helalderman

YEDİKLERİN KADAR DOĞALSIN…

Archive for Kasım 2011

sizde sirkeyi sadece salatalarda mı kullanıyorsunuz!!

Posted by helalderman 27 Kasım 2011



Sirkeyi sadece salata sosu olarak kullanıyorsanız, çok şey kaybediyorsunuz!

Belki siz de herkes gibi arada sırada sirkeyi tencerelerinizi ovmak ve kireç tabakalarını yok etmekte kullanıyorsunuz. Hatta büyükanneniz size, saçlarınızı sirkeyle durulamanın en pahalı saç kremlerinden daha iyi parlattığını ya da sivrisinek ısırıklarına iyi geldiğini öğretmiş olabilir. Fakat, sirkenin faydaları bu kadarla sınırlı değil. Sirke, özellikle de elma sirkesi, sağlığınızın dostu ve en değerli yardımcısıdır. Sayısız faydaları, onu her derde deva yapar ve sirke, bu nitelikleriyle evdeki doğal eczanenizde hatırı sayılır bir yeri hak eder. Sirke, kil ve magnezyum klorürle beraber sağlığınız için çok etkili bir sinerji yaratır.

Ucuz ve basit bir ilaç
Hastalıklar söz konusu olduğunda, Bechamp’ın söylediği şeyi hatırlamakta fayda var: “Önemli olan mikrop değildir, bünyedir!” Bu nedenle gündelik hayattaki tehditlere karşı direnç gösterebilecek sağlıklı bir yapıya sahip olmak için bütüncül bir yaklaşım sergilemek gerekir. Mesela grip salgını olduğu zaman sadece hastalığı kapmış kişilerden uzak durmaya çalışmak değil, doğal savunmamız olan bağışıklık sistemimizi kuvvetlendirmeliyiz ki, o bizi korusun. Sadece belirtileri yok eden bir ilaç yerine sağlık problemlerinizi ciddi olarak ele almalısınız.

HANGİSİNİ SEÇMELİ?
Elmadan elde edilen sirkenin haricinde, hurma, kavun, muz, orman meyveleri (frambuaz vb.), hintdarısı, pirinç, patates, Hindistan cevizi, akçaağaç şurubu, bal, melas (şeker pekmezi), şeker pancarı, buğday ve hatta biradan bile sirke üretilebiliyor. Üzüm sirkesi en çok kullanılan türü olsa bile tedavi edici sayısız etkilerinden dolayı ‘altın madalya’ elma sirkesinindir. Burada her türlü duruma ve yaygın kullanıma uygun olan sirke tariflerini sunacağız. Fakat siz asla saf sirke tüketmeyin, her zaman bir miktar sulandırarak kullanın. Bu tarifler geleneksel ve popüler tıptan yararlanılarak verilmiştir. İhtiyaç halinde doktora gitmeyi ihmal etmeyin. Tıbbi tedavinize doktor tavsiyesi olmadan kesinlikle ara vermeyin.

ADAÇAYI SİRKESİ
150gr. adaçayı l 1 lt. sirke
Adaçayını sirkenin içine ekleyip bir ay boyunca dinlendirin. Bu sirke diyabete, hormonal sorunlara, yorgunluğa, aşırı terlemeye, mide ağrılarına, depresyona ve sıcak basmasına karşı bire birdir.

ON AROMALI SİRKE
Salatanızı tatlandırmak için kullanılabile-ceğiniz gibi sağlığınıza da çok iyi gelecektir. Bu karışımı üç hafta demlenmeye bırakın. Sonrasında salatanızı çeşnilendirmek için normal sirkeyle beraber ufak miktarlarda kullanabilirsiniz.

l 15 gr. kıyılmış sarımsak l 10 gr. kıyılmış soğan l 30 gr. Pelin otu l 15 gr. biberiye l 15 gr. sedef otu l 15 gr. adaçayı l 10 gr. lavanta l 8 gr. tarçın l 3 gr. muskat l 1 lt. beyaz üzüm veya elma sirkesi

Tamago-Su
Samurayların sihirli içeceği
Bu sihirden siz de faydalanmak ister misiniz? Bundan daha kolay bir şey yok. Tek problem, esmer pirinç sirkesi bulmakta. En kuvvetli doğal reçete olarak kabul edilen Tamago-Su veya yumurtalı sirke, aşağıdaki şekilde hazırlanıyor:
– Taze bir yumurtayı esmer pirinç sirkesi dolu bir bardağın içine tamamen batacak şekilde bir hafta bırakın. Sirke, kabuğu dahil tüm yumurtayı tamamen çözüp eritecektir. Geriye sadece kabuğu iç taraftan saran zar kalacaktır.
– Ertesi hafta, yapmanız gereken, sirkenin içindeki bu zarı delip, içindekini sirkeye katmak ve iyice karıştırmak. (Zarı değil, onu atabilirsiniz!)
– Uzun ve sağlıklı bir yaşam için yapmanız gereken, günde üç defa bu karışımın bir miktarını, bir bardak sıcak suya karıştırıp içmek.

