helalderman

YEDİKLERİN KADAR DOĞALSIN…

Archive for Ekim 2011

Su Arıtma Cihazının Zararları

Posted by helalderman 19 Ekim 2011



İnsanoğlu doğayı korumamasının bedelini ne yazık ki çok ağır ödüyor. yaşam alanlarımız sürekli kısıtlanıyor. Çevre kirliliği had safada olunca ekonomik olarak ta bunun sıkıntılarını yaşıyoruz. Bidolubilgi.com olarak bu yazımızda sizlere temiz su kaynakları kirlendiği için piyasaya sürülen su arıtma cihazları hakkında bilgiler sunmaya çalışacağız. Son dönemlerde görsel ve yazılı medyada boy boy su arıtma cihazları görülmekte. Peki gerçekten bu cihazlar suyu arıtıyor mu? Bu cihazların insan sağlığı açısından sakıncaları var mı? Bu ve buna benzer bir çok soruyla karşınızdayız.

Cihazların suda bulunan ve vücut için gerekli olan mineralleri yok etmekten başka bir işe yaramadığı öğrenildi. Uzmanlar, bu cihazların içme suyu için kesinlikle kullanılmaması gerektiğine vurgu yaptı

BÜTÜN MİNERALLERİ YOK EDİYOR

Büyükşehirlerde yoğun olarak kullanılan içme suyu arıtma cihazlarının suyun tüm özelliklerini yok ettiği saptandı.

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı’ndan Dr. Ahmet Soysal, suda vücudumuzun birçok yaşamsal fonksiyonu için gerekli olan kalsiyum, potasyum, magnezyum, fosfor, sodyum, demir, bakır ve çinko gibi minerallerin bulunduğunu söyledi. Arıtma cihazları vücut için yararlı tüm bu mineralleri süzerek yok ettiğini belirten Soysal, “Yani kaş yapayım derken göz çıkarıyorsunuz. Bu şekilde içilen suyun vücuda hiçbir yararı olmuyor” dedi.

Enfeksiyona neden oluyor

Bu cihazların belli aralıklarla sökülüp bakımı yapılması ve içindeki kimyasalların yenilenmesi gerektiğine dikkat çeken Soysal sözlerine şöyle devam etti: “Bunlar bakımı çoğunlukla yapılmıyor. Ayrıca kimyasal arıtma yaptığı iddia edilen bu cihaz, biyolojik kirlenmeye ve mikroorganizmalar üretmeye yol açıyor. Bu da özellikle enfeksiyon hastalıklarına neden oluyor. Doğal olarak su mikrobiyolojik açıdan tehlikeli bir hal alıyor.”

Sağlığınızı riske atmayın

Soysal, bu tip arıtma cihazlarının sadece ticari pazarlama ürünü olduğunu, satan veya pazarlayan kişileri zengin etmekten öteye bir anlam taşımadığını ifade öne sürdü. Soysal; “Yönetmeliğe göre belediyeler suyu Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği standartlara göre arıtıyor. Belediyeler suyu abonelere bu şekilde vermek durumundadır. Bu nedenle ek bir arıtma cihazının kullanılması gerekmez. Halk sağlığı uzmanları olarak bu tarz cihazların satışına kesinlikle uygun bulmuyoruz. Sonuçta daha lezzetli su elde etmek isterken bu cihazlar yüzünden kendi sağlığınızı tehlikeye atıyorsunuz.”şeklinde konuştu.

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ NE DİYOR?

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) dünyada görülen hastalıkların yüzde 80′inin sulardan kaynaklandığını, suyda doğal bulunan bazı maddelerin çıkarılmasının sağlık üzerinde olumsuz etkilerinin olabileceğini belirtiyor. Bu kapsamda yapılan araştırmalarda hazırlanan raporda şu açıklamalara yer veriliyor: “Minerallerinden tamamen arındırılmış (damıtılmış) su, insan ve hayvan organizması üzerinde kesin olarak olumsuz etkilere neden olur. Bağırsak mukoza zarı, metabolizma ve vücudun mineral dengesi ile diğer bedensel işlevler üzerinde oluşabilecek sorunları doğrudan etkiler. Vücudun sıfır kalsiyum ve magnezyum almasına yeni bakterilerin oluşmasına neden olur. Vücudun mineral ve su metabolizmasını tehlikeye atarak iç denge mekanizmaları üzerindeki olumsuz etki yapar.

HALK BÖYLE KANDIRILIYOR

Ürünü satmak için eve satıcı müşterilerini basit bir yolla kolayca kandırabiliyor. Elektroliz adı verilen bir cihazı suya sokuyor. Cihaz suyun içindeki partikül ve iyonları birbiriyle çarpışmasına neden oluyor. Devamında suyun içindeki mineraller yanıyor ve ortaya çamur şeklinde katı maddeler çıkıyor. Yine farklı bir cihazla suyun içindeki toplam çözülmüş partiküllerin oranını göstererek sözde suyun ne kadar sağlıklı veya sağlıksız olduğunu söylüyorlar. Bu görüntü karşısında hayrete düşen tüketici ürünü satın almak konusunda kolayca ikna oluyor. Aslında ortaya çıkan çamurumsu görüntü suda bulunan minerallerin yanması sonucu oluşuyor ve ortada anormal bir durum söz konusu olmuyor

Posted in SAĞLIKLI BESLENME, VİTAMİN & MİNERALLER | 7 Comments »

Kağıt peçetelerde kanser riski

Posted by helalderman 16 Ekim 2011


Washington Post gazetesinde yayınlanan habere göre Amerikan Çevre Koruma Dairesi tarafından yayınlanan raporda, klorla ağartılarak üretilen kağıt ve benzeri ürünlerde gıda ürünlerine geçebilen dioksin adlı maddenin kanserojen sınıfına alındığı açıklandı.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından da kanser yapıcı kimyasal maddeler grubuna dahil edilen dioksinler , kağıt sanayinde, klorla ağartma işlemi sırasında oluşuyor ve araştırmacılar zehirli kimyasallar sıralamasında başı çeken dioksinlerin, östrojen gibi “doğal steroid” hormonlarını taklit ederek birçok biyokimyasal reaksiyonu başlattığına dikkat çekiyor.

En ufak dozda bile vücuda alımının eklem ağrıları, uykusuzluk, doğum bozuklukları ve bağışıklık sistemi zayıflığına yol açabileceğini belirten uzmanlar, dioksinlerin yağda çözünür olduğundan bedenimizdeki yağ hücrelerinde birikme eğilimini vurguluyorlar.

Bebekler yetişkinlere göre 200 kat fazla dioksine maruz kalma riskini taşırken, tuvalet kağıtları, kağıt mendiller, süt veya meyva suyu kartonları, tek kullanımlık çocuk bezleri, bilhassa peçeteler eğer klorla ağartma işleminden geçiyorlarsa düşük dozda dioksin içeriyorlar.

