VE TOVA TESTLERİ

-Neurofeedback yöntemindeki gibi mi?

O işin tedavi aşamasında kullanılan bir yöntem. Dijital EEG teşhis yöntemi. Bir de ayrıca TOVA testi var. Bu da ABD’de çok yaygın. Görsel ve işitsel dikkat 22 dakika boyunca bilgisayarda ölçülüyor. Dürtüsellik ve beynin hızı ölçülüyor. Bu yöntemde de hiperaktivite dikkat eksikliği yüzde 85 oranında ayırt edilebiliyor. Batı’daki üniversitelerde kullanılıyor. Tedavide, ritalin ilacı mı etkili, yoksa Neurofeedback mi etkili, bu testle belirleniyor. Son teşhis unsuru kan testi. Bu çocuklarda yüzde 80 oranında B 12 vitamin eksikliği görüyorum. Anemi (kansızlık) da var. Türk halkının büyük kısmında emilim problemi söz konusu. B 12 sinir hücrelerini besleyen en önemli vitamindir. Bunun eksikliği dikkat problemi, öğrenme zorluğu yapıyor. Felç bile.. Hiperaktiviteye olan çocuğun şikayetlerini daha da artırabiliyor.

-Dışarıdan çocuk hiperaktif görünüyor… Ama gerçekte hiperaktif değil. Bu nasıl ayırt ediliyor?

Yüzde 97 hassasiyetle durumu gösteren test (dijital EEG) ile TOVA testinde işaret görülmediğinde ebeveynin çocuğa uyguladığı yetiştirme tarzına bakıyoruz. Ebeveyn kural koyamıyor, çocuğun her istediğini yapıyorsa, bunun değiştirilmesi gerektiğini söylüyoruz.

-Diyelim ki, hastlık ebeveynle ilgili…

Davranışsal gelişse de sonuçta beyin etkileniyor ki hiperaktivite oluşuyor. Davranışlar değiştirildiğinde, beynin hiperaktivite yol açan bölümündeki bozukluk iyileşiyor.

-Yüzde yüz iyileşme oluyor mu?

Her hiperaktivite, dikkat eksikliği ve öğrenme zorluğu beyindeki ilgili bölümlerin bozulması ya da ebeveyn yetiştirme tarzıyla oluşmuyor. Çocukluk döneminde geçirilmiş ufak tefek travmalar, kafa çarpmaları gibi olaylar da bu hastalıklara sebep olabiliyor. Dijital EEG ile bu travmalarda beyinde elektrik düzensizliği oluştuğunu görebiliyoruz. Diyebiliyoruz ki, dikkat eksikliği genetik değil; kafa travmasıyla oluşmuş, beynin şu bölgesi etkilenmiş. Ya da hiperaktivitesi genetik olarak geçmedi ona. Bu çocuklar boşu boşuna yıllarca ilaç kullanıyor.

-Peki, bu çocuklar nasıl iyileşecek?

Bir elektrik akımı düzensizliği tespit edildiğinde nöroterapi uygulanmalı. Neurofeedback var.

-Dijital EEG, Türkiye’de yaygın mı?

Değil. Biz hastalarımıza kullanıyoruz.

-Türkiye’de neden yaygın değil?

ABD Nöropsikiyatri Birliği Araştırma Komitesi, 2006 yılında bir defa daha, dikkat eksikliği ve öğrenme zorluğunun ‘Nörometric Analiz’ dediğimiz beynin elektrik akımına bakıp veri tabanında incelemeyle, ayrılabileceğin kanıtlanmış olduğunu kabul ettiğini duyurdu.

-FDA onayı bize neyi ifade ediyor?

FDA onaylı bir yöntemi kullanmaları için bilim adamlarının literatürü okuması lazım. Okusalar, bu işe başlarlar. Hiç vazgeçmezler.

-Tıp fakülteleri ve eğitim hastanelerinde de mi yapılmıyor?

Yapılmıyor. Beynin elektrik akımını analiz edebilmek için, bilim adamının veri tabanını satın almazı lazım. Kullandığım veri tabanı dünyada belirli üniversite ve kliniklerde var. ABD’de yaygın. Hollanda, Belçika, Almanya, Fransa ve İsviçre gibi Avrupa ülkeleri ile Kanada ve Japonya’da kullanılıyor.

-Dijital EEG ile başka hangi psikiyatrik rahatsızlıklar incelenebiliyor?

Aynı yöntemle depresyon olup olmadığına da bakabiliyoruz. Bazen ‘dikkat eksikliği hiperaktivite hastalığı’, ‘manik depresyon’ ile karıştırılabiliyor. Manik depresif dediğimiz bir hastalık var. Hastalığın bazı dönemlerinde kişiler aşırı hareketli ve enerji dolu olabiliyor; dikkat problemi yaşayabiliyor. Bu gerçek atlanarak, bu hastalara da dikkat eksikliği hiperaktivite tanısı konuyor. Dijital EEG ile manik depresyon da yüzde 92 oranında belirlenebiliyor.

İLAÇ KULLANIMI VE İLAÇSIZ TEDAVİ NÖROTERAPİ

Bir defa özel öğrenme zorluğunda ilaç önerilmiyor. Onun tedavisi eğitim. Dikkat eksikliği ve hiperaktivitede genellikle ritalin kullanılıyor. Prozac türü antidepresif ilaçlar ise beraberinde depresyon da varsa dikkat eksikliği hastalarına kullandırılıyor. Ama işin doğrusu çocuklara ilk etapta, çok gerekmiyorsa antidepresan verilmemeli. Çünkü antidepresanların çocuklardaki etkilerine dair araştırma verileri yok henüz. Neurofeedback yöntemi (Nöroterapi, ilaçsız tedavi biçimi) 1998 yılında FDA tarafından onaylandı. ABD Nöropisikiyatri Birliği, 2006’da bir defa daha Dijital EEG ile dikkat eksikliği, hiperaktivite ve öğrenme zorluğu türü hastalıkların teşhis edilebileceğini kabul ettiğini duyurdu. Neuromedric analizi iki türü var. Biri 6 yaş grubu üstüne, diğeri de sıfır yaştan itibaren yapılıyor. Dikkat eksikliği hiperaktivite hastalarının yüzde 30’u yaş ilerledikçe hiperaktivitelerinden kurtuluyor. Ama dikkat ve konsantrasyon problemi hayat boyu devam ediyor. Tabii ki ilaç kullanımı da.

İLAÇLAR BAĞIMLILIK YAPIYOR

Teşhis boyutundaki arızalar, tedavi sürecini de etkiliyor şüphesiz…

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite hastalığında 1937’den beri genel olarak uyarıcı özelliğe sahip ritalin adlı ilaç kullanılıyor. Uzun yıllardır yapılan kontrollü grup çalışmalarında, dikkat ve konsantrasyon problemi ile hareketliliği azalttığı tespit edilmiş. Öğrenmede kolaylık sağlıyor. Öğrenme zorluğu daha yoğun, baskın grupta ritalinin etkisi kanıtlanmış değil.

-Bu grup için ne yapılmalı?

Bu grup için özel eğitim tavsiye ediliyor. Son 15-20 yıldır ABD’de uygulanan neurofeedback (beyindeki elektrik akımı bozukluğunu, beynindeki bu dalgaları kişinin kendisine izlettirerek düzeltmeye çalışan; yani beyindeki hastalığı beynin kendi gücüyle iyileştirmeyi amaçlayan ilaçsız bir yöntem) tedavisinin, özel öğrenme zorluğunu yüzde 80-85 oranında iyileştirdiği görüldü. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite hastalarında da yüzde 75-80 oranında başarı elde edildi.

-İyileşme kalıcı mı?

Kalıcı olduğunu görüyoruz. 6 senedir Türkiye’de uyguluyorum. Bir ayda düzelen çocuk da var; iki üç ayda düzelen çocuk da.

-İlacın ne kadar kullanılması gerekiyor?

Hayatı boyunca ilaç kullanmak zorunda olan çocuklar var. İlacı bıraktığınızda şikâyetler tekrar ortaya çıkıyor.

-İlaç tedavi sürecinde neyi sağlıyor?

İlaç beynin kimyasal maddesini etkiliyor ama istediğimiz düzeyde elektrik akımını etkilemiyor. O yüzden de tedavi kalıcı olmuyor. Püf noktası burada zaten. Yalnızca kimyasal olay değil, ciddi elektrik akımı düzensizliği var. Neuroterapide, elektrik akımını düzeltmeyi başarabiliyorsunuz. Düzelttiğinizde o bölge kimyasal yapısını da düzenliyor.

-Ritalin ne ilacıdır?

Uyarıcı, kokain gibi etkisi olan kırmızı reçete ile verilen bir ilaç.

-Kokain gibi derken…

Beyni uyarıyor. Mesela kamyon şoförleri kullanıyor. Tıp öğrencilerinin önemli bir kısmı sınavlara hazırlanırken içiyor. Çünkü çok daha kolay ellerine geçiriyorlar bu ilaçları. Daha uzun süre uykusuz kalmalarını sağlamak, dikkatlerini uzun süre verebilmek için içiliyor.

-Niye kırmızı reçete ile satılıyor?

Bağımlık yapma olasılığı sebebiyle.

-Bağımlılık konusunu biraz açar mısınız?