GRİBE KARŞI SİRKE

Sirke eski zamanlarda vebadan korunmak amacıyla kullanılırmış. Veba salgını sırasında cepte bulundurulacak bir şişe sedefotu sirkesini ara sıra koklamak vebadan koruduğu gibi hastaları da tedavi edermiş. Aynı zamanda hasta ile tedavi eden kişi arasında bulunan ateşe bir miktar sedefotu sirkesi damlatılırmış.

l 2 lt. kuvvetli bir beyaz veya kırmızı üzüm sirkesi l 1 avuç deniz tuzu l 1 avuç ardıç üzümü l 1 avuç sedefotu yaprağı l 3 baş sarımsak (ufak doğranmış) l 30 gr. dövülmüş karanfil l 45 gr. doğranmış melekotu kökü

Özellikleri
Bu karışımı kalın camlı bir damacananın içine boşaltın. En az 15 gün güneşte dinlenmeye bırakın. Sonra süzün. İstenirse içine, lezzetlendirici ve gazı yok edici olarak ahududu veya mürver çiçeği eklenebilir. Bu sirke, grip vs. salgınında çok etkilidir. Sabahları bir yudum içilmeli, arada sırada ellere sürülmeli ve buruna çekilmelidir. Hastalık hissedildiği anda çabucak iki yemek kaşığı içilmeli, sonra ılıtılarak ağrıyan yerlere kompres yapılmalıdır. Bu kompresi dört saatte bir değiştirin ve değiştirdiğiniz kompresi ateşte yakın ki içine çektiği zehir yok olsun.

İşte mükemmel bir dezenfektan olan karışım. Sirkeyi aşağıda listesi olan malzemeler ile karıştırıp en az on gün bekletin, sonra da süzün:

-40 gr. acı Pelin otu- 40 gr. Pelin otu -40 gr. karabiberli nane -40 gr. biberiye – 40 gr. Sedefotu – 40 gr. adaçayı – 40 gr. lavanta – 30 gr. küçük hindistan cevizi, 30 gr. eğir l 30 gr. tarçın l 30 gr. kane karanfil l 30 gr. sarımsak l 2.5 lt. beyaz şarap veya elma sirkesi. l Diğer taraftan 10 gr. kafur bitkisini asetik asit içinde eritip, sıvıyı yukarıdaki karışımı süzmeden birkaç saat önce içine ekliyoruz. Oluşan sıvıyı ağzı tamamen kapalı, hava almayacak bir şekilde şişelerde saklıyoruz.

Özellikleri
Boğaz ağrısına, bademcik şişmesine, gribe, nezleye, öksürüğe ve tüm bulaşıcı hastalıklara karşı aç karına bir tatlı kaşığı içilir. Tuzlu sıcak kaynar suya karıştırılıp gargara yapılır veya solunursa, kor haldeki kömürün üzerine dökülürse veya sıcak metal plakanın üzerine serpilirse bulunduğu odanın havası dezenfekte ederek, antiseptik özelliğini gösterir.

BAL SİRKESİ
Hazırlaması keyifli başka bir sirke tarifi:
-İki litre kaynar suyu bir kilo balın üzerine dökün. Bal iyice eriyinceye kadar karıştırın. Mayalanmayı hızlandırmak için karışıma bir bardak taze meyve suyu eklerseniz, sonuç çok daha iyi olacaktır.
-Bir çorba kaşığı ılık suyun içinde bir miktar mayayı karıştırın.
-Bu mayayı ballı suyun üzerine koyacağınız bir dilim ekmek içi üzerine yayın.
-Kabın üzerini bir tülbentle örtüp, on beş gün kadar dinlendirin.
-Ardından üzerindeki ekmek dilimini alıp, köpüğü temizleyin ve süzün.
-Elde ettiğiniz sıvıyı üzerine tülbent örtülü olarak açık havada sirkeleşinceye kadar yaklaşık bir ay boyunca dinlenmeye bırakın.