Bu ürünlerin herhangi birinden yiyeceklere ve vücuda da kolayca bulaşan bu zararlı kimyasallar Amerikan Çevre Koruma dairesinin raporunda , en ufak miktarının bile laboratuvar hayvanlarında kansere sebep olduğu açıklandı.
Kaynak CNNTurk

İnsanlar uzun yıllar, her türlü temizlik işlerinde pamuklu ve keten bezlerden, havlulardan faydalanmışlardır. Özellikle bizim kültürümüzde bu bezler, değişik ebatlarda hazırlanarak çeyizlerde bile yer almıştır. Büyük bir zevkle, kenarları zarif oyalarla süslenmiş servis peçeteleri, el bezleri ve kurulama bezleri, hatta âile fertlerine özel olarak hazırlanmış bembeyaz taharet bezleri, bebekler için dikilmiş kaynatılmaya uygun onlarca alt bezleri bunlardan bazıları… Şimdiki zamanla kıyaslanırsa, oldukça zahmetli ve vakit alıcı işler gibi gözüküyor. Ama nîmetlerin zahmetsiz olmayacağı da bir hakikat..

Günümüz, teknolojinin altın yıllarını yaşarken, kâğıt sanâyii de bundan payını aldı. Bir anda kolay ve pratik kullanımlarıyla ortaya çıkan kâğıt peçeteleri, havluları, mendilleri, tuvalet kâğıtlarını öyle kabullendik ki, temel ihtiyaç listemizin vazgeçilmezleri oldular. Sorgulamak bir yana, artık onlar kutu kutu, paket paket her köşemizde… Bembeyaz, temiz görünümlü, yıkama derdi olmadan, bir defa kullanıp atılabilen hazır malzeme… Tüketim teknolojisinin “Kullan, at!” formunda bize sunduğu kolaylıklar, acaba karşılığında hangi zorlukları getiriyor? “Ne zorluğu?” dediğinizi duyar gibiyim. Sağlığımızı koruma zorluğu… “Al, at!” derken aslında sağlımızı tehlikeye atıyoruz. Şöyle ki;

Kâğıt ürünlerinden hangisi olursa olsun, kâğıt sanâyiinde klorla ağartma işlemi sırasında bir kimyasal madde oluşturuyor. “Dioksin” olarak bilinen bu kimyasallar, zehirli kimyasallar sıralamasında başı çekenlerden biri…

Satın aldığımız tuvalet kâğıtları, kâğıt mendiller, süt veya meyve suyu kartonları, tek kullanımlık çocuk bezleri, peçeteler vs. eğer klorlu ağartma işleminden geçiyorlarsa, düşük dozlarda dioksin içeriyor. Dioksinler, bu ürünlerin herhangi birinden yiyeceklere ve vücudumuzun duyarlı kısımlarına geçebiliyorlar. Dioksinlerin en küçük dozları bile, akne ve eklem ağrılarından uykusuzluğa, kansere, doğum bozuklukları ve bağışıklık sistemi zayıflığına kadar çeşitli rahatsızlıklara sebep olabiliyor.

ABD çevre koruma bürosunun, dioksinleri “muhtemel insan kanserojeni” sınıfına dâhil ettiği biliniyor. Ayrıca dioksinler yağda çözünür olduğundan, bedenimizdeki yağ hücrelerinde birikerek vücudumuza yerleşiyor. Eğer dioksine mâruz kalan kişi, bir anne ise, bebeğine anne sütüyle kolayca geçiyor. Böylece dünyaya gözlerini açan bebek, ilk gıdasıyla birlikte zehirli bir kimyasalla tanışmış oluyor.

Aslında işin daha kötüsü, bizler kâğıt havlulardan, peçetelerden vazgeçsek de dioksin yine bizi buluyor. Başkalarının kullanıp atmasıyla birlikte çöplüklerde yakılan bu ürünlerden çıkan dioksin, hava ve su kaynakları yoluyla kolaylıkla bulaşabiliyor. Hattâ kâğıt hamuru ve kâğıt fabrikalarının atık sularının içinde onlarca zehirli kimyasal bulunuyor. Maalesef sanâyinin kirlettiği su kaynaklarıyla sulanan tarım ürünleri, bu kimyasalların bize ulaştığı en kestirme yol oluyor.

Dioksinlerden korunabilmek için neler yapılabilir?

Avrupa’da birçok kâğıt fabrikasında, ağartma işlemlerinde klor yerine “oksijen”, “peroksit” ve “sodyumhidroksit” kullanılıyor. Ülkemizde bu metodun daha mâliyetli olduğunu bilen firmalar, buna kolay kolay yanaşmıyor. Ancak bizler, bu ürünleri sorgulayarak yeterli bir tüketici baskısı yapmalı ya da bu ürünleri almayı azaltarak firmaları sağlığa uygun alternatifler üretmeye zorlamalıyız. Ayrıca geri dönüşümlü kâğıtları kullanmak bir derece daha iyi bir tercih olacaktır. Çünkü geri dönüşümlü kâğıtlarda, diğerlerine göre daha düşük sıcaklıklarda çalışılıyor ve daha az ağartma yapılıyor. Böylece bu ürünlerde dioksin çok düşük oranlarda görülüyor.

Kolonyalı mendil

Kolonyalı mendil, içeriğindeki alkolün varlığı, çözücü ve bakteri kırıcı etkisi dolayısıyla hızlı, pratik ve estetik (kozmetik) bir el ve yüzey temizleyici malzemedir. Burada dikkat edilmesi gereken kolonyalı mendillerin içerdiği alkolün karakteridir. Tüketiciye sunulması gereken, “etil alkol” veya “isopropil alkol” içeren kolonyalı mendillerdir.

Ancak ruhsatsız ve kontrolsüz üretim yerlerinde, kolonyalı mendil muhteviyatında olması gereken alkol yerine farklı bir alkol kullanılması muhtemeldir. Kullanılması yasak olan “metanol” yani “metil alkol”dür. Hatırlanacağı üzere, birkaç yıl önce ülkemizde, metanolün, alkollü içkilere katılarak piyasaya sunulması şeklinde sahtecilik olayları yaşanmış, bu da birçok can kaybına sebep olmuştu. Üretim alanlarının denetimden uzak oluşu, Tarım, Sanayi, ve Sağlık Bakanlığı’nın denetim kadrolarının çok kısıtlı olması yüzünden bu tür sahtecilik teşebbüslerine her an rastlamak mümkündür. Eğer kolonyalı mendillerde metil alkol kullanımı ihtimali var ise, -ki, kontrolsüz bir sektörde bu şaşırtıcı değildir- bu durumda tüketicinin mağdur olması, göz, cilt ve burun içi mukoza ve akciğer dokusunda tahribatla sonuçlanan sağlık riskleri çok muhtemeldir.

Islak Mendiller

Sağlık uzmanları, özellikle bebek ve çocukların el, yüz ve beden temizliğinde çok sık kullanılan ıslak mendillerin, zararlı kimyasal maddeler içerdiğini söylüyor. Üretici firmalar ise, ürünlerinin gerekli testlerden geçirildiğini, sağlığa zararlı herhangi bir madde yer almadığını belirtiyorlar. Kimya mühendislerinden Kudret Livaoğlu ve Ayşe Betül Şahin’in verdiği bilgilere göre, ıslak mendillerde kullanılan 62 maddenin sadece 16’sı vücuda herhangi bir zarar riski taşımıyor. Bunlar, saf su, doğal yağlar, doğal koku, nemlendirici ve vitaminler gibi maddelerdir. Geriye kalanlarda ise, en hafifi alerji ve cilt tahrişi olmak üzere, zehirlenmeden kanserojen tesire kadar birçok zarar tespit edilmiştir. Çocukların ciltleri, yetişkinlere göre daha geçirgen olduğu için bu maddeleri daha hızlı bir şekilde vücutlarına alırlar.