Yale Üniversitesi Çocuk Psikiyatrisi Bölümü’nde çalışır ve eğitimimi de yaparken bu konuda epey bir literatür okudum. O literatürde diyor ki, ‘ritalin hiperaktif ve dikkat eksikliğinin yanı sıra, davranış bozukluğu gösteren, agresif, tutturucu, inatçı olan gruba verildiğinde bağımlılık yapma olasılığı daha fazla.’ Öbür grupta genelde bağımlılık yapmıyor. Ama geçenlerde bundan daha önemli bir veri çıktı ortaya. İki sene önce, Houston Kanser Merkezi’nde 12 çocukta ritalin verilmeden önce kanser markerleri ölçüldü. Ritalin verildikten üç ay sonra yeniden markerler ölçüldüğünde üç katı artış görüldü. Yani bu çocuklardaki kanser riski, ritalin almayanlara göre üç kat artırıyordu. Mutlaka kanser olacaklar denemez. Ama 12’de 12 olması çok önemliydi. Merkez çalışmayı yayına yolladıkları gün web sitelerine de koydu. Bulguların çok önemli olduğuna inandıkları için.

ÇOCUK DAHA DA HASTA OLUYOR

-Başka ilaçlar da veriliyor çocuklara, mesela prozac…

Çocuktaki dikkat eksikliği ve hareketlilik bazen manik depresif hastalığı kökenli olabiliyor. Bunlara prozac ya da başka bir antidepresan verip dikkatlerini düzeltmeye çalıştığımızda, manik atağı tetiklenebiliyor. Neuromedric analiz dediğimiz veri tabanı bu yüzden çok önemli. Dijital EEG ile baktığımızda rahatsızlığın hangi veri grubuna girdiğini tespit ediyoruz. Dikkat eksikliği mi, öğrenme zorluğunu mu, kafa travması mı, aile yetiştirme tarzından mı kaynaklanıyor vs? O zaman ilaç kullanılacaksa da daha bilinçli olunuyor. Bir kere dikkat eksikliği grubuna girmiyorsa çocuğa ritalin verilmemeli. Depresyon grubuna giriyor, peki hangisine? Ya manik depresyonsa. Manik depresyon grubundaki çocuğa prozac verdiğinizde onu daha çok manik yapıyorsunuz. Manik, ne demek,? Kontrolden çıkmak, aşırı hareketli, hırçın ve yüksek enerjili olmak. Ayrıca kafa travmasında beyinlerinin sağ tarafı etkilenen çocuklara antidepresan ilaç verdiğinizde onlarda manik tabloya benzer bir durum ortaya çıkabilmekte.

-Hangi durumlarda hiç ilaç kullanılmaması gerekiyor?

Ebeveynin yetiştirme tarzı ve beslenme kaynaklı rahatsızlıklarda EEG normal ise kullanılmamalı. Ebeveyne ‘Tarzını değiştir, olmadı mı getir bir daha görelim’ diyoruz. Antidepresanların bir başka neticesi de çocuğu sinirli, ajite hale sokar. İntihar düşünceleri oluşturur. Antidepresan ilaçlar beyinde bir takım şekilleri, sistemleri, networkları olumsuz yönde değiştiriyor. ABD’de birçok psikiyatrist çocuklarda antidepresyon ilaçlarının iyilikten çok zarar verdiğini düşünüyor. Prozac, beyinde 45 gün kalıyor. Ritalin, 4 ile 12 saat arası. Nöroterapinin yan etkisi yok.

-Kendi çalışmalarınızdaki başarı oranı nedir?

Önemli bir grup bize dikkat eksikliği hiperaktivite tanısı almış olarak geliyor. Biz ilaç denemesinden sonra da iyileşme olmayınca gelinen son adresiz. Bir de ilaçsız bir yöntem kullandığımız için tercih ediliyoruz. Bütün testleri yaptığımızda bir de bakıyoruz ki, çocukların önemli bir kısmı yanlış teşhis almış.

-Ne gibi?

Dikkat eksikliği hiperaktivite teşhisi almış. Ama aslında çocuk özel öğrenme güçlüğü içinde.

-İlaç kullanması gerekmeyen grup yani.

Evet, zaten ilaç da etki etmemiş.

Önemli bir kısmına baktığımızda dikkatlerinden çok dürtüselliklerinde problem var. Ama dikkat probleminden söz ediyor. Hâlbuki dürtüsel olduğu için çocuk normal olan dikkatini bile kullanamıyor. Bunu da TOVA testiyle ayırt edebiliyoruz.

-Bu test nasıl yapılıyor?

Bilgisayar ortamında yapılıyor. Bu test dikkati ve konsantrasyonu ölçüyor. Karşınıza bir görüntü geliyor. Yukarda çıkarsa bir düğmeye basıyorsanız. O görsellikle, dikkatle ilgili. Aşağıda çıkarsa basmıyorsunuz. Aşağıda çıkınca basarsanız dürtüsel davranıyorsunuz. Bu test ABD’de çok yaygın. Bu çocuklarda özel öğrenme zorluğunun daha yoğun olduğunu görüyoruz. Bu çocukların ilaca cevap vermemesinin sebebi de bu. Bir kısmının da geçirilmiş kafa darbelerinden kaynaklandığını görüyoruz. Nöroterapiyle şikayetlerin kalktığını görüyoruz. Karaciğeri, böbreği, beyni gelişme durumunda. Uzun seneler bu ilaçlar kontrolsüz bir şekilde tüketiliyor. Aileler, ‘Çocuğumuzda bir gelişme olmuyor ne yapalım?’ dediği zaman bile ‘devam edin’ deniyor, çareleri yok başka.

-İlaçlar gerekli durumlarda kontrollü olarak kullanılmalı ama değil mi?.

Neuromedric analiz yaptınız, dikkat eksikliği ve hiperaktivite grubu var. TOVA testi de yaptınız. Aileye diyorsunuz ki ‘İlaç etkili olabilir’ Neuroterapi için her gün ya da haftada dört saat gidip gelmesi lazım. Aile, ‘bu benim için imkânsız, ilacı alacağım’ diyebilir. En azından teşhis doğru. Yan etkilerin de anlattıktan sonra bir problem yok. Bize gelenlerin önemli bir kısmı gerçek dikkat eksikliği ve hiperaktivite hastası değil. Önemli bir kısmı o tanıyı yemiş ama. Gerçek hastalar da var tabii ki. Gerçek hastalardan ilaca cevap veremeyenler de söz konusu.

AKSİYON

Posted in AŞI VE İLAÇ | Leave a Comment »

MONTESSORİ EĞİTİMİ VE ÇOCUKLUK SIRRININ KEŞFİ

Posted by helalderman 23 Ağustos 2011


ÜLKEMİZDE EĞİTİMİ SADECE DEVLET VEREBİLİYOR.YURTDIŞINDA İSE BÖYLE DEĞİL.ÇOCUK ZORLANMIYOR,SIKILMIYOR,MERAK EDİYOR VE ANNE BABA YORULMUYOR.

Tanınmış Montessori öğrencileri

Jeff Bezos, Amazon.com’un kurucusu
Sergey Brin ve Larry Page, Google.com’un kurucuları
Anna Frank, Hollanda’lı genç kız 2.Dünya Savaşı’nda saklanan bir yahudi aileyi anlatan günlüğüyle ünlüdür
Friedensreich Hundertwasser, Avusturya’lı ressam ve mimar
Jimmy Wales, Wikipedia’nın kurucusu
Will Wright, The Sims’in tasarımcısı
Katherine Graham, Washinton Post’un sahibi ve editörü
Julia Child, ilk TV şef aşçıcı
Helen Hunt, Akademi Ödülü sahibi oyuncu
George Clooney, Akademi Ödülü sahibi oyuncu
Gabriel Garcia Marquez, Nobel Edebiyat Ödülü sahibi yazar
Joshua Bell, American keman sanatçısı, Stradivarius kemanlarının sahibi
Lea Salonga, Filipin asıllı Amerikalı şarkıcı ve Brodway sanatçısı
Montessori Yönteminin Farklılığı

Geleneksel Eğitim Anlayışı ve (m)Montessori Yöntemi arasındaki farklar

– Öğrenme ezber ağırlıklıdır,çocuk ezberleyerek öğrenmeyi
öğrenir.
(m)* Öğrenme kişinin etkin olduğu bir deneyimdir, çocuk öğreneceği bilgiyi yaşayarak öğrenir.

– Çocuğa öğretmen öğretir.
(m)*Öğretmek, yetişkinden çocuğa doğru bir bilgi akışı olarak düşünülür
Öğrenmek kişinin bilgiyi birebir kendisinin edindiği bir deneyimdir. Her insan gibi çocuk da kendisi öğrenir.

– Çocuk dış-disipline uyar.
(m)*Çocuk iç-disiplin geliştirir.

-Çocuk içinde bulunduğu topluluğun hızına uymak ve öğreneceği bilgilerin içeriğini olduğu gibi kabul etmek zorundadır, öğrenebileceklerini arttıramaz.
(m)* Öğrenme kişiye özel gerçekleşir, böylece çocuk kendi hızını ve öğrenme ihtiyaçlarını belirler.

– Çocuk öğretmeni hangi bilgiyi almasını istiyorsa onu öğrenmeye çalışır.
(m)* Çocuk ihtiyacı olan bilgiye ve ilgi alanlarına göre çalışmasını kendisi yönetir.

-Soyut kavramlar soyut biçimde verilmeye çalışılır.
(m)* Soyut kavramlar somutlaştırılarak çocuğa sunulur. İlk altı yaşın bilgi edinebilmesinin tek yolu budur.

-Çocuğun sunulan konuyu öğrenme süresini öğretmen belirler.
(m)* Çocuk öğrenme süresini kendi belirler.
Çocuğun doğru ya da hatalı olduğunu anlayabilmesi için sürekli olarak onaylanmaya ihtiyaç duyar.
Araçların hata denetimleri olduğundan çocuk hata yaptığında başka birine ihtiyaç duymadan hatasını görür ve çözer, böylece dışarıdan onay ihtiyacı duymaz.

-Çocuk öğretmenin zamanlamasına uymaya mecburdur, kendi öğrenme hızı farklı da olsa.
(m)Çocuk kendi öğrenme hızına göre çalışır.

