helalderman

YEDİKLERİN KADAR DOĞALSIN…

Archive for 06 Eki 2011

Nanoteknoloji’nin Diğer Yüzü: “Zararları”

Posted by helalderman 06 Ekim 2011


Her yeni gün, yeni bir nanoteknoloji ürünü kamuoyuna sevindirici bir gelişme olarak lanse ediliyor… Rujlar, boyalar, hasta hücreleri robot gibi tedavi eden haplar bunlardan birkaçı…

Yaşamımızda çığır açtığı ve kolaylık sağladığı iddia edilen bu teknolojinin yeni ürünü ise: “Mucize su” oldu. Basında geniş yankı bulan suyun, tehlikeli organizmaları hücre duvarında delikler açarak öldürdüğü belirtiliyor.

Doğru, nano ürünler, hücre duvarını delebiliyor… Hücrenin boyutlarıyla kıyaslandığında, bir nano parçacık, araba içinde kaybolmuş bir karınca gibidir! Dolayısıyla bu parçacıklar, hücre içinde rahatlıkla dolaşabilmekte, “gerekli düzenlemeleri” yapabilmektedirler.

Hedeflenen nokta, hastalıklı bölgeye yönlendirilen atomların, süratle nüfuz ederek hasta hücrelerin yerine geçmeleridir… Böylece acısız ve ağrısız tıbbın kapıları açılmış olacaktır. Vücuda iletilen nano-cerrahlar; virüslere, bakterilere ve sinir sisteminde tahribatlara yol açan asitlere meydan vermeden, bağışıklık sisteminden daha etkili olacaklardır.

Fakat! Bu atomlardan üretilen basit bir kremin bile, deri üstünden insanın vücuduna hızla nüfuz edip, ciğerlerde nasıl büyük tahribatlara yol açtığı sorusu, pek az bilim adamı tarafından dikkate alındı.

Nano-zerreler neden tehlikeli?

1) Dizel makinelerde, güç fabrikalarında ve ateşli makinelerde kullanılan, ultra küçük zerreler, insanların akciğerlerinde, büyük hasara neden olabilirler. İçlerinde metal ve hidrokarbon barındırmaktadırlar.

2) Nano-zerreler, mikroskobik boyutlarda oldukları için, deriden vücuda, oradan ciğerlere ve sindirim sistemine kolayca ulaşabilirler. Bu da, hücreye zarar veren özgür radikallerin üremesine neden olabilir.

3) İnsan vücudu, temas ettiği doğal her maddeye toleranslıdır. Fakat zehir içeren hiçbir maddeye bağışıklığı yoktur.

4) Gözle görülebilen öldürücü atıklardan, yılda üç bin kişi ölmekte iken, tozdan küçük bu zerrelerin yüz binlerce insanın ölümüne neden olma riski üzerinde durulması gerekiyor. Kaldı ki, bu teknolojiyle gen transferi, enzim değişimi ve yüzeyler üzerinde lokal değişiklikler yapılması durumunda; risk, kontrol edilebilir düzeylerin de üzerinde olacaktır.

5) Nano atomlar, kendini temizleyen boya, cam ve yüzeyler olarak sanayinin nabzını tutmaya başlamıştır. Ayrıca nano-zerrelerden, kirli sulardaki zararlı bileşenleri zararsız hale dönüştüren mikro kapsüller imal edilmekte ve çevre tarafından tüm diğer yan etkileri göz ardı edilerek emilmeye bırakılmaktadır.

6) Bazı testler, bu teknolojinin verdiği zararları bilimsel çalışmalarla ortaya koymaktadır. Duke Üniversitesi’nden Eva Oberdorster’in, nano-atom zararları üzerine yaptığı bir çalışma buna örnektir. Oberdorster bir su tankını balıklarla doldurmuş, nano-atomların balıkların beyninde hasarlara neden olduğunu tespit etmiştir. Bu zararlar oksidatif zararlardır. Normalde beyindeki kan bariyerini, hiçbir zerre aşamamaktadır. Fakat nano-atomlar, sinir hücreleri aracılığı ile beyne sızabilmektedir. Bu örnekler çoğaltılabilir. Yine de nanoteknoloji araştırmacıları, teknolojinin potansiyel tehlikelerini tespit etmekte pasif kalmaktadırlar.

7) Nano materyallerin besin zincirine geçmesi halinde, insan bedenine alınan bu yiyeceklerin zararlarının da incelenme gereği ortaya çıkmıştır. Rice Üniversitesi’nin bilim adamları, nano-materyallerin, proteinler üzerindeki etkilerini incelemişlerdir. Protein, nano-materyal yüzeye bağlandığında, proteinin yapısının ve fonksiyonun değiştiği görülmüştür.