Yüksek kimya mühendisi Kudret Livaoğlu, ıslak mendillerde kullanılan kâğıdın yüzde yüz selülozdan yapılmış olmasına dikkat edilmesi ikazında bulunuyor. Bebekler için, yalnızca su ile ıslatılmış pamuktan üretilen ıslak mendillerin kullanılabileceğini belirten Livaoğlu’nun tavsiyeleri şöyle:

“Az miktarda da olsa, sürekli zararlı kimyasallarla temastan sakının. Alkol, koku, paraben kullanılmayan doğal selüloz ya da pamuktan elde edilen ıslak mendilleri kullanın. Kimyasal içeren ıslak mendili kullanmak zorunda kaldığınızda ciltte kurumasını beklemeden temiz suyla durulayın.” (bkz: http://www.gofrm.com/forums/cocukca/7755-bebeklerde-islak-mendilin-zararlari.html)

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Erkan Topuz da “içeriğinde toksikolojik (zehirleyici) madde olan ürünlerin sağlığa zarar verdiğini” belirtiyor ve şöyle diyor:

“-Bebekler için çok beyazlatılmış kâğıtlar ve bezler bile zararlıdır. Kimyasalların uzun sürede yapacağı tesirler bilinmeyebilir. Bu ürünlerdeki kimyasal maddeler, az miktarda bile olsa tesirleri uzun sürede ortaya çıkar. Paraben ve lanolin en zararlı olanlarıdır. Eczahânelerde satılan ürünler tercih edilebilir.”

Prof. Topuz’a göre, beyazlatılmış kâğıtlardaki zararlı maddeler şunlardır:

Paraben: Methyl, ethyl, propyl, butyl, isobutyl, benzil paraben olmak üzere altı çeşidi var. Birçok ıslak mendilde en az bir tanesi mevcut. Bunlar petrolden elde edilen koruyucu katkı maddeleridir. Bazı Avrupa ülkeleri, bunların kullanımını yasakladı. AB, parabenlerin kullanımını sınırlandırdı. Bir araştırmada incelenen 20 göğüs tümörünün 18’inde paraben bulundu.

Propylene glycol: Petrol türevi bir madde. Cilt tahrişine, alerjiye, merkezi sinir sisteminde tahribata ve bazı organlarda hasara sebep olabiliyor.

Phenoxyethanol: Deri tahrişine, böbrek ve karaciğer hasarına sebep olabilen koruyucu madde.

Peg-40 hydrogenated castor oil: Hidrojene edilmiş hintyağı. Hidrojene yağlar, kanser ve kalp damar hastalıklarına sebep olan trans yağ asitleri içerir.

2-bromo-2 nitropropame-1,3 diol: Zehirlidir, alerjik reaksiyonlara sebep olabilir.

Methylisothiazolinone: Cilt ile teması mahzurlu bulunan ve yanıklara sebep olabilecek bir maddedir.

Sodyum hidroksit: Cilt yanmalarına sebep olur ve kişiyi diğer kimyasallara karşı hassaslaştırır. Yutulursa öldürücüdür.

Fınn: Kanal ve boruların, tıkanmış lavaboların temizliğinde kullanılır.

Formaldehit: Kanserojendir. Bebek ürünlerinde kullanımı kesinlikle yanlıştır. Fakat çok ucuz bir koruyucu olduğundan merdivenaltı üretimlerde kullanılıyor. Teneffüs edilmesi, yutulması ve deri ile teması hâlinde zehirlidir.

Triclosan: Laboratuar hayvanlarında karaciğer hasarına sebep olmuştur.

Carbomer: Solunması hâlinde zehirlidir. Temasta sabun ile yıkanması gerekir.

Sodium benzoate: Uzun vâdede üreme sistemi, karaciğer ve merkezi sinir sistemine zarar verir.

Paraffinum liquidum: Cildin gözeneklerini tıkayıp akneye sebep olur.

Benzi alcohol: Cildi tahriş eden, karaciğer ve sinir sistemine hasar verebilen katkı maddesidir.

Benzyl benzoate: Yutulduğu takdirde toksik (zehirli) tesir yapar. Göz ve cildi tahriş edicidir.

Fragrance/parfüm: Bir koku. 200 veya daha fazla kimyasal madde içerir. Merkezi sinir sistemi hasarı, alerji ve egzamaya sebep olabilmektedir.

3-lodo-2 propynyl butyl carbonate: Ciltte tahrişe sebep olur.

Cetrimonium chloride: Cilt tahrişine ve sinir sisteminde tahribata sebep olur.

Polyquatemium 7: Solumaktan kaçınılmalı. Temas ettiği yer bol sabunlu suyla yıkanmalıdır.

Coumarin: Ölüme bile sebep olabilir.

(Daha geniş bilgi için bkz: http://www.gofrm.com/forums/cocukca/7755-bebeklerde-islak-mendilin-zararlari.html)

bayanlar lütfen google translateden çeviri yaptırın,malezya dili.
Darah haid yang mengalir keluar akan memasuki tuala wanita melalui permukaan jaringan atau kain bukan kapas.
Gas toksid yang dibebaskan daripada tuala wanita akan terus berhubung dengan kulit dan akhirnya menyebabkan jangkitan.
Sekiranya tuala wanita tersebut menggunakan kain kapas semulajadi, ia akan menyerap segala gas bertoksik sebelum ia sampai ke permukaan kulit wanita.
Ia akan mengelakkan masalah jangkitan, ruam, gatal atau alahan.
Darah haid akan mengalir keluar dari uterus dan diserap oleh tuala wanita.
Sejenis gas bertoksik yang dinamakan dioksin akan terbebas melalui proses pemeluapan.
Dioksin akan diserap kedalam rahim melalui saluran uterus dan akhirnya sampai di ovari melalui tiup fallopio.

“Faraj menyerap apa sahaja dan bila-bila masa sahaja. Apabila anda memasukkan bahan kimia di dalam faraj, bahan tersebut akan berada di dalam saluran darah setengah jam kemudian”
– Dr. Philip M. Tierno.
http://1beauty-healthy.blogspot.com/2010/03/bagaimana-dioksin-meresap-ke-dalam_20.html

Posted in ÜRETİM SAHTELİKLERİ | Leave a Comment »

ENTERESAN BİR ŞEY BU KARBONAT….

Posted by helalderman 09 Ekim 2011



‎* Evinizdeki halıları süpürseniz de silseniz de zamanla kokmaya başlar. Halı yıkamacılara verdiğiniz halı bilin ki, en kötü kimyasal deterjanla, yerlerde araba yıkanır gibi yıkanmaktadır. Oysa kokuyu çıkarmak için şunu yapabilirsiniz. Bir iki avuç karbonatı halının her tarafına serpin ve 1-2 saat bekledikten sonra elektrik süpürgesi ile iyice süpürün. Halınızdaki o kötü kokudan eser kalmayacaktır.