– Öğretmenin iradesi çocuğun iradesinden üstündür ve çocuk öğretmenin iradesine uymak zorundadır.
(m) Çocuk kendi iradesine hakim olmayı öğrenir ve kararlarını kendi iradesi doğrultusunda verir.

– Çocuklar sürekli rekabet etmelidir, yarışmak başarının vazgeçilmez bir unsuru sayılır.
(m)Çocuklar rekabet etmez, gelişmek yarışın değil çalışmanın sonucudur. Başarının temel unsuru olarak gelişme ölçü alınır.

– Geleneksel yöntem ailelerin uygulanan yöntemi öğrenmesini talep etmez sadece olduğu gibi uyulmasını bekler.
(m)Eğitimin sürekliliği için ailelerin de Montessori Yöntemi hakkında bilgi sahibi olması arzu edilir. Montessori okulları konu hakkında düzenli toplantılar yapar.

(m):montesori yöntemine göre

Montessori Yöntemi
Montessori Yöntemi’nin en önemli özelliği yöntemin kendine has bir eğitim felsefesinin üstüne inşa edilmiş olmasıdır ve bu felsefe kendisinden önce birçok filozofun yaptığı gibi çocuklardan uzak bir yaşamdan bulmaz kaynağını. Maria Montessori 1900’lerin başında Roma’nın düşük gelirli ailelerinin bulunduğu San Lorenzo’da yöntemini çocuklarla çalışarak ve onları gözleyerek geliştirmeye başladı. Bu nedenledir ki Maria Montessori kendi oluşturduğu eğitim yöntemini anlatırken şöyle der “Çocuğu çalıştım. Çocuğun bana verdiklerini aldım ve onları ifade ettim. İşte Montessori Yöntemi budur.”


Bugün dünyada Montessori Eğitimi öncelikle okul öncesi ve ilköğretim döneminde uygulanır. Fakat bazı ülkelerde üniversiteye kadar devam edilebilen Montessori okulları da vardır.

Montessori Felsefesi

Montessori’nin eğitim felsefesi çocuğa bakışı nedeniyle geleneksel anlayıştan çok ayrıdır. Montessori’ye göre çocuklar yetişkinlerden tamamen farklı bir biçimde öğrenir, düşünür ve algılarlar. Bu nedenle çocuğu yetişkinin eksik bir örneği olarak görmeye çalışarak eğitim vermek, binlerce yıldır yapılmakta olan bir hatayı sürdürmekten başka bir anlama gelmez. Çocukların kendilerine has ihtiyaçları ve hakları vardır. Yetişkinin çocuğun gelişim sürecinde yapabileceği tek şey çocuğun önündeki engelleri kaldırmak ve onun ihtiyaçlarını karşılamaktır. Eğitim çocuğun kendi kendini inşa ettiği bu dönemde onun sahip olabileceği deneyimleri zenginleştirmek ve tecrübeleri ilerleme yönünde sunabilmektir.

Geleneksel yöntem çocuğun gelişimini notlar, testler ve karnelerle ölçerken, Montessori Yöntemi bu ölçümü temelinden reddeder. Açıktır ki gelişimi bu şekilde ölçmeye çalışmak çocuğu hedefi sadece bir test sonucuna indirgeyen olumsuz bir yarışmaya sokar, oysa asıl amaç öğrenmek ve ilerlemektir.

Montessori Yönteminde değerlendirme çocuğun araçlarla çalışması sırasında yapılan hassas gözlemlerin bir sonucu olarak belirlenir. Özellikle ilk altı yaşta çocuğa herhangi bir geleneksel değerlendirmenin yapılamayacağı, gelişimi ölçtüğü düşünülen testlerin çocuklar hakkında oldukça kısıtlı ve fazlasıyla genellemeye dayalı bilgiler verdiği bilinmektedir. Bu nedenle çocuğun çalışmaları sırasında toplanan gözlemler ki bu gözlemler sadece araçlarla yapılan çalışmalar hakkında değildir, beden eğitimi sırasında yaptığı hareketler de gözleme dahildir oyun oynarken arkadaşlarıyla kurduğu sohbetlerde. Çocuk hakkında toplanan bu gözlemler hem Montessori’nin ilke ve ölçülerine hem de gelişim psikolojisinin verilerine göre değerlendirilir. Montessori Yöntemi çocuğun gelişimini sayılarla değerlendiren bir karneden çok çocuğun yaptığı işler, öğretmen ve gözlemci yazıları ve uzmanlar tarafından düzenli bir takiple değerlendirir. Çocuğun başarıları, güçlü olduğu konular ve zayıflıkları da bu yazılarda belirtilir ve öneriler de bulunulur.

Montessori Yöntemi iki temel gelişim süreci belirlemiştir: bu süreçlerden birincisi doğumdan altı yaşa kadar olan, ikincisi ise altı yaştan on iki yaşa kadar olan süredir. İlk altı yaşa kadar çocukların bulunduğu bir Montessori sınıfına “çocukların yuvası” anlamına gelen “casa dei bambini” denir. Çocukların yuvasında çocuklar bireysel öğrenme biçimleri ve hızlarına göre öğrenir ve gelişirler. İkinci gelişim sürecindeki eğitime Montessori “kozmik eğitim” der. Bu eğitim sürecinde çocuk dünyayı ve yaşamı kendisiyle beraber bir bütün olarak anlar.

Gelişimin ilk evresi yoğunluklu olarak bireysel deneyimlere dayanır, çünkü çocuk beyninin ve kişiliğinin çok büyük bir kısmını bu dönemde inşa eder. Bu evrede çocuklara geleneksel eğitimde olduğu gibi eğitmen tarafından belirlenen bir içerik ve belirlenmiş bir hızla eğitim vermeye çalışırsak, bu çocuğun gelişimini fakirleştirmekten başka bir işe yaramaz. Fakat bu durum çocukların tamamen bireysel bir eğitim aldıkları anlamına gelmez, çocuklar farklı yaşlar ve farklı becerilerdeki arkadaşlarıyla özgürce ilişki kurabilecekleri bir çevre içinde ilk toplum deneyimlerini elde ederler.

Diğer eğitim yöntemlerinden tamamen farklı olarak Montessori Yöntemi çocuğun bağımsızlığını ve özgürlüğünü, sınırlar ve sorumluluklar içerisinde destekler. Çocuk kendine yetebilecek bir birey olma arzusuyla doğar, bu ona özgürlük ve bağımsızlık kazandıracaktır. Fakat, günümüzdeki çocuk büyütme anlayışları ve geleneksel eğitim çocuğa özgürlük ve bağımsızlık vermek yerine çocuğun yerine karar verme ve çocuğun hayatını yetişkinin denetimine bırakmasını destekler. Ne yazık ki bu yanlış uygulama çocuğun hayat için ihtiyaç duyacağı becerilerin gelişememesiyle sonuçlanır.

Montessori Yöntemi’nin temel öngörüleri şunlardır:

Çocuk yetersiz bir birey değildir. Tüm canlılar gibi çocuk da bağımsızlığını yani kimsenin yardımı olmadan kendi ayakları üstünde durabilmeyi ister.
Çocuğa saygı duymak gerekir aksi takdirde onun seçimleri doğru değerlendirilemez.
Çocuk kendi öğrenme deneyimini gelişim ihtiyaçlarına uygun olarak kendisi yönetebilme becerisine sahiptir.
Çocuklar yetişkinlerden farklı şekilde bilgi alır ve öğrenir.
Çocuğun gelişimi hakkındaki bilgi çocuğun Montessori Yöntemi’nce düzenlenen bir çevreyle kurduğu ilişkinin gözlemlenmesiyle elde edilir. Öğretmenin gözlemleri değerlendirilir ve çocuğun ilerlemesi bu verilere göre düzenlenir.
Gelişim süreci içinde çocuğun çevresindeki bazı uyaranlara karşı zaman zaman daha duyarlı olduğu dönemler vardır. Bu dönemlerde öğrenme diğer dönemlere göre çok hızlı, yoğun ve etkisi güçlüdür. Hayatın ilk altı yılında mümkün olan duyarlı dönemlerde çocuk dile, sosyal ilişkilere, duyularını geliştirme ve ayrıntılamaya, bilgilerini sınıflandırma ve derecelendirmeye eğilimli olur. Bu nedenle çevre duyarlı dönemleri en verimli biçimde kullanabilecek bir biçimde düzenlenmelidir.
Hayatın ilk altı yılı yaşamın daha sonraki yıllarıyla kıyaslanamayacak kadar değerlidir. Çocuk yetişkinliğinde kullanacağı hayat becerilerinin büyük bir kısmını bu ilk altı yılda inşa eder. En önemlisi çocuğun bilgiyi alma ve işleme becerisi bu dönemde çok yüksektir ve en verimli şekilde değerlendirilmesi gerekir.
Çocuklara sözel olarak bilgi iletilmesi yararsız bir çabadır. Çocuklar bu dönemde bilgiyi mutlak surette yaparak ve yaşayarak alırlar. Sorun bilgiyi alma ve değerlendirme sürecinin çocuğa nasıl yaşatılabileceğidir. Montessori araçları çocuğun bilgiyi yaşayarak keşfedebilmesini sağlar çünkü artık bilgi söz gibi soyut değil ama çocuğun eliyle işleyebileceği somut bir biçimdedir.
Bağımsız sorun çözme becerilerinin gelişmesi desteklenir ve çocukların kendi ayakları üstünde durabilmeleri cesaretlendirilir.