FRAMBUAZ SİRKESİ
Nefis ve hazırlaması çok kolaydır. Tek zorluğu bol miktarda frambuaz gerekmesidir.
– İki litre suyu dört bardak taze frambuazın üzerine döküp bir gece boyunca bekletin. Ardından süzüp posasını atın.
– Aynı işlemi bir önceki adımda elde ettiğiniz sıvı ve yine dört bardak frambuazla tekrarlayın ve bütün bir gece bekletin. Bu işlemi, toplamda beş defa tekrarlamak gerekiyor.
-Elde edilen frambuaz suyuna 500 gr. rafine edilmemiş şeker ilave edin. Üzerine tülbent örtüp, sıvıyı yaklaşık 25 derecede iki ay boyunca bekletin. Son olarak süzün.

HER DERDE DEVA

ALKOLİZM / SARHOŞLUK
Eski bir tarife göre, her yarım saatte bir,
bir tatlı kaşığı sirke bir miktar sıcak suyla seyreltilip içirilir.

MİKROP ÖLDÜRÜCÜ
Tüm sirkeler salmonella, streptokok gibi bakterileri tek bir temasla öldürebilecek kadar güçlüdür. Bu nedenle bazı Amerikan hastaneleri hastane bakterileriyle savaşırken kullandıkları diğer dezenfektan ürünlerin yerine sirke kullanmaya başlamışlardır. Aynı zamanda buğulama, kompres, lavman ve diğer yöntemlerle uygulanan ‘Dört Hırsız Sirkesi’nin dahili ve harici kullanılabileceği belirtilmektedir.

İŞTAH AÇICI
Sirke içeceği (su, sirke ve bal karışımı) iştah açıcı ve hazmı düzenleyicidir. İştahsız insanlar, ana öğünlerden yarım saat önce bu içeceği içmelidirler.

BÖBREK TAŞI
Sütlü ürün (süt, peynir) tüketiminizi azaltmanız gereklidir. Bolca az mineralli (yumuşak) su için. ayrıca günde iki-üç defa bir çorba kaşığı elma sirkesini ılık suyla karıştırıp için.

ASTIM ve SOLUNUM HASTALIKLARI
Tüm vakalarda bal (doğal, işlenmemiş ve ısıtılmamış olmalı) ve elma sirkesi karışımı iyi sonuç vermektedir. Buğday balı daha etkili olabilmektedir.
-Bir kaşık sirke bir kaşık balla karıştırılıp ılık suya eklenir. Günde 3-4 defa içilir.
ABD’de sıklıkla uygulanan yöntemde, bir mendil veya tülbent sirkeye batırılıp, bileklerin iç tarafına yerleştirilir ve bir bantla sabitlenir.

BRONŞİT
En iyi sonucu mürver meyvesi sirkesi veriyor gibi görünse de normal sirke de iyi sonuçlar vermektedir. Ballı sıcak suyun içine bir tatlı kaşığı sirke eklenir, ihtiyaca göre günde üç kez veya daha fazla tüketilir.

BULAŞICI HASTALIKLAR
-Bir tatlı kaşığı saf sirkeyi (sirke özü) aynı miktarda balla karıştırıp gün içinde iki defa çiğnemek sizi salgınlardan koruyacaktır. Eğer hastalığa yakalanırsanız bu karışımı günde 3 veya 4 defa çiğneyiniz.
-3 çorba kaşığı ‘dört hırsız sirkesi’ni, biraz deniz tuzu eklediğiniz bir kap sıcak suyun içine ekleyin. Bu karışımla gargara yapın.
-Bu sirkeyle evinizi havalandırabilirsiniz. Ayrıca sirkeyi bir mendile emdirerek gün içinde belirli zamanlarda koklayabilirsiniz.

KANSIZLIK
Sirke, anemiye karşı bire bir olan demir, B12 vitamini ve folik asidi, vücudun kolayca emebileceği bir formda barındırır. Sirke, çoğunlukla çok asitli olduğundan yan etkilerinden kaçınmak ve en iyi sonucu almak için günde bir defa ılık ballı suyun içine bir tatlı kaşığı elma sirkesi koyup içmek yeterlidir.