8) Kolorado Bilim Konferansı’nda, bir tuz zerresi üzerine monte edilebilecek bilgisayar projesi ve bunda başarılı olunduğu takdirde, gelecek adımın sinek büyüklüğündeki bir robot-böcek yapımı olduğu dünya basınına açıklanmış, buluş büyük ilgiyle karşılanmıştır. Esasen, Hamam Böcekleri üzerine yerleştirilen mikro-makinelerin, gayet başarıyla kullanıldığı, bunların özellikle “casusluk faaliyetlerinde” kullanılabileceği ispatlanmıştır. İstihbarat-casusluk ve savaş teknolojilerinde nanoteknolojinin kullanımı, ciddi potansiyel taşımaktadır ve bu alana devrim niteliğinde katkılarda bulunacaktır. Bu devrimden sonra, mucizevi sularla bize “hamam böceği” muamelesi yapılmayacağına kim garanti verebilir?

9) İnsan DNA’sını tamir eden nano-robotlar, hasar da verebilir. Kimyasal silahlar, nano-yapılarla yeniden ele alınabilir. Klonlamalar, üstün niteliklere sahip askerler ve robot beyinli insanlar yaratabilir.

iyibilgi.com, 25/05/2007

Reklamlar

Posted in DOĞRU TEMİZLİK TEMİZLİK, TEMİZLİK ÜRÜNLERİ | Leave a Comment »

Neden Sezaryen?

Posted by helalderman 06 Ekim 2011



Sezaryenle doğum yapan kadın sayısının dünya genelinde hızla artması, hem anne babalar hem de medikal profesyoneller arasında derin bir anlaşmazlık konusu olmuştur. Birçok ülkede tıbbi gereklilik olmadan isteğe bağlı sezaryene izin verilmezken doğumun başlaması için uygulanan yapay sancı gibi izin verilen birçok müdahale sezaryen riskinin artmasına yol açabiliyor. Meselenin iki yanında da özenli ve eğitimli taraflar olmasına rağmen bu kadar yüksek oranda kadının bu cerrahi işleme muhtaç olduğunu düşünen doktorların motivasyonu konusunda suçlamalar ve spekülasyonlar vardır. Bu çelişkili bakış açıları özellikle hamile çiftlerin okuyup bilinçli kararlar vermesi aşamasında kafa karıştırıcı olabilir. Birçok kadın ve ailelerinin doğum sırasında müdahalelere zorlanmalarının da yıldırıcı bir etkisi vardır .

Doğal doğum insanların bunu yapageldiği süre boyunca hep bir endişe kaynağı olmuştur. Bir genelleme yapacak olursak, hijyen, iyi beslenme ve yaşam kurtarıcı tıbbi müdahalelerin mümkün olmadığı geçmiş zamanlarda, anne ve bebek ölümleri şimdi olduğundan çok daha yüksekti. Doğum ve ölüm arasındaki bağlantıyla ilgili bu miras, yüzlerce yıldır, sanki hayatın nasıl narin olduğunu içeren bir hücresel belleğimiz varmış gibi aklımızdan çıkmadı. Artık, teknolojinin kral olduğu ve sezaryen doğumun eskisinden daha güvenli hale geldiği günümüzde, birçok kadının, “kolay” çıkış yolu varken doğumun yoğun çaba gerektiren sancılı yolundan geçmek konusunda şüpheleri var.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından yürütülen araştırmalara göre aslında sezaryen oranının %15’ten fazla olduğu ortamlarda anne karnında ve doğum sonrasında hastalığa yakalanma ve ölüm sayısında bir artış var. Bunun anlamı daha fazla anne ve bebek doğal nedenlerden çok sezaryen ameliyatlarında ortaya çıkan komplikasyonlar nedeniyle zarar görüyor ya da hayatını kaybediyor. Dünya çapında doğum yapan tüm kadınların en fazla % 15’ine sezaryen tavsiye edilirken, bu oran Türkiye’de %’40’ın, Birleşik Devletler’de de %30’un üzerine nasıl çıkmıştır ve dünya çapında doğum yapan kadınların bu hayat kurtarıcı işleme ihtiyaçları nasıl bu derece artmıştır?

Kendilerine sorulduğunda, isteğe bağlı sezaryen için kadınlar ve doktorlar aşağıdaki nedenleri sıralarlar:

Sezaryen hızlıdır.

Daha az acı verir.

Tarih ve saati bellidir.

Annenin çatısı çok dar.

Bebek çok büyük.

Sezaryen, çiftin cinsel yaşamı için daha iyidir.

Sezaryen, bebek için daha iyidir.

Sezaryen, normal doğumdan daha az risklidir.

Yukarıdaki cevaplara baktığımızda şu sonuca varabiliriz: sezaryen doğumlardaki artışın nedeni tıbbi değildir; bu psiko-sosyal bir olgudur. Sezaryenle doğum nedenlerini okurken bir durun ve aklınızdan geçenlere kulak verin. Belki, bir sezaryen taraftarısınız ve yukarıdaki cevapların çoğu size mantıklı geliyor. Ya da hevesli bir doğal doğum savunucususunuz ve yukarıdaki “bahanelere” bir saniye bile kanmıyorsunuz. Belki kadınları “zayıf”, ya da aptal olmakla suçluyorsunuz. Ya da doktorları açgözlülükle. Ne de olsa sezaryen daha kısa sürüyor ve daha fazla para kazandırıyor.