Hedefler

Montessori Yöntemi çocuğun bir birey olarak tüm özelliklerini mümkün olabilecek en ileri seviyede geliştirmeyi hedefler. Bu yolda çocuğu sorular üreten ve sorularına cevaplar bulabilen biri olarak yetiştirir. Önemli olan kişinin kendine yeterli bir birey olabilmesidir. Montessori Yöntemi özünde üreten ve mutlu olan insanlar yetiştiren bir hayat eğitimidir.

Montessori Yönteminde Hazırlanmış Mekan

Çocuğun gelişiminde ilk adımları bir dönüm noktasıdır. Durağan konumunu harekete edebilir hale gelir. Ve bu hareket hali çocuğu hareket etmeye duyarlı bir döneme sokar. Montessori çocuğun hareketlerinin bir amaca hizmet ettiğini düşünür. Amaç beden üzerinde hakimiyet kurabilmektir. Bu hakimiyet karşılıklı bir ilişkidir, beden zihne ve zihin de bedene hakim olmayı öğrenir. Bu nedenle çocuklar bir hedefe göre hareket ederler, bu hedef onların elde etmesi gereken bilgidir. Çocuğun hareketi Montessori Yönteminde İŞ olarak adlandırılır.

Hayatın ilk yıllarında sözel bilgi iletimi mümkün değildir çünkü henüz en temel bilgiler eksiktir. Uzay ve zaman kavramı doğuştan edinilen bilgiler değildir. Yaşarken kazanılır. Uzay kavramının kazanılması bedenin sürekli uzay içinde hareket ettirilmesiyle mümkün olur. Zaman kavramı ise değişimin algılanması ve sıralanmasıyla öğrenilir. Çocuklar bunların yanı sıra sınıflandırma, sıralama, nitelik ve nicelik ifade eden kavramlara da sahip değildirler.

Bu nedenle bilgi elde etmek çocuğun içinde bulunduğu mekanı deneyimlemesiyle mümkün olur. Yani yaşadığı mekanı tüm bedeniyle deneyimleyebilmelidir. Ancak bu şekilde beyin gelişebilir ve öğrenmenin ön koşulları sağlanır.

Hazırlanmış bir mekanda her şey çocuk boyutlarına uygundur. Böylece çocuk mekan içinde tam bir hareket özgürlüğüne sahiptir. Böylece mekanı kendi iradesine göre değiştirebilir ve kullanır. Ve mekanı bir yetişkinin yardımına ihtiyaç duymadan kullanması çocuğun kendine yeterli olmasını sağlar ve elbette ancak bu şekilde kendi yeteneklerini son haddinde geliştirebilir. Mekanın çocuk boyutlarında olması çocuğa mekanın onun için hazırlanmış olduğunu hissettirir. Mekandaki her şeyin sahibi çocuklardır.

Montessori Yönteminde mekan altı temel parçadan oluşur:

1.Özgürlük: Gelişimin ilk aşamalarında çocuk ihtiyacı olan bilgiyi seçebilme eğilimine sahiptir. Bu nedenle çocuğun belirlenmiş kurallar dâhilinde özgür bırakılması gerekir.

2.Yapı ve Düzen: Çocuğun her gün aynı düzene sahip bir mekan içinde bulunması onun uzay ve zaman kavramlarını geliştirmesi için anahtardır. Düzenin sağlanması için her Montessori aracı belli bir düzen içinde yerleştirilir ve sunulur. Sınıflarda her araçtan bir tane vardır. Bu çocuğa sınırlarını öğretir. Sıra beklemeyi öğrenir. Çalışmak istediği aracı ilk seçme aşamasında sorun çözmeyi ya da beklerken kendini denetlemeyi öğrenir. Bu sayede çocuklar içine doğdukları aşırı çeşitliliği düzenli olarak algılamaya başlarlar.

3. Gerçekçilik ve Doğa: Sınıflarda yer alan günlük kullanım araçları aslına uygundur (kırılabilir araçlar, lavabo gibi). Bu sayede çocuk gerçek dünyaya dair daha doğru bilgiler elde eder (seramik yere düşünce kırılır). Sınıflardaki ve bahçedeki hayvanların ve bitkilerin sorumluluğu çocuklara aittir. Bu sayede canlı ve cansız arasındaki ayrımı öğrenirler. Ve elbette doğanın işleyişine dair fikir sahibi olurlar.

4.Güzellik: Güzellik mekanın sadeliğinden gelir.

5.Ortam: Her zaman amaçlılığı ve üretkenliği hissettirmelidir.

6. Montessori Araçları: Montessori araçları çocuğun dikkatini çekecek ve dikkatini yoğunlaştırabilmesini sağlayacak şekilde tasarlanmıştır. Montessori Araçları dört başlık altında sınıflandırılır:

a.Günlük Hayat Uygulamaları,

b.Duyu Araçları,

c.Akademik Araçlar,

d.Kültürel ve Sanatsal Araçlar.

Araçların Özellikleri:

§ Her bir araç kümesi sadece bir kavram sunar, böylece kavram anlamına etki edebilecek diğer tüm uyaranlardan ayrılır ve dikkat sadece onun üstüne yoğunlaştırılır.

§ Her araç kümesi sunmayı amaçladığı kavramın en fazla ve en az değerlerini gösteren parçalara sahiptir. Çünkü göreceli kavramlar ancak bu şekilde sunulabilir.

§ Araçlar kavramları basitten karmaşığa ve ileriki aşamalarda soyuta doğru öğretecek şekilde tasarlanmıştır ve bu sırayla sunulur.

§ Her araç kendisinden sonra gelecek ileri kavramlar için alt yapı oluşturur.

§ Montessori Araçlarının en önemli özelliği hata denetim mekanizmasına sahip olmalarıdır. Bu mekanizma sayesinde çocuk kendi öğrenir yani yetişkinin yardımına ihtiyaç duymadan araçla çalışır ve sonucu kendi değerlendirebilir.

Mekanın Düzeni

Montessori Yönteminde vurgulanan düzen anlayışı yetişkinlerin düzen anlayışından farklıdır. Yetişkinler için düzenli olmak derli toplu olmak anlamına gelir oysa çocuklar için düzen nesnelerin birbirleriyle ilişkisiyle alakalıdır. Çünkü nesnelerin işlevlerini bir bütün içinde anlayabilir ve öğrenebilirler. Kendi başına duran birkaç çatal, çatalın işlevini anlamak konusunda çocuğa bilgi vermez oysa hazırlanmış bir masada tabağın yanında duran çatal çocuğa çatalın işlevi hakkında açık bilgi verir. Bir Montessori Okulunda tüm araçlar belli bir düzene göre yerleştirilir ve araçların her biri çevrelerindeki diğer araçlarla işlevsel olarak ilişki içindedir. Yazma ve okuma araçlarının bir arada belli bir şekilde yerleştirilmiş olması işlevsel düzen hakkında bir örnek olarak verilebilir. Ayrıca araçların yerleri değiştirilmez, böylece çocuklar çalışmak istedikleri araçları aynı yerden alır ve aynı yere yerleştirir. Mekanın değiştirilmemesi çocukların aynı işi aynı şekilde defalarca yaparak becerilerini en ileri seviyede geliştirebilmelerini sağlar, işlerinde ustalaşırlar.

Dünyaya dair ilk bilgileri aldıkları dönemde çocukların düzenli bir fiziksel mekan içinde bulunması onlara güvenlikte oldukları hissini verir.

Dersler

Montessori Araçları zamanı geldiğinde çocuklara öğretmenleri ya da diğer çocuklar tarafından bir kere tanıtılır, böylece çocuk aracın amacına uygun olan çalışma şeklini öğrenir. Her bir çalışma çocuğu daha ileri bir bilişsel seviyeye çıkarmak üzere tasarlanmıştır. Araçlar bir birlerini takip ederler ve seviye olarak bir önceki araç bir sonrakine göre daha az karmaşık ve kolaydır. Araçların çalışma sırasında birbirlerini takip ediyor olmaları çocuğun bilgisini hep bir temel üstüne oturtarak ilerlemesini sağlar. Bu bir duvarın örülmesi gibi birbirini tamamlayan bir işlemdir.

Öğrenme tekrarsız olmaz, fakat geleneksel eğitim öğrenilmesi gereken konuyu belirlediği zaman içinde sunar ve bu süre geçince bir diğer konuyu işlemeye başlar. Fakat her çocuğun öğrenme biçimi ve tekrar ihtiyacı farklıdır. Montessori Yönteminde çocuk çalışmasının hızını kendi ayarlar ve kendi öğrenme deneyiminin yöneticisi olur. Bu bir insan için kazanılması gereken pek önemli bir özelliktir.

Montessori Araçları’yla çalışan çocuklar somut nesnelerle ve duyularını kullanarak öğrenmekle başlayıp, soyut düşünme becerisini geliştirerek yazma, okuma, matematik ve bilimde ilerler, çalışmayı ve öğrenmeyi seven bireyler olurlar.

.alıntıdır. *MONTESSORİ OYUNCAKLARINI EVDE KENDİNİZDE YAPABİLİRSİNİZ

Posted in DOĞAL YAŞAM | 1 Comment »

Çocuğunuzun Resmini İnternete Koymayın

Posted by helalderman 20 Ağustos 2011


Bazı arkadaşlarımız sadece çocuklarının büyüme sürecini anlattıkları, bir anı veya günlük mahiyetinde blog yazıyorlar. Bir çok arkadaş çocuklarının resimlerini hiç bir kapatma yapmadan yayınlıyorlar.Halbuki bu resimleri sadece kendileri veya çevreleri değil binlerce, yüzbinlerce insan görüyor. Sapkın eğilimli insanlar, pedofiller internette kol geziyor. Barış Çiçek adlı araştırmacının bu konuda yaptığı deneyi hepiniz okumuşsunuzdur mutlaka.