ARTERİT (İLTAHAP)
Sirke, arterit gelişimini yavaşlatabildiği gibi acılarını da dindirir. İki günde bir geleneksel sirke içeceği (1 tatlı kaşığı sirke, ılık su, 1 tatlı kaşığı bal karışımı) yeterli olacaktır. Sabırlı olun, sonuçlar genellikle birkaç hafta sonra kendisini gösterir.

AŞIRI KANAMA
Sirkenin kan pıhtısına karşı kanı sulandırıcı özelliği ile bilinmesinin yanı sıra bununla tamamen zıt olarak aşırı kanamayı engelleyici özelliği de bulunur.
-Aşırı adet kanaması veya hemoroit kanamalarına karşı yemeklerden önce ılık ballı suya bir tatlı kaşığı sirke ekleyip içilmesi tavsiye edilir.
– Burun kanamasında sirkeye batırılmış tampon uygulamak yeterlidir.

Posted in DOĞAL TEDAVİLER | 2 Comments »

Amway ve diğerleri: Kapitalizm dininin para tarikatları

Posted by helalderman 21 Kasım 2011



Ahmet Örs

“Amway, bir yaşam biçimidir!” Mr. Bob, Amway temsilciler toplantısında coşkulu kalabalığa böyle sesleniyordu. Modernizmin gönüllü köleleri ise köleliğe attıkları ilk adımın heyecanı içindeydiler.

İnsan hayatını sürekli tüketmeye programlayan batılı yaşam tarzı, bugüne kadar çeşitli yollar vasıtasıyla kendini insanlığa dayattı. Belki kontrolsüz, düzensiz bir şekilde gelişen bu yaşam tarzı artık kendisini bir plan ve düzen dahilinde insanlara kabul ettirmeye başlamış görünüyor. Bundan böyle insanlar örgütlü, sistemli, düzenli tüketiciler olacak ve yaşamın, hayatın anlamı bu örgütlülük temelindeki tüketicilik kulluğu şeklinde oluşacak.

Dar bir kesimde de olsa bu felsefeyi kendine temel edinen örgütlülüklerden biri olan Amway, yavaş yavaş bilinmeye, tartışılmaya başlandı. Tabii ki bahsettiğimiz felsefenin mezheplerinden sadece bir tanesi Amway. Ama çok ilginç bir sistem, hayret verecek bir mekanizma.

Amway’in ne olduğu sorusuna gelecek olursak; sadece kendi ürünlerin kendine bağlı elemanlar vasıtasıyla, “aktif metot” denilen yüz yüze ilişki yoluyla tüm dünyada pazarlamasını yapan, bu arada kendi elemanı olan üyelerine de sürekli olarak belli bir sistem dahilinde para kazandıran bir sistem. Amway Amerika’da kurulan bir şirket, bahsettiğimiz sistem ise “Net Work 21” adı verilen Amway ağını örgütleyen mekanizma. Amway’in kuruluş tarihi 1959 ve bu tarihin son yirmi beş yılında dünyaya açılmış.

Sistemin işleyişi ise şöyle: Amway’e üye olan bir kimse Amway ürünlerinden ayda en az 7 milyon liralık alışveriş yapmak zorunda. (Bu rakam enflasyona orantılı olarak değişiyor.) Bu alışverişten her Amway üyesi %30’luk bir indirim hakkına sahip oluyor. 4 milyon lira vererek üyelik için gerekli malzemeleri alan üye (bu malzemeler üyenin nasıl hareket edeceğini anlatan kısaca sistem hakkında bilgi veren kitap, kaset gibi dokümanlardan oluşuyor) para kazanmak için çalışmalarına başlıyor. Her üye ayda 7 milyonluk alışveriş yapabilecek altı kişi buluyor. Bu yeni kişiler kendilerini üye eden kişilerle beraber birer kod alıyorlar. Sisteme giren her kişi, kendisini sisteme dahil eden kişinin kod numarasıyla beraber işleme konuluyor. Bulunan altı kişi de yine aynı şartlarla dörder kişi üye yapıyor. Bu üyelerin yukarıda belirttiğimiz gibi belirlenen harcamayı yapmaları gerekiyor. Sistem böylece yukarıdan aşağıya doğru bir ağ gibi kodlanarak genişliyor, büyüyor. Yalnız önemli olan bir hususu var: Üye olma herhangi bir resmi özellik arz etmiyor. Fahriyete dayalı, gönüllü bir katılım. Bu gönüllü katılım, Amway merkezinde bilgisayarlara kodlarla beraber kaydediliyor.