* Buzdolabınızdaki kokuyla baş edemiyorsunuz. Bütün yiyecekleri dışarı çıkar, sil, süpür, kurula vs. uğraşmak istemiyorsanız bir Kase karbonatı buzdolabının bir köşesine koyun. 4-5 günde bir karıştırın. Kötü kokuların gittiğini göreceksiniz. Ayrıca dolapta sakladığınız meyve sebzeler üzerinde koruyucu bir etkisi olacaktır karbonatın.

* Halı, koltuk, elbise üzerine yağ mı damladı? Panik yapıp, deterjana saldırmayın! Çünkü deterjan leke olan bölgenin rengini açıp renk dokusunu bozacaktır. Bunun yerine yağ lekesinin üzerine karbonat dökün ve üzerini hafifçe ıslayın. 1-2 saat bekledikten sonra silin. Yağ lekesinden eser kalmayacaktır. Zira suyla birleşen karbonat yağları söküp atan doğal bir sabun haline gelir.

*Bir kase ılık suyun içine bir çay kaşığı karbonat koyun ve ellerinizi bu suda 15 dakika bekletin. Tırnak diplerindeki etler yumuşacık olacak. Özellikle manikürden uzak duran baylar ve bayanlar için çok faydalı.

* Mutfak tezgahınızın mermerlerini ve fayanslarını limonlu karbonat ile ovun ve durulayın. En güzel temizleyicidir. Kimyasal deterjan kalıntısı kalmadığı için üzerine meyve- sebzelerinizi, ekmeğinizi rahatlıkla koyabilirsiniz.

* Kirli lavabolarınız için krem deterjanlar yerine limon ve karbonat kullanın. Lavaboya karbonat döküp limonla ovun. Hem kirlerin kaybolduğunu hem de parladığını göreceksiniz.

* Ayrıca tıkanan lavabolarınızı açmak için bir su bardağı karbonatı lavaboya dökün. Üzerine 1 bardak sirke ilave edip 2 litre kaynar suyu lavaboya boşaltın. Tıkanan lavabo açılacaktır.

* Dibi tutan tava ve tencerelerinize akşamdan karbonat döküp, sıcak su ilave edin. Sabah temizlerken zorlanmayacaksınız.

* Paslanabilecek eşyalarınızı karbonatla ovarsanız paslanmasını engellemiş olursunuz.

* Porselen gibi kararan eşyalarınız varsa limonlu karbonat ile ovun. Rengi açılacaktır.

* Aynı şekilde gümüş eşyalarınızı suyla macun haline getirdiğiniz karbonat ile ovarsanız, rengi açılıp parlayacaktır.

* Elbise dolabınızda rutubet ve küf kokusu varsa ve naftalin kokusunu da sevmiyorsanız dolabınızı bir köşesinde ağzı açık şekilde kavanozda karbonat bulundurun.

* Banyo duşa kabin camlarını karbonat ile silip durulayın. Duş alırken daha rahat nefes alacaksınız.

* Banyo terlikleriniz ister tahta ister plastik olsun üzerine karbonat dökün ve öyle duş alın. Hem terlikleriniz hem de ayaklarınız rahat edecek. Bu yolla tahta takunyalarınızın ömrü uzayacağı gibi kimyasal temizleyiciler, cildinizden uzak tutmuş olacaksınız.

* Çamaşır makinesinde kullandığınız deterjan miktarını yarı yarıya azaltıp gerisini karbonat ile tamamlayın. Çamaşırlarınız daha temiz ve kimyasal artıklardan uzak kalmış olacaktır.

* Ağız sağlığı ve diş bakımı için de karbonat çok önemlidir. Akşamları yatmadan önce 1’e 1 oranında doğal tuz ile karıştıracağınız karbonat ile dişlerinizi fırçalayın. Diş çürüklerinde yerleşip yaşayan ve vücudu kansere hazırlayan bağışıklık yokedici virüslerin iki düşmanından birisi karbonattır. Sabaha kadar ağzınızda ve dişlerinizdeki bakteri ve virüsler karbonat ve tuzun etkin temizleyiciliği ile tamamen temizlenmiş şekilde uyuyacaksınız. Ayrıca ağız ve diş kokuları da önlenmiş olacaktır.
Sonuç olarak; sirke, limon ve karbonat evinizde sadece mideniz için değil her türlü temizlikte ve pratikte kullanabileceğiniz doğal ürünlerdir. Mümkün olduğunca bu ürünleri kullanmaya özen göstermeniz; hem çocuklarınızın ve sizin sağlığınız için hem de yaşanabilir, nefes alan bir ev açısından önemlidir.

-Muslukları temizlemek için sabunlu su ve sirkeyle ıslatılmış kağıt havlu kullanın. -Toksik olmayan banyo temizleyicisi oluşturun
– Banyo yüzeylerinde etkili olan iyi bir derinlemesine temizleme solüsyonu yapabilirsiniz. Bu karışım sabun köpüğü ve küf lekelerini çıkarmada en az pahalı banyo temizlik ürünleri kadar etkilidir. Solüsyonu hazırlamak için: Yaklaşık 1,5 fincan karbonat, yarım fincan sıvı sabun, yarım fincan su, 2 yemek kaşığı beyaz sirke, temiz bir sprey şişesi.
Nasıl kullanacaksınız? Karbonat ile sıvı sabunu bir kasede karıştırın. Su ile seyreltin ve sirkeyi ekleyin. Top top olmaması için çatalla iyice karıştırın. Bu sıvıyı şişeye doldurun. Kullanmadan önce iyice çalkalayın. Temizlenecek yerlere püskürtün. Naylon telli süngerle ovalayın. Suyla durulayın. Kullanımlar arasında kapağını kapalı tutun.
– Halıdaki lekeleri çıkarın: Halınızdaki lekeleri sirkeyle çıkarabilirsiniz. Yarım fincan beyaz sirkenin içinde 2 yemek kaşığı tuzu çözün ve bu karışımla halıdaki lekeleri hafifçe ovalayın. Solüsyonun kurumasını bekleyin ve sonra elektrik süpürgesiyle kurutun. Daha geniş ya da koyu lekeler için, bu karışıma 2 yemek kaşığı boraks ekleyin ve aynı şekilde kullanın.
– Çamaşırlarınızda kullanabilirsiniz: Eğer çamaşırlarınızı yıkarken deterjanla birlikte yarım ölçek karbonat eklerseniz beyazlarınız daha beyaz, renklileriniz ise daha parlak olacaktır. Ayrıca karbonat suyu da yumuşatacaktır, böylece daha az deterjan kullanabilirsiniz.
– Buzdolabınızdaki kokulardan kurtulun: Sirkenin buzdolabınızı güvenle ve etkili şekilde temizlemede karbonattan daha etkili olduğunu biliyor muydunuz? Eşit miktarlarda beyaz sirke ve su ile buzdolabınızı kapı contası ve sebzeliğiniz de dahil buzdolabınızın içini ve dışını iyice durulayın. Ayrıca dolabınızın üzerinde birikmiş tozları ve kirleri silmek için sulandırılmamış sirke kullanın. Temizlik kokusunun uzun süre kalması için dolabınızın içine bir kutu karbonat yerleştirin.