Pedagog Barış Çiçek, yıllardır sürdürdüğü araştırması için herhangi bir cuma günü öğleden sonra internet sohbet sitelerinden birine girdi. Takma isim olarak Begüm10′u kullanan Çiçek, kendisini 10 yaşında ve beşinci sınıf öğrencisi olarak tanıttı. Şüphe çekmemek için de klavyeyi yavaş kullandı ve kasıtlı imla hataları yaptı.

“Begüm10”a ilk yarım saat içinde 43′ü cinsel içerikli, 100 mesaj geldi. Begüm özellikle bu 43 kişiye ilk mesajda 10 yaşında olduğunu tekrar belirtti. Sadece bir kişi yaşı öğrendikten sonra özür dileyerek bağlantısını kesti. Diğerleri ise görüşmeyi kesmediği gibi bağlantının kesilmemesi için olağanüstü çaba sarf etti. Hepsi büyük bir istekle 10 yaşındaki bir çocuğa cinselliği öğretmeye çalıştı.

40 KONTÖRE KARŞI GÖRÜNTÜ

Çiçek, internette çocukların peşine düşmüş binlerce sapığın olduğunu vurguluyor.

40 kontör karşılığı çocuklardan kamera görüntüsü istendiğini ve çocukların da bunun kötü bir şey olduğunu çoğu zaman anlamadığını belirtiyor.

Bunu okuduğum zaman tüylerim ürperdi.Lütfen arkadaşlar, ne kendi resmimizi, nede çocuklarımızın resmini sanal ortamda paylaşmayalım. En azından gözlerini veya yüzünü kapatalım.

Ankara Barosu uzmanları uyarıyor:
Çocuklarınızın fotoğraflarını paylaşım sitelerine göndermeyin. Sapıklar bunları photoshop yoluyla porno görüntüye çeviriyor.

ÇOCUK İSTİSMARCILARI FIRSAT KOLLUYOR
Sosyal paylaşım sitelerindeki tehlike, bir raporla gözler önüne serildi. Avukat Şahin Antakyalıoğlu’nun hazırladığı raporda, facebook ve benzeri sitelerin çocuklar için büyük tehlike oluşturduğu belirtildi. Çocuklarının fotoğraflarını bu tür sitelere koyan ailelerin, tehlikeye davetiye çıkardığı kaydedildi. Raporda, “Çocuk istismarcıları, gerçek fotoğraflardan çocukların porno görüntülerini elde ediyor. Böylelikle, sitelere masum duygularla konulan çocuk fotoğrafları, sapıklar için bulunmaz fırsatlar oluşturuyor” denildi.

Henüz ilköğretim 2. sınıf öğrencisi olan kızımın bazı arkadaşlarının facebook sayfalarının olduğunu, msn de chat yaptıklarını duyunca sanal alemin nasıl bir dipsiz kuyu olduğunu ve küçük çocukları nasılda kolaycacık içine çektiğini hayretle gözlemledim. Lütfen bilgisayarınız salonda herkesin görebileceği bir yerde olsun. Ve çocuk pc başına her oturduğunda sizde onu gözlemliyecek bir yerde durun.

İşimiz çok zor gerçekten. Allah cümlemizin yardımcısı olsun.

Cahide Sultan

ÇALIŞTIĞI hastanenin üç kurucu üyesinden biri olan çocuk doktoru Ercüment S.G.’nin ilk girildiğinde reklam sitesi izlenimi veren sitelerin içine yerleştirdiği linklerden porno sitelere yönlendirme yaptığı tespit edildi. Ercüment S.G.’nin incelenen biri dizüstü altı bilgisayarında kurduğu sitelerden nasıl para kazandığını anlatan bir yazı da bulundu. İki çocuk babası doktorun, “Sekiz-dokuz yıl önce bir site kurdum. Bu site üzerinden para kazandım. Bu işte para olduğunu görünce diğer siteleri de açtım. Bu işten çok para kazandım. Bu iş çok para kazandıran bir iş” diye yazdığı belirtildi. Gözaltına alındıktan sonra Dr. Ercüment S.G.’nin bazı porno sitelerinin kapandığı belirlendi. G.’nin kadın-doğum uzmanı olan eşi Operatör Doktor M.G. de aynı hastanede başhekim yardımcısı olarak çalışıyor.
———————————–

GELECEKTE SAHİP OLACAĞINIZ
ÇOCUKLAR İÇİN DE
LÜTFEN BIR MUM DA SİZ YAKIN.
%70’I 3 YASIN ALTINDAKI
ÇOCUKLARDAN
OLUSAN AILELERINDEN ÇALINIP BU
PISLIGE ALET EDILMIS
BU ÇOCUKLAR IÇIN BU MESAJI
TANIDIGINIZ HERKESE YOLLAYIN.
BIR MILYONU GEÇMEK IÇIN SON
BIR MUM LÜTFEN.

Çocuk pornosu ile ilgili ihbar etmek istediğiniz siteleri : BURAYA tıklayarak bildirin ve bildirinki böyle adilere şerefsizlere meydan kalmasın
http://www.ihbarweb.org.tr/index.html
2-3 yazıyı dahi eklerken okuduklarımdan beynim yanıyor şu anda,sadece kendimize değil tüm çocuklara aile olalım,gözetelim allah rızası için…

Posted in DOĞAL YAŞAM | Leave a Comment »

RAHAT BİR DOĞUMA GÖTÜREN 30 UYGULAMA

Posted by helalderman 19 Ağustos 2011




1.Hamile kalmadan önce kendinizle ilgili çalışın. Geçmişten getirdiğimiz birçok negatif olay anneliği, babalığı ve aile olma kavramlarını etkiler. Bu negatif yüklerden profesyonel terapi çalışmaları ile kurtulup, özgürleşebilirsiniz.

2.Hamilelik başlangıcından itibaren beslenmenize çok önem verin. Ne yerseniz bebeğiniz de onu yiyor. Doğaldan uzaklaşmadan dengeli beslenin. İki kişilik yemeyin.Kaliteli beslenin.

3.Doğum konusunu asla son ana bırakmayın. İlk aylardan itibaren hamileliği ve doğumu öğrenin. Hazırlıklarınızı erken yapın. Tercihlerinizi belirleyin. Son aylara güvenle girin.

4.Bulabileceğiniz erken gebelik kurslarına katılın. Hamilelik takibinde sizi bekleyenleri öğrenerek daha bilinçli bir aile olabilirsiniz.

5.Her ziyarette doktorunuza güven verin. Aileler genellikle güvenecekleri doktor ararlar ama güven vermeyi akıllarına getirmezler bile. Oysa artık doktorlar da ailelere güvenmek istiyorlar. Unutmayın ki doktor-gebe ilişkisi iki insan arasında güvene dayalı bir ilişkidir.

6.Annenizle doğumunuzu konuşun. Sizin doğumunuz aynı zamanda nasıl doğum yapacağınızı da etkilemektedir. Zor bir doğum hikayeniz varsa bu konuda profesyonel bir çalışma sizi bu negatif etkilenimlerden kurtaracaktır. Özelikle bu konularda uzmanlaşmış pre-natal psikolog (hamile psikologu) ile çalışın.

7.Beklenen doğum tarihinizi aileniz dahil herkese 2 hafta daha geç söyleyin. Bu tarih geldiğinde yoğun bir telefon trafiği ile rahatsız edilir ve gereksiz stres yaşarsınız. Herkes sizi farkında olmadan korkutur ve doğuma çok az kala gerilmenize sebep olurlar. Bu gerginlikler doğumun başlamasına engel olabilecek faktörlerdir.

8.3. aydan itibaren bedeninizi egzersizlerle doğuma hazırlayın. İmkanınız varsa mutlaka yoga veya pilates derslerine katılın. Bu dersler beden-zihin-nefes dengesine dayalı derslerdir ve doğumun kendisi zaten budur. Eğitmenlerin doğumu bilmeleri çok önemlidir. Bu kursları almış ve doğumu bilen deneyimli eğitmenlerle çalışın.

9.Doğuma hazırlık kurslarına erken katılın. Bilgi içinizdeki birçok korkudan kurtulmanızı sağlayacaktır. Korkular doğumun önündeki en büyük engellerdir. Eğitmenlerin profesyonel eğitim alıp almadıklarını, bu konudaki tecrübelerini ve eğitim felsefelerini iyi inceleyerek karar verin. Her hamile eğitiminin doğuma yeterince hazırlamadığını unutmayın.

10.Rahat bir doğum için gevşemeyi öğrenin. Doğumda rahim kasımız aktif olarak çalışırken, diğer kasların gereksiz enerji tüketmemesi gerekir. Bu yüzden doğumda gevşeme en önemli faktörlerden biridir.

11.Bebeğinizin ve sizin sağlıklı bir doğum tecrübesi yaşamanız için nefes almayı öğrenin. Doğumda en önemli faktör uzun ve derin nefeslerdir. Bu nefesler bir yandan bebeğinize yeterli oksijenin ulaşmasını sağlarken diğer yandan da rahatlamanızı ve kasılmaları daha rahat karşılamanızı sağlar. Nefesle doğum çok daha kolaydır.

12.Normal doğuma götüren kanıta dayalı uygulamaları öğrenin ve bu konulardaki tercihlerinizi erken belirleyin.

Bunlar:

1Doğum kendi başlamalıdır

2 Annelere doğumda hareket özgürlüğü verilmelidir

3 Doğum yapan kadınlara kesintisiz duygusal ve fiziksel destek verilmelidir

4 Doğum eylemi boyunca rutin müdahalelerden kaçınılmalıdır

5 Doğumda doğal ve aktif ıkınma teknikleri tercih edilmelidir

6 Doğum sonrasında anne ve bebeği bir arada tutulmalıdır

13.Doğumunuzun tıbbi bir engel yoksa kendiliğinden başlamasını bekleyin. Kendiliğinden başlayan doğumlar anne ve bebeğin en sağlıklı hazır olmasının garantisidir. Kendiliğinden başlayan doğumlar daha kolay ve sorunsuz ilerler.