Sisteme yeni giren her üye en alt basamaktan başlayarak belli bir puan limitine sahip. Yukarıda geçen (6 x 4+7= 31 kişi) alt yapıyı oluşturan bir üye % 21’lik liderlik payına ulaşıyor. Kendi vasıtasıyla sisteme dahil olan insanlardan belli bir oranda kendisine pay aktarımı oluyor. Bu tablo sonucunda % 21’e ulaşan üye ayda 87 milyon kazanmaya başlıyor. (Bugünkü rakamlar itibariyle) Elmas olunca ayda 430 milyon kazanca ulaşıyor. (Elmas sistem içinde bir rütbe) Yukarıdan aşağıya doğru şekillenen bu ağ her üyenin daha çok kazanabilmek için yeni üyeler bulması sonucu giderek büyüyor ve yukarıdaki bağlı bulunan üye yeni katılımlarla birlikte kazancını sürekli arttırıyor. Her üyeye bir kod numarası veriliyor ve bu kodlanmalar ilk üye yapan sponsora bağlı olarak yapılıyor.

Amway ürünleri dünyanın hiç bir yerinde (market, mağaza, bakkal vs..) satılmıyor. Sadece üyeler vasıtasıyla pazarlaması yapılıyor. Amvvay bir insanın hemen hemen tüm ihtiyaçlarını karşılayan bir üretim yapıyor. 11 bin çeşit ürüne sahip. Aynı zamanda dünyanın önde gelen markalarıyla anlaşarak (kendi belirlediği şartlarla ) onların ürünlerini de kendi üyeleri vasıtasıyla pazarlıyor. (Herhalde dünyada 2,5 milyon üye ağına sahip böyle bir organizasyona kimse hayır demez.)

Amway’ın ABD Michigan’daki tesisleri, her türlü üretimin yapıldığı, alanı itibariyle müthiş bir sahaya sahip dev bir kuruluş. Tesislerin otobana bakan tarafının uzunluğu 28 km. Bu büyüklükteki bir tesisin bünyesinde yapılan çalışmalar, üretimler herhalde çok ilginç boyutlardadır. Yine bu tesislerde dünyadaki örgütlenmeyi sağlayan özel birimler mevcut. Türkiye masası, Endonezya masası, Hindistan masası gibi. Her şey son derece titiz bir şekilde bilgisayar ağıyla kontrol ediliyor, örgütleniyor.

Teknik nitelikleri itibariyle ilginç özelliklere sahip Amway sisteminin üzerinde durulması gereken tarafı sistemin felsefesi. Gördüğümüz o ki, bu sıradan bir pazarlama organizasyonu değil. Yazının başında belirttiğimiz gibi bilinçli, gönüllü bir kölelik mevzu bahis. Oluşturmuş olduğu metotla insanları çılgınca zengin olma arzusuna koşturan, bu koşuşturmayı da kendisinin oluşturduğu kültürel bir zemine oturtan bu sistem, modern insanın dramatik tablosunu oluşturuyor. Daha çok zengin olmak, daha çok tüketmek ve tükettirmek arzusunda olan insanı bambaşka bir hayat düzlemine çekiyor.

Amway’in felsefesi en temelde organizasyona olan üyeliğin başlamasıyla birlikte tüm yaşamın, Amway sisteminin belirlediği hedeflere kilitlenmesi şeklinde oluşuyor. Amway’in insanları nasıl baştan çıkardığını, onların ihtiraslarına el atarak nasıl bu çarka dahil ettiğini görelim.

Bahsi geçtiği gibi Amway, yüz yüze ilişkileri esas alıyor. Hiçbir şekilde reklam yapmıyor. Ev toplantıları bu ilişkiler için en ideal ortam olarak kabul ediliyor. İlişki kurulan insanlar vasıtasıyla üyelerin evlerinde sistemi diğer insanlara da anlatmak için toplantılar düzenleniyor. Yüz yüze yapılan bu görüşmelerde, insanlara dört ana madde çerçevesinde deyim yerindeyse “tebliğ” yapılıyor. Sistemi anlatacak olan eski üyeler kendilerini oldukça iyi yetiştirmiş, sistemi tüm ayrıntılarıyla bilen insanlar.