-bebeklerin oyuncaklarini temizlemekte ve toz temizlik malzemelerinin kullanildigi her yerde karbonat kullanabilirsiniz (banyo, evyeler,dus, musluklar, derzlerin temizliginde), firin temizligi icinozellikle yanik ve yag birikintilerinin uzerine hamur haline getirdiginiz karbonati uygulayin tum gece beklesin sabaha bir sungerle ovalayin.

EK NOT:
Bu arada “implant” uygulamaları zayıf bünyelerde diş köklerinde bulunan yukarıda belirtilen virüslerin kana karışması sonucu bağışıklık sisteminin iflası ile kişinin 6 ay – 1 yıl gibi sürelerde kanserden hayatını kaybetmesine neden olmaktadır. Gelişmiş ülkelerde ve özellikle Amerikada bu uygulamalar çok zor ve kısıtlanmış durumdadır. Bu nedenle çene kemiği ile operasyonlardan uzak durmalıyız.
Bunu da mümkün olduğunca duyurmak insani bir görev. Yurdumuzda harıl harıl “implant” yapılıyor.

Posted in DOĞAL DETERJAN YAPIMI, DOĞRU TEMİZLİK TEMİZLİK | 4 Comments »

ŞEKERSİZ İKRAMLIKLAR

Posted by helalderman 07 Ekim 2011



Rafine şeker, bağışıklık sistemimizi zayıflattığı gibi vücuttaki mantarların aşırı çoğalmasına sebep olur. Her ikisi de bir sürü sağlık problemi ve psikolojik bozuklukları teşvik eden faktörlerdir. Bunlardan bazılarını sayacak olursak; diyabet, davranış bozuklukları, obezite, hipoglisemi, zayıf bağışıklık sistemi, gıda alerjileri, cilt bozuklukları, astım, kabızlık, diş çürümesi, vb.

Rafine edilmiş şeker nedir?

Şeker olarak bilinen beyaz kristal madde, şeker kamışı veya şeker pancarının, tüm vitaminler, mineraller, proteinler, enzimler ve diğer yararlı besinlerin ayrılmasından sonra saf sakaroz olana kadar rafine edilmesi yöntemi ile endüstriyel olarak işlenmesi sonucu üretilmiş maddedir.

Rafine şekerden tamamen kaçınmanın çok kolay bir şey olmadığını kabul ediyoruz. Özellikle çocuğumuz büyüdükçe artan bağımsızlık ihtiyacı ve diğer çocuklar ve insanlarla sosyalleşme isteği işi daha da zorlaştırıyor. Rafine şekerin neredeyse her işlenmiş ve hazır gıdaya eklenmiş olması da cabası.

Her anne-babanın şekeri pek de zararlı bulmadığını anlıyoruz – ara sıra birazcık şeker gerçekten zarar vermeyebilir. Ancak gün geçtikçe daha çok anne babanın çocuklarının beslenmesinde şekerden kaçındıklarını farkettik.

Boş, şeker dolu kalorileri kısıtlamaya çalışmak ve çocuklarının daha besleyici yemekler yemesini sağlamakla ilgilenen herkes için kullanışlı bulduğumuz bazı uygulamalar.

– Çok erken başlayın, annenin hamilelik sırasındaki beslenmesi bebeğin metabolizmasını ve gıda tercihlerini şekillendirerek uzun vadede sağlığını etkiler.

İlk katı gıdalara başlarken tatlı meyvelerden kaçının ve sebzelere, özellikle besleyici değeri yüksek olan yeşillik ve tam tahıllara ağırlık verin. Avokado harika bir ilk gıdadır.

– Birçok sağlıklı besin çeşidi sunun

Örneğin bizim evde bir kuralımız var; bir şeye hayır demeden onu denemek zorundayız. Eğer oğlum denemek istemezse onu yemesi için zorlamam, ancak bu yiyeceği ona tekrar tekrar sunmaya devam ederim.

Çocuklara sağlıklı gıdaları tekrar tekrar sunarsak, yiyecek sonunda ona tanıdık gelmeye başlar ve çocuğunuzun bu yiyecekler için bir damak tadı geliştirmesi muhtemeldir. Aslında, araştırmalar gösteriyor ki, damağın alışması için aynı gıdayı 10 kez kadar tatmak gerekebiliyor. Bu yüzden sabırlı olun. Çocuğunuza yeni gıdalar teklif etmek için bir başka yol da onun aç olduğu ve farklı bir şeyler denemek için istekli olduğu zamanları kollamaktır.

Çocuğunuzu yeni bir şey denemek istemeyeceği yaşa gelmeden önce, ki bu 2.5 – 3 yaş civarıdır, bir sürü taze sebze ve meyveye alıştırmak yararlı olur.

– Gıdaları onlar hakkında konuşarak yiyin

Çocuklarınıza neden bazı yiyecekler vücutları için iyi iken bazılarının iyi olmadığını anlamaları için yardımcı olun.

– Cehalet saadettir

Ne kaçırdıklarını ne kadar geç öğrenirlerse o kadar iyidir. Şekerden kaçınma konusunda başarının esas sırrı hiç denemedikleri bir şeyi isteyemeyecekleridir. Bugün rafine şekerin yerine, meyve suyu, bal, pekmez, agave, akçaağaç şurubu, Stevia, vb gibi birçok sağlıklı tatlandırıcılar bulunabiliyor. Makalenin sonunda rafine şeker kullanmadan evde yapabileceğiniz tariflerimizden en sevdiklerimizi paylaştık.

– Birlikte yemek hazırlayın

Çocuklarla birlikte alışveriş yapmak ve yemek hazırlamak çok eğlenceli ve aynı zamanda büyük bir öğrenme deneyimi olabilir. Çocuğunuza etiketleri okumayı öğretmeye başlayabilirsiniz ve çoğu uzun, okuması güç kelimenin muhtemelen vücutlarında olmaması gereken maddeler olduğunu anlamaya başlamalarına yardımcı olabilirsiniz.

Çocuklar kendi yaptıklarından gurur duyarlar ve bunları yiyip zevk almaları daha muhtemeldir. Oğlum Kaya, hazırlama aşamasında yardımcı olduğu ya da sebzeleri bahçemizden toplanmış yeni gıdaları denemekteki hevesiyle beni sık sık şaşırtır.

– Başkaları ile iletişim kurun

Çocuğunuza bakan insanlarla, onun neler yemesini tercih ettiğiniz konusunu paylaştığınızdan emin olun. En başta, aileniz ve arkadaşlarınıza çocuğunuzun rafine şeker yemediğini bildirin. Oyun guruplarına katıldığınızda, diğer anneler ile bu konuda görüşün. Çoğu kişi beslenme ve şekerin olumsuz etkileri üzerine birşeyler okumuş veya duymuştur. Böylece kendileri çocuklarına şeker vermeyi tercih ediyor olsa bile, sizin vermemenize saygı duyarlar. Çocuk bakıcıları ve okullar bu konu ile ilgili olduklarına göre, ödüllendirmek, disiplin sağlamak veya çocuğunuzu sakinleştirmenin bir yolu olarak şeker kullanmadıklarını umarız.