14.Doğum boyunca yatağa bağlı kalmayın. Aktif ve ayakta pozisyonlar kasılmaları daha rahat geçirmenizi sağladığı gibi, yerçekiminin de etkisiyle rahim ağzının daha kolay açılmasını ve bebeğin aşağı inişini kolaylaştırır. Yürüyün, sallanın, dans edin yani kısaca bedeninizi izleyin, o size ne yapmanız gerektiğini söyleyecektir.

15.Yanınızda size yardımcı olacak kişinin sakin bir kişi olmasına özen gösterin. Doğumda panik ve gerginlik bulaşıcıdır. Başkalarının gerginliği sizi ve doğumunuzu da etkiler.

16.Doğuma kalabalık gitmeyin. Çevrenizdekilerin sabırsızlığı doğumu ve sağlık personelini negatif etkiler.

17.Ebe hizmetlerinin aktif olarak kullanıldığı hastaneleri tercih edin. Doktorunuz doğumun açılma süresinde sürekli sizinle olamaz. Bu dönemdeki en büyük yardımcınız sizinle birebir ilgilenecek olan ebenizdir. Ebelere güvenin.

18. Doğumda bebek kalp atışlarının izlenmesi için kullanılan makineye tıbbi bir gereklilik yoksa sürekli bağlı kalmayın. Bu sizi kısıtlar ve bir sorun olduğu hissine kapılırsınız. Ara ara bebek kalp atışlarının izlenmesi yeterli olacaktır.

19.Doğumda zamana saygı duyun. Her doğum farklıdır. Kısa sürede ve rahat bir doğum yapmak için pozitif odaklanabilirsiniz ancak bu konuda şartlanmayın. Uzun ve yorucu bir doğum sonrasında da aynı coşku ve mutluluğu yaşayabilirsiniz.

20.Mümkün olduğunca rutin müdahalelerden kaçınmaya çalışın. Doğum o kadar mükemmel bir beden-zihin-bebek uyumu vardır ki, yapacağımız müdahaleler sadece bu işleyişi bozar. Ancak bazı zamanlarda tıbbi gereklilikler nedeni ile size önerilen müdahaleler konusunda sağlıklı kararlar verebilmek için bu konularda sağlıklı bilgi sahibi olun ve doktorunuzla bu konuları önceden konuşun.

21.İlaç dışı rahatlatıcı teknikleri öğrenin. Bunlar arasında gevşeme, nefes, küçük dokunuşlardan oluşan efloraj, imgeleme teknikleri, psikoprofilaksi, kendi kendine hipnoz sayılabilir. Bu sayede bebeğiniz ve sizin için her zaman bazı yan etkileri olabilecek ilaçla ağrı kesici yöntemlere gerek kalmadan doğum şansınız artacaktır.

22.Ikınmalar sırasında ayakta ve dik pozisyonları tercih edin. Bu sayede hem bebeğiniz daha iyi oksijen alacak hem de yerçekiminin kolaylaştırıcı etkisinden faydalanırsınız.

23.Epizyotomi dediğimiz vajinal kesi her doğumda yapılması gereken zorunlu bir uygulama değildir ve birçok yan etkisi de bulunmaktadır. Bunu engellemek ve rahat bir doğum yapmak amacı ile son aya girdikten sonra perine masajını uygulayarak kesisiz bir doğum şansınızı arttırabilirsiniz.

24.Doğum için seçtiğiniz hastane ve doktorun yukarıdaki doğuma götüren uygulamalara nasıl baktığını, sezaryen oranlarını ve rutin müdahalelerini öğrenin. Tercihleriniz varsa bunları önceden doktorunuzla paylaşma sorumluluğu sizindir.

25.Doğum tercihlerinizi yaparken sorumluluk almayı da öğrenmeniz gerekir. Doktor-anne-baba üçlüsü olarak alınacak her kararda sorumluluğunuz olduğunu unutmayın. Bu sorumluluğu alabilmenin tek yolu kararlara ortak katılabilecek kadar bilgi sahibi olmanızdır. Tüm sorumluluğu doktora bıraktığınız zaman sizin değil, onun isteklerine göre bir doğum yapmanız kaçınılmazdır.

26. Doğum normal, doğal ve sağlıklıdır. Ancak bazen doğanın da yardıma ihtiyacı vardır. Belli bir oranda sezaryen olabileceğinizi unutmayın. Sezaryen olma durumunuzdaki seçeneklerinizi ve tercihlerinizi belirleyin. Anne ve bebeğine saygılı bir sezaryenler, sezaryenin birçok olumsuz etkisinden kurtulma şansınız olacaktır.

27.Doğum sonrası kritik saatler anne-bebek bağlanması açısından çok önemlidir. Doğumdan sonra tıbbi bir engel yoksa bebeğinizin derhal kucağınıza bırakılmasını talep edin. İzin verirseniz bebeğiniz kendi içgüdüleri ile memeyi bulacak ve emmeye başlayacaktır. Bu konuları önceden doktorunuz ve hastane yönetimi ile konuşun.

28.Doğum sonrası bebeğinizle mutlaka aynı odada kalın. Doğum sonrasındaki anne-bebek bağlanmasının bozulmaması için fazla ziyaretçinin odaya dolmasına izin vermeyin. Anne ve bebeğin bu kutsal saatlerine saygı gösterin.

29.Doğumda ağrı olmak zorunda değildir. Ağrısız doğum yaptığını söyleyen birçok gebem var. Bebeğin yaptığı baskıları zihninizde dönüştürebilir, dalgalar gibi karşılayabilir ve çok daha rahat karşılayabilirsiniz.

30.Doğum sonrasındaki ilk 2 hafta doğum kadar önemlidir. Büyük değişim yaşadığınız bu zamanlara da şimdiden hazırlanın. Aşırı ziyaretçi dinlenmeniz gereken zamanları kısıtlayarak yorgunluğunuzu arttıracak depresyon ihtimalini arttıracaktır. Bebeğe ve kendinize odaklanmak birincil tercihiniz olmalıdır.

İstanbul Doğum Akademisi,HAKAN COKER

Bu yazı Bebeğim ve Biz Dergisi Kasım 2010 sayısında yayınlanmıştır.

Posted in DOĞAL TEDAVİLER | Leave a Comment »

AŞI ALDATMACASI VE ÇOCUK ÖLDÜREN YALANLAR YIĞINI

Posted by helalderman 18 Ağustos 2011


Haziran 2011 Dr. Mercola
Çeviren Murat Onuk
Kanlı ElleR

50’li yılların başında Amerika Birleşik Devletleri’nde uygulanmakta olan dört aşı vardı; difteri, tetanos, boğmaca ve çiçek aşısı. Çocuklar iki yaşına gelene kadar bu dört aşıdan her vizitede üç aşıyı geçmeyecek şekilde toplam on üç doz aşılanıyorlardı.

80’lerin ortalarına gelindiğinde aşıların sayısı yediye çıktı; difteri, tetanos, boğmaca, kızamık, kızamıkçık, kabakulak ve çocuk felci. Çocuklar iki yaşına gelene kadar bu yedi aşıdan her vizitede dört aşıyı geçmeyecek şekilde on beş doz aşılanmaya başladılar.

80’lerin ortasından beri bu listeye yeni aşılar ilave edildi.

Günümüzde çocuklar iki yaşına kadar bir vizitede sekiz aşıya kadar olacak şekilde on dört farklı aşıdan toplam otuz yedi doz aşılanıyorlar!

Amerika’da dünyanın tüm ülkelerinden daha fazla aşı öneriliyor. CDC (Centers for Disease Control and Prevention – Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri) altı yaşına kadar on dört aşıdan kırk sekiz doz, on sekiz yaşına kadarsa on altı aşıdan altmış dokuz doz aşı öneriyor. CDC ayrıca altı aylıktan ölünceye kadar her yıl grip aşısı yaptırılmasını da tavsiye ediyor.

Çocuklarımıza ve yetişkinlerimize önerilen aşıların sayısındaki bu dramatik artış nereden kaynaklanıyor?

Kaliforniya’da ortaya çıkan ve basın tarafından aşırı derecede abartılan boğmaca salgını gibi ender olarak görülen mahalli salgınlar haricinde aşılama listesine dâhil edilmiş hastalıklar, yirmi birinci yüzyılın Amerika’sında oldukça istikrarlı seyrediyor.

The Vaccine Book (Aşı Kitabı) yazarı Dr. Robert Sears’e göre ABD’de 2007 yılında aşılama listesine dâhil edilmiş hastalıkların çocukluk döneminde ortaya çıkış sıklıkları şöyle:

Pnömokok – yılda yaklaşık on bin vaka

Difteri – yılda beş vaka, bazı yıllar hiç vaka yok

Tetanos – beş yaşın altındaki çocuklarda yılda bir vaka

Boğmaca – yılda yaklaşık on bin vaka

Hepatit B – bir yaşındakilerde otuz, bir ila beş yaş arasındakilerde otuz vaka

Rotavirus – beş yüz bin vaka, elli bin hastaneye sevk, yirmi ila yetmiş ölüm vakası

Çocuk felci – 1985’ten beri hiç vaka yok

Kızamık – yılda elli ila yüz vaka

Kızamıkçık – yılda iki yüz elli vaka

Kabakulak – yılda iki yüz elli vaka

Suçiçeği – yılda elli bin vaka

Hepatit A – çoğunlukla beş ila on dört yaş arası çocuklarda olmak üzere yılda on bin vaka

Grip – milyonlarca vaka

Menenjit – yılda yaklaşık üç bin vaka

Ara sıra ortaya çıkan mahalli salgınlar üzerine genellikle olabildiğince çok korku yaymak amacıyla tasarlanmış basın haberleri ABD’deki çocuk hastalıklarıyla ilgili gerçekleri destekleyen ve kolayca ulaşılabilen istatistiklerle hemen hiç uyumlu olmuyor.