Aklınızdan ne geçerse geçsin, bunun farkına varmak için bir dakikanızı ayırın. Doğum, cerrahi müdahaleler ve bu müdahaleleri tercih eden kadınlarla ilgili yaptığınız varsayımları bir düşünün.

Ya bu varsayımlar gerçek değilse? Ya bunlar sadece sizin, olan ya da olması gereken hakkındaki yargılarınızsa? Bunun sizin için anlamı nedir? Doğum ve müdahaleler hakkında fikirleriniz için ne anlama gelir?

İnançlarınızı bu şekilde sorgulamak, sizden farklı görüşlere sahip kadın ve doktorlara karşı daha anlayışlı olmanızı sağlar mı?

Şimdi yukarıdaki cevapların sadece asıl meselenin yüzeyini kazımaya başladığı sonucuna varmış olabilirsiniz. Kadınlar ve doktorlar için esas cevap aynıdır:

Ben doğal doğumdan korkuyorum.

Yukarıda da belirtildiği gibi, bu korku sanki doğumun bugün olduğu gibi güvenli olmadığı zamanlara ait ortak bir bellekten süzülüp gelir. Aslında, zamanın popüler yönteminin yetersiz beslenmeyle birleşip, pek çok kadının gerçekten çocuklarını doğurmaktan aciz hale geldiği forsepsin bir nimet gibi algılandığı yılların üstünden çok zaman geçmedi. Forsepsle doğumda çocukların uğradığı zararlarla karşılaştırdığımızda sezaryen doğum daha iyi bir alternatif gibi gelebilir. Kadınların doğumda tamamen uyuşturulduğu, işe yaramaz hale gelen bedenlerinin kendi bebeklerini dışarı itmekten hatta doğumu hatırlamaktan bile tamamen aciz olduğu günlerin üstünden de çok zaman geçmedi. Hiç şüphesiz ki sezaryenle doğum bunlardan da daha iyi bir çözümdür.

Ancak geçerliliğini yitirmiş bilgileri tazelemekte fayda var; pelviste ciddi hasarlara neden olan raşitizm hastalığı artık bir tehdit unsuru değildir. Modern toplumlarda yoksulluktan uzak yetişen ve hamile kalan kadınlar, kötü beslenmenin neden olduğu hastalıklara yakalanmazlar. Bu kadınlar bebeklerini doğurabilecek kadar güçlü ve sağlıklıdır. 50’li ve 60’lı yıllarda doğumhanelerde yaygın olarak kullanılan, “Alacakaranlık uykusu” adındaki hafif anestezi günümüzde kullanılmıyor. Artık, kadınların doğum sırasında daha kontrolde olmalarını sağlayan epidural anestezi yaygın. Ayrıca, dünya çapında gittikçe daha fazla hastane ve doğum merkezi, kadınları daha aktif ve ayakta bir doğuma teşvik ederek, bu deneyimlerinden daha güçlenmiş olarak çıkmalarını hedefliyor.

Günümüzde kadınların, doğum odasında eşleri, anneleri ve hatta bir doula (doğum koçu) ile birlikte olma fırsatları, bu paketi daha da hoş kılıyor. Doktorlarının kim olacağını seçme ve doğuma önceden hazırlanma imkanları var. Türkiye’de bile, artık çiftlerin seçeneklerini, stratejilerini, korkularını ve büyük gün gelmeden önce doğum gerilimi ile başa çıkma yöntemlerini keşfetmeleri için çeşitli doğuma hazırlık kursu seçenekleri var. Doğru bir sınıf, hem doğal ve sezaryen doğumu, hem de tıbbi ve alternatif ağrı kesici yöntemlerini de kapsar. Esas önemli olan, kadının doğumu normal yolla mı ya da sezaryenle mi yapmış olmasından çok, bebeğini rahminde taşıdığının, doğumu farkındalıkla yaşayıp bebeğini doğurduğunun ve tüm bunları bazen yardıma ihtiyaç duymuş olsa da tamamen kendi gücü ile yaptığının bilincinde olmasıdır.

Peki, doğal doğumu daha güvenli kılan bu müthiş gelişmeler varken, üstelik bir de sezaryen doğum oranının %15’in üzerine çıkmasının anne ve bebeklere zarar verdiği bilgisine sahipken, hala niye korkuyoruz?

Bilinmeyene yolculuk korkutucudur. Doğum sancıları ve doğumun kendisi kadar meçhul bir alan daha yoktur. Çocuk doğurmak büyük cesaret, tam kararlılık ve bol sevgi ister. İster doğumda yanında bir sürü destekleyeni olsun, ister bir dolu hazırlık kursuna katılmış olsun, ister duvarları diplomalarla kaplı olsun, doğum yapan kadın sonunda o kapıdan tek başına geçer. Nasıl geçeceği de ona kalmıştır.

Daha fazla bilgi için:

Immaculate Deception II: Mit, Sihir ve Doğum yazan Suzanne Arms

The Thinking Woman’s Guide to a Better Birth yazan Henci Goer

İçgüdüsel Doğum yazanlar Pam England ve Rob Horowitz
——————- http://www.damara-cocuk.com’dan alıntıdır

Posted in Genel | Leave a Comment »