– İleriyi Planlayın

Evden uzakta olduğunuz zamanlar ve özel günler için planlama yapmak ve yiyecek hazırlamak, mutfakta biraz daha fazla zaman harcamayı gerektirir.

Neyse ki elma, üzüm, muz gibi bazı meyveleri, fındık, ceviz gibi yemişleri, havuç, biber, kereviz gibi taze sebzeleri, ve bir avokadoyu çantanıza kolayca atabilirsiniz.

– Söylediğinizi siz de yapın

Çocukların çevresinde onların da yiyemeyecekleri hiçbir şey yememeye gayret gösteriyoruz. Bazı şeyleri yiyemeyeceğini söyleyip sonra bunları kendiniz yerseniz, çocuğunuza çok karışık bir mesaj göndermiş olursunuz. Cezbedici şeyleri uzaklaştırın – şekerli gıdaları evden uzak tutun ve sizin ve çocuğunuzun tatlı ihtiyacını gidermek için alternatifler bulun. Çocuklarınız sizin vücudunuzu sağlıklı gıdalar ile beslediğinizi izlerken, örnek olarak öğretiyor olursunuz.

Tatlılar, günlük tüketilmekten ziyade özel zamanlar için ikram olarak kalmalıdır. Umarız bu sözler çocuğunuzun tat duyusunu aşırı şekere ihtiyaç duymayacağı bir şekilde erkenden eğitmenize yardımcı olur ve sağlıklı bir çocuk ile ödüllendirilirsiniz.

Genel olarak deneyimlerimize göre 3 yaşın altındaki çocukların şeker veya çikolata yemeye ihtiyaçları yoktur ve bu yaşlarda abur cubur dolu, savurgan doğum günü partilerini kaçırmanın bir sakıncası yoktur.

Sevgimizi rafine şeker kullanmadan evde yaptığımız lezzetli ziyafetlerle de kutlayabiliriz. Meyve suyu, bal, pekmez, çiğ agave şurubu, Stevia, keçi boynuzu, akçaağaç şurubu, elma ve armut konsantresi veya bal, şeker yerine kullanılabilecek sağlıklı gıdalardan bazılarıdır. Gene de tüketimde aşırıya kaçmamakta fayda vardır.

Tarifler:

David Kurabiyeleri (Yulaf ezmesi-Pekmez Kurabiyesi) Kaya’nın favorisi

1 su bardağı yulaf

2/3 su bardağı yulaf kepeği

½ fincan kuru üzüm

2 çorba kaşığı keten tohumu (öğütülmüş)

2 yemek kaşığı susam

1/3 su bardağı üzüm pekmezi ya da bal

½ fincan badem sütü veya karışık yemiş sütü veya su (tarif için bknz Ultra Hayati Tehlike başlıklı makale, Sağlık dosyası)

1 çorba kaşığı vanilya

1. Fırını önceden 175 dereceye kadar ısıtın.

2. Yulafları altın rengi olana kadar kavurun. Gözünüz hep üzerlerinde olsun ki yanmasınlar.

3. Üzümleri bir blenderda parçalayın.

4. Yulaflar kavrulurken, geri kalan malzemeleri orta boy bir kasede bir araya getirin. Kavrulmuş yulafları da ekleyerek iyice karıştırın.

5. Hamuru yapışmaz pişirme kağıdı üzerine koyun ve bir çatal yardımı ile yayın. Pişirmeden önce bir bıçakla kareler halinde kesin.

6. Tatlı bir altın rengi alana kadar 25 dk pişirin. Yanmasını önlemek için sık sık kontrol edin.

7. Piştikten sonra kurabiyeleri dikkatlice pişirme kağıdından ayırın ve ters şekilde tepsisine geri koyun. Tepsiyi kapatmış olduğunuz fırının içinde bırakın böylece kurabiyeler güzelce soğur ve alt kısımları da iyice kurur. Bu onların lastik gibi olmasını engeller ve daha kıtır kıtır olmalarını sağlar.

Keçiboynuzu Kurabiyeleri

2 su bardağı kepekli un

½ su bardağı üzüm pekmezi

½ su bardağı keçiboynuzu tozu

1/3 su bardağı zeytinyağı

1. Fırını önceden 175 dereceye kadar ısıtın.

2. Bir tavada keçiboynuzu tozunu biraz daha koyu kahverengi oluncaya kadar kavurun.

3. Tüm malzemeyi orta boy bir kasede büyük bir hamur oluncaya kadar iyice karıştırın.

4. Hamuru 4 cm çapında küçük toplar halinde yuvarlayın.

5. 10 dakika kadar pişirin, fırından çıkıp soğuduklarında sertleşeceklerdir.

Tatlı Yulaf Ekmeği

270 gr yulaf ezmesi

150 gr tereyağı veya Hindistan cevizi yağı

5 yemek kaşığı bal veya pekmez

2 orta boy olgun muz (tarçın ile ezilmiş)

bir tutam tarçın

½ çay kaşığı kabartma tozu

75 gr yemiş (badem, ceviz, fındık)

75 gr çekirdek (ayçekirdeği, kabak çekirdeği, susam)

75 gr kuru meyve (üzüm, kayısı, incir)

Erimiş tereyağını bal ile karıştırın. Muzu bir tutam tarçın ve kabartma tozu ile ezin. Yulaf ile birlikte diğerlerine ekleyin. Tüm malzemeyi iyice karıştırın. 20-30 cm çapında bir kaba dökün ve 20 dk 175 derece ısıtılmış fırında pişirin. Sıcakken kesin.

Kaynaklar:

http://articles.mercola.com/sites/articles/archive/2010/04/20/sugar-dangers.aspx

RAFİNE ŞEKER Zehirlerin En Tatlısı, yazan William Dufty

http://www.whale.to/a/dufty.html

Sugar Blues, yazan William Dufty

Posted in DOĞAL MUTFAK TARİFLERİ | Leave a Comment »

Nanoteknoloji’nin Diğer Yüzü: “Zararları”

Posted by helalderman 06 Ekim 2011


Her yeni gün, yeni bir nanoteknoloji ürünü kamuoyuna sevindirici bir gelişme olarak lanse ediliyor… Rujlar, boyalar, hasta hücreleri robot gibi tedavi eden haplar bunlardan birkaçı…

Yaşamımızda çığır açtığı ve kolaylık sağladığı iddia edilen bu teknolojinin yeni ürünü ise: “Mucize su” oldu. Basında geniş yankı bulan suyun, tehlikeli organizmaları hücre duvarında delikler açarak öldürdüğü belirtiliyor.

Doğru, nano ürünler, hücre duvarını delebiliyor… Hücrenin boyutlarıyla kıyaslandığında, bir nano parçacık, araba içinde kaybolmuş bir karınca gibidir! Dolayısıyla bu parçacıklar, hücre içinde rahatlıkla dolaşabilmekte, “gerekli düzenlemeleri” yapabilmektedirler.