ABD’deki ciddi bulaşıcı çocuk hastalıklarının sıklığının azalmasındaki sebep aşıyı savunanların iddia ettiği gibi sadece aşıların yaygın kullanımından mı, yoksa genel sağlık, bakım hizmetleri ve yaşam şartlarındaki iyileşmeden mi kaynaklanıyor?

Acaba hâlihazırda çocuklarına ABD’ye göre çok daha az dozlarda aşı veren diğer birinci dünya ülkeleri bulaşıcı hastalıklarda benzer azalmayı yaşam şartlarındaki iyileşmeye mi borçlular?

Dünya üzerinde çocuklarına en yüksek oranda aşı uygulayan ABD dünyadaki en sağlıklı çocuklara mı sahip?

Bu soruları daha iyi cevaplayabilmek için ABD’de çocukların sağlığına bir bütün olarak bakmamız gerekiyor.

Daha Çok Aşılamayla Daha İyi Sağlığa Kavuştuk mu?

Maalesef ABD’de özellikle sağlıkla ilgili hemen her şeyde olduğu gibi fazla olanın iyi olduğu şeklinde yanlış bir kanaat var. Bunu eczanelerde “maksimum güç” etiketiyle pazarlanmakta olan ürünlerde tekrar tekrar görebilirsiniz. Amerikalıların az iyiyse; çok, çok daha iyi olmalı şeklinde saplantılı bir kanaatleri olduğu söylenebilir.

Peki bu haklı bir kanaat mi? Pek çokları tarafından en güvenli ilaç olarak değerlendirilen aspirini ele alalım. İki tane aspirin alırsanız baş ağrınız geçebilir. Ama on tane alırsanız ciddi sorunlar yaşayabilirsiniz. Elli aspirin içecekseniz yakında bir hastane olsa sizin için çok iyi olur!

Soru şöyle sorulmalı: Son otuz yılda aşırı derecede artan aşılama sayısı çocukların daha sağlıklı olmasına mı, yoksa daha hasta olmasına mı yol açtı?

Giderek artan miktarda kanıt gösteriyor ki çocuklara yapılan ve sayısı aşırı derecede artan aşılar, aşı üreticilerini zengin ederken çocukları da sağlıksızlaştırıyor. İstatistikler çocukların giderek daha çok hastalandığını gösteriyor.

Son otuz yılda Amerikalı çocukların aldığı aşı miktarı üçe katlandı. Bu süre boyunca öğrenme güçlüğü çeken, astım ve şeker hastalığına yakalanan çocuk sayısı da üç misli arttı!

Aşı üreticileri ve savunucuları size istatistiklerin konuyla ilgisiz olduğunu söyleyeceklerdir. Ancak çocuklarımızda sayıları giderek artan kronik hastalıklarla sakatlıkların aşılardan kaynaklanmadığını gösteren tatmin edici bilimsel araştırma bulunmamaktadır.

Çocuklara bugün verilen aşı miktarının yarısının verildiği 70’li yıllarla karşılaştırıldığında kronik beyin ve bağışıklık sistemi rahatsızlıkları bulunan çocukların sayısı ikiye katlanmış durumdadır.

Maalesef bugün Amerika’da;

* Altı çocuktan birinde öğrenme özrü,

* Dokuz çocuktan birinde astım,

*Yüz on çocuktan birinde otizm,

* Dört yüz elli çocuktan birinde şeker hastalığı bulunmaktadır.

Ulusal Aşı Bilgilendirme Merkezi’nin “Altı Yaş Öncesi Kırk Sekiz Doz Aşı” başlıklı duyurusunda belirtildiği gibi:

Çocukların ilk yaşlarında giderek daha fazla aşı uygulayarak bağışıklık sistemleriyle normalin dışında oynamak kronik hastalık ve sakatlıkların artmasına yol açıyor olabilir mi?

Yoksa az daha mı iyi?

Artan miktarda aşılama çocuklarımızın yaygın sağlık problemlerini çözmüyor. Gerçek şu ki aşılama, problemin en büyük parçasını oluşturuyor.
Shauna Wood 2000 yilinda yazdigi makalesine cocuklarini HIC asilatmayi dusunmedigini belirterek basliyor. Pekcok insanin asilarin insanlara neler yapacagini bilmedigi gibi, asilarin icinde neler olduguyla ilgili en ufak bir fikirleri olmadigini soyluyor. Makalesinde verdigi bilgilerin tamamini CDC’den yani bu konuda yanlis bilgi vermesi mumkun olmayan bir kaynaktan aldigini belirtiyor.

Bundan sonrasini onun diliyle devam edecegim.

Iki tur asi vardir. Bakteriden yapilan asilar ve virusten yapilan asilar. Canli asilar ve ölü asilar olarak da ayrilirlar. Ölü asilar isi, radyasyon ve kimyasallarla yapilir. Canli asi insan icin kullanilir hale getirilmeden once zayiflatilmak durumundadir. Virusun zayiflatilmasi icin maymunlar, civciv embriyolari ve hatta kurtajla alinmis bebek hucreleri kullanilmaktadir. Zayiflatilan virus bu sefer de dezenfektan ve sabitleyicilerle kuvvetlendirilir. Bunun icin de; streptomycin, sodium chloride, sodium hydroxide, aluminum, hydrochloride, sorbitol, hydrolyzed gelatin, formaldehyde ve thimerosal yani mercury’nin turevi kullanilmaktadir.

Difteri, Bogmaca, Tetanoz asilarinin icinde neler bulunuyor:

Islah edilmis difteri bakterisi, bogmaca organizmasi, Tetanos toksini

Sodium chloride

Sodium Hydroxide (curutucu soda olarak da biliniyor) bir asindirici ve ayni zamanda gozu, cildi ve solunum yolunu tahris eden maddedir. Gozleri, cildi ve ic organlari yakabilir. Akciger ve dokulara zarar veriyor, korluge ve yutuldugu takdirde ölüme yol aciyor. Firin, kuvet, seramik ve tuvalet temizleyicilerinin ve lavabo acicilarinin icinde bulunuyor.

Formaldehyde: Nörotoksin ve kansorejen. ( Sinir sitemine etki ediyor ve kansere neden oldugu biliniyor) Insomnia(uykusuzluk) hastaligina, oksuruk, basagrisi, mide bulantisi, burun kanamasi ve ciltte tahrise (kurdesen, pisik) neden oluyor. En cok ölüleri mumyalamak icin kullanilmasiyla taniniyor. Soylendigine gore formaldehyde’in insan bedenine girmesi icin hicbir guvenilir dozu yok. Yani her turlu miktar zararli.

Hydrochloric acid: DOGRUDAN TEMASTA DOKULARI YOKEDEBILIR. Aluminyum temizleyicilerinin ve pas cikaricilarin icinde bulunuyor.

Aluminum: Toksik ve kanserojen.

Thimerosal: Mercury’nin turevi (icinde Mercury bulunuyor) Son derece tehlikeli bir koruyucu. Ethylene Glycol (antifriz) ve ethanol, thiosalicylic acid, sodium hydroxide and ethyl mercuric chloride kombinasyonlarindan meydana geliyor. Bu kimyasallar sinirsistemini zehirleyen, tehlikeli, ölümcül ve kolayca beyin ve karacigere zarar veriyor. Kansere yol aciyor.

Phosphates: Suda yasayan butun canlilari nefessiz birakiyor. Camasir, bulasik deterjanlarinin icinde ve temizlik malzemlerinin icinde bulunuyor.

Amerikan hukumeti cocuklarimizin bu asidan 5 kere olmalarini istiyor.

(Turkiye’de bu sayi ayni )

Kizamik, kabakulak, kizamikcik (rubella) asilarinin icinde neler bulunuyor:

Canli kizamik ve kabakulak virusleri civciv embriyosunun hucre kulturlerinden, canli rubella ise kurtaj yapilmis bebek hucre kulturlerinden gelisiyor.

Wistar RA 27/2 1964 yilinda 25 yasinda rubella olmus bir annenin kurtajla alinan bebeginin dokularindan buyutulmus.

Sorbital, neomycin antibiotic, hydrolyzed gelatin

Ayrica bilemedigim baska koruyucular.

Hukumet cocuklarimizin bu asidan 2 kere olmalarini istiyor.

Canli Polio asisinin icinde neler bulunuyor:

3 tip canli Polio virusu barindiriyor. Yesil Afrika maymununun hucre kulturunde ve buzagi serumunda buyumus.

Sorbital, neomycin antibiotic, streptomycin.

Ölü Polio asisinin icinde neler bulunuyor:

3 tip canli Polio virusu barindiriyor. Yesil Afrika maymununun hucre kulturunde ve buzagi serumunda buyumus.

Sorbital, neomycin antibiotic, streptomycin.

Formaldehyde: Nörotoksin ve kansorejen. ( Sinir sitemine etki ediyor ve kansere neden oldugu biliniyor) Insomnia(uykusuzluk) hastaligina, oksuruk, basagrisi, mide bulantisi, burun kanamasi ve ciltte tahrise (kurdesen, pisik) neden oluyor. En cok ölüleri mumyalamak icin kullanilmasiyla taniniyor. Soylendigine gore formaldehyde’in insan bedenine girmesi icin hicbir guvenilir dozu yok. Yani her turlu miktar zararli.

Polymyxin B

Hukumet cocuklarimizin bu asidan 2 kere olmalarini istiyor. (Turkiye’de Polio 5 kere yapiliyor.)