Hedeflenen nokta, hastalıklı bölgeye yönlendirilen atomların, süratle nüfuz ederek hasta hücrelerin yerine geçmeleridir… Böylece acısız ve ağrısız tıbbın kapıları açılmış olacaktır. Vücuda iletilen nano-cerrahlar; virüslere, bakterilere ve sinir sisteminde tahribatlara yol açan asitlere meydan vermeden, bağışıklık sisteminden daha etkili olacaklardır.

Fakat! Bu atomlardan üretilen basit bir kremin bile, deri üstünden insanın vücuduna hızla nüfuz edip, ciğerlerde nasıl büyük tahribatlara yol açtığı sorusu, pek az bilim adamı tarafından dikkate alındı.

Nano-zerreler neden tehlikeli?

1) Dizel makinelerde, güç fabrikalarında ve ateşli makinelerde kullanılan, ultra küçük zerreler, insanların akciğerlerinde, büyük hasara neden olabilirler. İçlerinde metal ve hidrokarbon barındırmaktadırlar.

2) Nano-zerreler, mikroskobik boyutlarda oldukları için, deriden vücuda, oradan ciğerlere ve sindirim sistemine kolayca ulaşabilirler. Bu da, hücreye zarar veren özgür radikallerin üremesine neden olabilir.

3) İnsan vücudu, temas ettiği doğal her maddeye toleranslıdır. Fakat zehir içeren hiçbir maddeye bağışıklığı yoktur.

4) Gözle görülebilen öldürücü atıklardan, yılda üç bin kişi ölmekte iken, tozdan küçük bu zerrelerin yüz binlerce insanın ölümüne neden olma riski üzerinde durulması gerekiyor. Kaldı ki, bu teknolojiyle gen transferi, enzim değişimi ve yüzeyler üzerinde lokal değişiklikler yapılması durumunda; risk, kontrol edilebilir düzeylerin de üzerinde olacaktır.

5) Nano atomlar, kendini temizleyen boya, cam ve yüzeyler olarak sanayinin nabzını tutmaya başlamıştır. Ayrıca nano-zerrelerden, kirli sulardaki zararlı bileşenleri zararsız hale dönüştüren mikro kapsüller imal edilmekte ve çevre tarafından tüm diğer yan etkileri göz ardı edilerek emilmeye bırakılmaktadır.

6) Bazı testler, bu teknolojinin verdiği zararları bilimsel çalışmalarla ortaya koymaktadır. Duke Üniversitesi’nden Eva Oberdorster’in, nano-atom zararları üzerine yaptığı bir çalışma buna örnektir. Oberdorster bir su tankını balıklarla doldurmuş, nano-atomların balıkların beyninde hasarlara neden olduğunu tespit etmiştir. Bu zararlar oksidatif zararlardır. Normalde beyindeki kan bariyerini, hiçbir zerre aşamamaktadır. Fakat nano-atomlar, sinir hücreleri aracılığı ile beyne sızabilmektedir. Bu örnekler çoğaltılabilir. Yine de nanoteknoloji araştırmacıları, teknolojinin potansiyel tehlikelerini tespit etmekte pasif kalmaktadırlar.

7) Nano materyallerin besin zincirine geçmesi halinde, insan bedenine alınan bu yiyeceklerin zararlarının da incelenme gereği ortaya çıkmıştır. Rice Üniversitesi’nin bilim adamları, nano-materyallerin, proteinler üzerindeki etkilerini incelemişlerdir. Protein, nano-materyal yüzeye bağlandığında, proteinin yapısının ve fonksiyonun değiştiği görülmüştür.

8) Kolorado Bilim Konferansı’nda, bir tuz zerresi üzerine monte edilebilecek bilgisayar projesi ve bunda başarılı olunduğu takdirde, gelecek adımın sinek büyüklüğündeki bir robot-böcek yapımı olduğu dünya basınına açıklanmış, buluş büyük ilgiyle karşılanmıştır. Esasen, Hamam Böcekleri üzerine yerleştirilen mikro-makinelerin, gayet başarıyla kullanıldığı, bunların özellikle “casusluk faaliyetlerinde” kullanılabileceği ispatlanmıştır. İstihbarat-casusluk ve savaş teknolojilerinde nanoteknolojinin kullanımı, ciddi potansiyel taşımaktadır ve bu alana devrim niteliğinde katkılarda bulunacaktır. Bu devrimden sonra, mucizevi sularla bize “hamam böceği” muamelesi yapılmayacağına kim garanti verebilir?

9) İnsan DNA’sını tamir eden nano-robotlar, hasar da verebilir. Kimyasal silahlar, nano-yapılarla yeniden ele alınabilir. Klonlamalar, üstün niteliklere sahip askerler ve robot beyinli insanlar yaratabilir.

iyibilgi.com, 25/05/2007

Posted in DOĞRU TEMİZLİK TEMİZLİK, TEMİZLİK ÜRÜNLERİ | Leave a Comment »

Neden Sezaryen?

Posted by helalderman 06 Ekim 2011



Sezaryenle doğum yapan kadın sayısının dünya genelinde hızla artması, hem anne babalar hem de medikal profesyoneller arasında derin bir anlaşmazlık konusu olmuştur. Birçok ülkede tıbbi gereklilik olmadan isteğe bağlı sezaryene izin verilmezken doğumun başlaması için uygulanan yapay sancı gibi izin verilen birçok müdahale sezaryen riskinin artmasına yol açabiliyor. Meselenin iki yanında da özenli ve eğitimli taraflar olmasına rağmen bu kadar yüksek oranda kadının bu cerrahi işleme muhtaç olduğunu düşünen doktorların motivasyonu konusunda suçlamalar ve spekülasyonlar vardır. Bu çelişkili bakış açıları özellikle hamile çiftlerin okuyup bilinçli kararlar vermesi aşamasında kafa karıştırıcı olabilir. Birçok kadın ve ailelerinin doğum sırasında müdahalelere zorlanmalarının da yıldırıcı bir etkisi vardır .

Doğal doğum insanların bunu yapageldiği süre boyunca hep bir endişe kaynağı olmuştur. Bir genelleme yapacak olursak, hijyen, iyi beslenme ve yaşam kurtarıcı tıbbi müdahalelerin mümkün olmadığı geçmiş zamanlarda, anne ve bebek ölümleri şimdi olduğundan çok daha yüksekti. Doğum ve ölüm arasındaki bağlantıyla ilgili bu miras, yüzlerce yıldır, sanki hayatın nasıl narin olduğunu içeren bir hücresel belleğimiz varmış gibi aklımızdan çıkmadı. Artık, teknolojinin kral olduğu ve sezaryen doğumun eskisinden daha güvenli hale geldiği günümüzde, birçok kadının, “kolay” çıkış yolu varken doğumun yoğun çaba gerektiren sancılı yolundan geçmek konusunda şüpheleri var.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından yürütülen araştırmalara göre aslında sezaryen oranının %15’ten fazla olduğu ortamlarda anne karnında ve doğum sonrasında hastalığa yakalanma ve ölüm sayısında bir artış var. Bunun anlamı daha fazla anne ve bebek doğal nedenlerden çok sezaryen ameliyatlarında ortaya çıkan komplikasyonlar nedeniyle zarar görüyor ya da hayatını kaybediyor. Dünya çapında doğum yapan tüm kadınların en fazla % 15’ine sezaryen tavsiye edilirken, bu oran Türkiye’de %’40’ın, Birleşik Devletler’de de %30’un üzerine nasıl çıkmıştır ve dünya çapında doğum yapan kadınların bu hayat kurtarıcı işleme ihtiyaçları nasıl bu derece artmıştır?

Kendilerine sorulduğunda, isteğe bağlı sezaryen için kadınlar ve doktorlar aşağıdaki nedenleri sıralarlar:

Sezaryen hızlıdır.

Daha az acı verir.

Tarih ve saati bellidir.

Annenin çatısı çok dar.

Bebek çok büyük.

Sezaryen, çiftin cinsel yaşamı için daha iyidir.

Sezaryen, bebek için daha iyidir.

Sezaryen, normal doğumdan daha az risklidir.

Yukarıdaki cevaplara baktığımızda şu sonuca varabiliriz: sezaryen doğumlardaki artışın nedeni tıbbi değildir; bu psiko-sosyal bir olgudur. Sezaryenle doğum nedenlerini okurken bir durun ve aklınızdan geçenlere kulak verin. Belki, bir sezaryen taraftarısınız ve yukarıdaki cevapların çoğu size mantıklı geliyor. Ya da hevesli bir doğal doğum savunucususunuz ve yukarıdaki “bahanelere” bir saniye bile kanmıyorsunuz. Belki kadınları “zayıf”, ya da aptal olmakla suçluyorsunuz. Ya da doktorları açgözlülükle. Ne de olsa sezaryen daha kısa sürüyor ve daha fazla para kazandırıyor.

Aklınızdan ne geçerse geçsin, bunun farkına varmak için bir dakikanızı ayırın. Doğum, cerrahi müdahaleler ve bu müdahaleleri tercih eden kadınlarla ilgili yaptığınız varsayımları bir düşünün.

Ya bu varsayımlar gerçek değilse? Ya bunlar sadece sizin, olan ya da olması gereken hakkındaki yargılarınızsa? Bunun sizin için anlamı nedir? Doğum ve müdahaleler hakkında fikirleriniz için ne anlama gelir?

İnançlarınızı bu şekilde sorgulamak, sizden farklı görüşlere sahip kadın ve doktorlara karşı daha anlayışlı olmanızı sağlar mı?

Şimdi yukarıdaki cevapların sadece asıl meselenin yüzeyini kazımaya başladığı sonucuna varmış olabilirsiniz. Kadınlar ve doktorlar için esas cevap aynıdır:

Ben doğal doğumdan korkuyorum.

Yukarıda da belirtildiği gibi, bu korku sanki doğumun bugün olduğu gibi güvenli olmadığı zamanlara ait ortak bir bellekten süzülüp gelir. Aslında, zamanın popüler yönteminin yetersiz beslenmeyle birleşip, pek çok kadının gerçekten çocuklarını doğurmaktan aciz hale geldiği forsepsin bir nimet gibi algılandığı yılların üstünden çok zaman geçmedi. Forsepsle doğumda çocukların uğradığı zararlarla karşılaştırdığımızda sezaryen doğum daha iyi bir alternatif gibi gelebilir. Kadınların doğumda tamamen uyuşturulduğu, işe yaramaz hale gelen bedenlerinin kendi bebeklerini dışarı itmekten hatta doğumu hatırlamaktan bile tamamen aciz olduğu günlerin üstünden de çok zaman geçmedi. Hiç şüphesiz ki sezaryenle doğum bunlardan da daha iyi bir çözümdür.

Ancak geçerliliğini yitirmiş bilgileri tazelemekte fayda var; pelviste ciddi hasarlara neden olan raşitizm hastalığı artık bir tehdit unsuru değildir. Modern toplumlarda yoksulluktan uzak yetişen ve hamile kalan kadınlar, kötü beslenmenin neden olduğu hastalıklara yakalanmazlar. Bu kadınlar bebeklerini doğurabilecek kadar güçlü ve sağlıklıdır. 50’li ve 60’lı yıllarda doğumhanelerde yaygın olarak kullanılan, “Alacakaranlık uykusu” adındaki hafif anestezi günümüzde kullanılmıyor. Artık, kadınların doğum sırasında daha kontrolde olmalarını sağlayan epidural anestezi yaygın. Ayrıca, dünya çapında gittikçe daha fazla hastane ve doğum merkezi, kadınları daha aktif ve ayakta bir doğuma teşvik ederek, bu deneyimlerinden daha güçlenmiş olarak çıkmalarını hedefliyor.

Günümüzde kadınların, doğum odasında eşleri, anneleri ve hatta bir doula (doğum koçu) ile birlikte olma fırsatları, bu paketi daha da hoş kılıyor. Doktorlarının kim olacağını seçme ve doğuma önceden hazırlanma imkanları var. Türkiye’de bile, artık çiftlerin seçeneklerini, stratejilerini, korkularını ve büyük gün gelmeden önce doğum gerilimi ile başa çıkma yöntemlerini keşfetmeleri için çeşitli doğuma hazırlık kursu seçenekleri var. Doğru bir sınıf, hem doğal ve sezaryen doğumu, hem de tıbbi ve alternatif ağrı kesici yöntemlerini de kapsar. Esas önemli olan, kadının doğumu normal yolla mı ya da sezaryenle mi yapmış olmasından çok, bebeğini rahminde taşıdığının, doğumu farkındalıkla yaşayıp bebeğini doğurduğunun ve tüm bunları bazen yardıma ihtiyaç duymuş olsa da tamamen kendi gücü ile yaptığının bilincinde olmasıdır.

Peki, doğal doğumu daha güvenli kılan bu müthiş gelişmeler varken, üstelik bir de sezaryen doğum oranının %15’in üzerine çıkmasının anne ve bebeklere zarar verdiği bilgisine sahipken, hala niye korkuyoruz?

Bilinmeyene yolculuk korkutucudur. Doğum sancıları ve doğumun kendisi kadar meçhul bir alan daha yoktur. Çocuk doğurmak büyük cesaret, tam kararlılık ve bol sevgi ister. İster doğumda yanında bir sürü destekleyeni olsun, ister bir dolu hazırlık kursuna katılmış olsun, ister duvarları diplomalarla kaplı olsun, doğum yapan kadın sonunda o kapıdan tek başına geçer. Nasıl geçeceği de ona kalmıştır.

Daha fazla bilgi için:

Immaculate Deception II: Mit, Sihir ve Doğum yazan Suzanne Arms

The Thinking Woman’s Guide to a Better Birth yazan Henci Goer

İçgüdüsel Doğum yazanlar Pam England ve Rob Horowitz
——————- http://www.damara-cocuk.com’dan alıntıdır

Posted in Genel | Leave a Comment »