HIB asisinin icinde neler bulunuyor:

Haemophilus influenzae B tipi

Sacchaarides (seker)

Aluminum: Toksik ve kanserojen.

Thimerosal: Mercury’nin turevi (icinde Mercury bulunuyor) Son derece tehlikeli bir koruyucu. Ethylene Glycol (antifriz) ve ethanol, thiosalicylic acid, sodium hydroxide and ethyl mercuric chloride kombinasyonlarindan meydana geliyor. Bu kimyasallar sinirsistemini zehirleyen, tehlikeli, ölümcül ve kolayca beyin ve karacigere zarar veriyor. Kansere yol aciyor.

Hukumet cocuklarimizin bu asidan 4 kere olmalarini istiyor. (Turkiye’de de 4 kere yapiliyor.)

Hepatitis B asisinin icinde neler bulunuyor:

Hepatit geni bulunan mayadan

Aluminum: Toksik ve kanserojen.

Thimerosal: Mercury’nin turevi (icinde Mercury bulunuyor) Son derece tehlikeli bir koruyucu. Ethylene Glycol (antifriz) ve ethanol, thiosalicylic acid, sodium hydroxide and ethyl mercuric chloride kombinasyonlarindan meydana geliyor. Bu kimyasallar sinirsistemini zehirleyen, tehlikeli, ölümcül ve kolayca beyin ve karacigere zarar veriyor. Kansere yol aciyor.

Formaldehyde: Nörotoksin ve kansorejen. ( Sinir sitemine etki ediyor ve kansere neden oldugu biliniyor) Insomnia(uykusuzluk) hastaligina, oksuruk, basagrisi, mide bulantisi, burun kanamasi ve ciltte tahrise (kurdesen, pisik) neden oluyor. En cok ölüleri mumyalamak icin kullanilmasiyla taniniyor. Soylendigine gore formaldehyde’in insan bedenine girmesi icin hicbir guvenilir dozu yok. Yani her turlu miktar zararli.

Bu asi FDA tarafindan yeni dogan bebeklere kullanilmasi onaylanmadi. (Oysa Turkiye’de bu asi yeni dogan bebeklere uygulanmakta)

Hukumet cocuklarimizin bu asidan 3 kere olmalarini istiyor. (Turkiye’de de 3kere yapiliyor.)

Varicella/Chicken Pox/ Su cicegi asisinin icinde neler bulunuyor:

Sucicegi asisinin canli virusu 3 aylikken kurtajla alinmis bir erkek ve bir kiz bebegin akcigerlerinden yaratildi.

MSG:

Monosodium Glutamate pek cok yemekte ozellikle Asya yemeklerinde bulunan toksik bir koruyucu ve tat artirici madde. Asilarin icinde sabitleyici olarak kullaniliyor. Asinin durum degistirmesiyle isidan, isiktan ve asitlenmesinden korumak icin kullaniliyor.

Islenmis Jelatin:

Formaldehyde: Nörotoksin ve kansorejen. ( Sinir sitemine etki ediyor ve kansere neden oldugu biliniyor) Insomnia(uykusuzluk) hastaligina, oksuruk, basagrisi, mide bulantisi, burun kanamasi ve ciltte tahrise (kurdesen, pisik) neden oluyor. En cok ölüleri mumyalamak icin kullanilmasiyla taniniyor. Soylendigine gore formaldehyde’in insan bedenine girmesi icin hicbir guvenilir dozu yok. Yani her turlu miktar zararli.

Phosphates: Suda yasayan butun canlilari nefessiz birakiyor. Camasir, bulasik deterjanlarinin icinde ve temizlik malzemlerinin icinde bulunuyor.

Amerikan hukumeti cocuklarimizin bu asidan 3 kere olmalarini istiyor. (Turkiy’de 1 kere)

Kaynak: http://www.vaccinationnews.com/dailynews/may2001/whatsinvax.htm

Bu yaziyi yazarken kizimin asi karnesinden de destek aldim. Simdi 18 aylik olana kadar asi olmus kizimin toplam oldugu asi sayisini yazmak istiyorum. 18 ayliktan sonra da asilar vardi ancak biz yaptirmadik, bir daha da yaptirmayi dusunmuyoruz.

Iste asilar:

Hepatit B 3 doz

DBaT (Difteri, bogmaca, tetanoz) 4 doz toplam 12

IPV 4 doz

PCV 3 doz
https://helalderman.wordpress.com/2011/08/18/asi-hakkinda-gizlenen-gercekler/
HIB 4 doz

BCG 1 doz

MMR 1 doz

Su cicegi 1 doz

TOPLAM: 29 asi

Ben dusundum, dusunme sirasi sizlerde!
kuraldışı ve aşı hakkında sitesinden allıntıdır..

Posted in AŞI VE İLAÇ | Leave a Comment »

ÇÖVEN OTU NE İŞE YARAMAKTADIR

Posted by helalderman 18 Ağustos 2011




Diğer Adları: Çövenotu, Kargasabunu, Köpürgen

Bilgi :Karanfilgiller familyasındandır. Anayurdu bilinmemekte, ancak Avrupa ve Asya’da yaygın olarak yetişmektedir. Ülkemizde nemli yerlerde, özellikle Karadeniz Bölgesi’nde sıkça görülmektedir. 50-100 cm. kadar boy atabilen, bir veya çokyılık dayanıklı otsu ya da yan otsu bitkidir. Gövdesi tabanda mor-kırmızı, üst tarafta açık yeşil renkli, silindirik kesitli ve serttir. Karşılıklı dizilen oval biçimli, ucu sivri ve soluk yeşil renkli yapraklarının üzerinde birbirine paralel üç çizgi bulunur. Yaz sonlarında açan pembe ya da beyaz çiçekleri tatlı meyve kokuludur. Bitkinin kökü, rizomlarından (kökgövde) çıkan kökçüklerle çevresine yayılır. Sabunotu, döktüğü tohumlarla çoğalır.
Türkçe’de sabunotu, çamaşırcı sabunu ve helvacı kökü adları ile bilinmektedir.
Yaprağı, dalları ve kökünün kurutulup övütülmüş olan tozu temizlikte kullanılmıştır.

Sabunotu (ya da Sabun çiçeği) bitkisinin gövde, yaprak, çiçek sapı, çiçek ve en çok da köklerinde saponin adlı madde ile ayrıca zamk, reçine, uçucu ve sabit yağlar bulunur, içerdiği saponin nedeniyle bitkinin kök ve diğer kesimleri suyla çalkalandığında sabun gibi köpürür. Böylece sabunotu eski ve değerli, özellikle yünlü kumaşların temizlenmesinde kullanılır.

Tıbbi Etkileri ve Kullanımı Bitkinin tıbbi özellikleri ve bunlardan yararlanma yöntemleri şöylece özetlenebilir:

• Terleticidir.

• İdrar söktürücüdür.

• Bronşit ve kuru öksürükte balgam söktürücüdür.

• Safra taşları üzerinde etkili olduğu ileri sürülmektedir.

Bu durumlar için, sabunotunun gövde, sap, yaprak ve çiçekleri yaz ortasından sonbahara kadar toplanır. Gölge ve havadar yerde kurutulur. Bu kurumuş karışımdan 2 tatlı kaşığı alınır. Bir bardak suda iyice kaynatılır. Elde edilen dekoksiyondan günde üç-dört bardak içilebilir.

• Ayrıca sabunotu egzama, ciltteki enfeksiyon ve çıbanlara karşı etkilidir. Yukarıda hazırlanan dekoksiyon böyle yerlere temizleyici olarak günde birkaç kez dıştan uygulanır.

UYARI

• Son zamanlarda yapılan araştırma sonuçlarına göre, sabunotu kökleri zehirlidir. Kesinlikle dahilen kullanılmamalıdır.

Posted in DOĞAL DETERJAN YAPIMI | Leave a Comment »

RAMAZAN VE BESLENME

Posted by helalderman 11 Ağustos 2011



ramazanda beslenme önerileri

Ender Saraç, ramazan döneminde karaciğer sağlığı ile ilgili önemli uyarılarda bulundu.

Ramazanda sağlıklı beslenme için dikkat edilmesi gereken en önemli noktalar şunlar :

1- İftarda asla birden bire ve çok hızlı yemek yemeyin. Her zaman yavaş yavaş ve küçük lokmalar alın ve uzun uzun çiğneyerek tüketin.

2- İftarı öncelikle bir zeytin ya da hurma ile açın ve daha sonra bir bardak ılık ballı limonlu su tüketin. Sonra bir kase mümkünse sebze çorbası ya da hafif bir çorba tüketin.

3- çorbadan sonra bir kaç dakika arkanıza yaslanın ya da ibadetinizi yerine getirin ve ya sadece oturarak dinlenin. Sağlıklı bir beslenme programı takip edin.

4- kesinlikle tok karnına tatlı ve ya aşırı şekerli meyve ya da şekerli çay tüketmeyin.

5- yağlı, ağır ve yüksek kalorili besinler tüketmemeye özen gösterin.

6- Yemekle birlikte ve ya yemek sonrasında sindirime yardımcı olan bitki çayları (rezene, anason, yeşil çay vb.)tüketin.

7- Toksin atmanıza ve sindiriminize yardımcı olan baharatları ( Zencefil, zerdeçal, dereotu, kişniş, tarçın, kimyon gibi ) aşırıya kaçmamak kaydıyla tüketin.

8- Yemekte çiğ olarak nane tüketmek vücudu ferahlatır ve serinletir,susuzluğu engeller.

9- 10 günde bir yağsız kırmızı et yenilebilir.

– Bol yeşil salata (domates, patates, havuç yok ) ya da Sebze kavurma (şekersiz sebzeler )

Posted in Genel | Leave a Comment »