Bu yüz yüze görüşmelerde zaman + para temelli ekonomik anlayış esas alınarak insanlara hayatı planlama daveti yapılıyor. Yapılacak olan bu plan iki ila beş yıllık bir süreyi kapsıyor. Sistemin anlatımı insanların mevcut hallerinden memnun olup olmadıklarını irdeleyen çeşitli sorularla başlıyor. (İşsiz kalmama garantiniz var mı, çocuğunuza iyi bir eğitim verebildiniz mi, hayal ettiğiniz şeylere kavuşabildiniz mi, seçme hakkınız olsa yarın ki işinize gider miydiniz? gibi) Bu arada bir örnek veriliyor. Bu örneğe göre Yale Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada insanların ekonomik ye tersizliklerinden dolayı hayallerinin bittiği gözlemlenmiştir, insanlar hayal etmişler, ekonomik nedenlerden dolayı bunları gerçekleştirememişler, sonra da hayal etmeyi kesmişlerdir. Bu örnekten sonra üye insanlara şöyle sesleniliyor: “Küllenmiş arzularınızı tekrar üfleyin, çünkü yeni bir kapı açılıyor!”

Bu girişten sonra sistemin dört özelliği sayılıyor. Bu özelliklerin birincisi çok kısa bir sürede hemen kar etme garantisi. İkincisi, sürekli gelir garantisi: Sistem içinde belli bir orana ulaşan üyeye “telif hakkı” veriliyor. Üyeden sonra çocukları üyenin bu gelirinden yararlanıyorlar. Üçüncüsü, bu iş yurt içinde ve yurt dışında da geliştirilebilir. Örnek verilecek olursa üye, yurt dışından gelen bir tanıdığını üye kaydetse, bu tanıdık gittiği ülkede yeni üyeler bulsa ilk kaydeden üye buradan da sürekli kazanacak. Nasıl olsa bu sistemin belli bir ülkesi yok. Adeta bir evrensel din! Bu özelliğe göre üyeye düşen hedefe kilitlenmek ve sürekli koşmak! Dördüncü özellik ise, üye olan insanların kaliteli mallara sahip olması. Kimsenin bulamadığı mallan kullanmak kimi memnun etmez ki?

Amway temsilcileri yüz yüze görüşmelerde sistemlerini çok iyi bir şekilde anlatıyorlar. Yukarıdaki özellikler sıralandıktan sonra insanlara karar vermeleri telkin ediliyor. Amway sisteminin kabulü halinde üye olanlardan istenilen şeylerin ilki TV seyredilmemesi. Amway hiçbir şekilde tembelliği kabul etmiyor TV’ye verilen zaman Amway için çalışılan süreyi azaltacaktır. Amway bu gibi özelliklerle çok akıllıca hareket ediyor. İnsanlardan bu aşamadan sonra istenilen şey; hayallerini tespit etmek, hedeflerini belirlemek ve çalışmalara başlamak. Sistem temsilcilerinin insanlara sistemi anlatırken verdikleri çalışma metodu da oldukça ilginç ve bizler için de faydalanılabilecek özelliklere sahip. Daha çok kazanmak için daha çok insanı üye yapmak gerekiyor. Bunun başlangıcı da ilk altı kişi tespit etmek. Şimdi bu metoda göre yapılması gereken şu: Adres fihristi açılıp elli kişi tespit edilecek, bu elli kişiyle görüşülüp ayrıca bunlardan bir ellişer kişinin daha adresleri alınacak, yani toplam 2500 kişiyle görüşme imkanı sağlanmış olunacak. Bu 2500 kişiden mutlaka {en az 6 kişi) binleri Amway sistemini kabul edecektir.

Görüldüğü gibi müthiş bir davet planı oluşturulmuş. Önlerine zengin olma hedefi konulan ve bu hedef için de mümkün olabilecek en verimli metotlar verilen insanlar anlatılanların büyüsüne kapılıyorlar ve Amway ağı sürekli olarak büyüyor, insanları yutmaya devam ediyor.

Amway’in insanlara tanıtıldığı bu ilk görüşmelerden sonra sistem belli periyotlarla temsilcilerine (yeni üye olanlara) lüks otellerde veya özel toplantı salonlarında eğitim seminerleri veriyor. Buralarda konuşma yapan insanlar ise üst kademelere çıkmış kişiler ve genellikle Amerika’dan gelenler. Eğitim seminerleri Amway temsilcilerini daha verimli bir hale getirmeyi amaçlıyor.

Eğitim seminerlerinde üyelere anlatılan Amway’in genel özelliklerine gelirsek; bu ilke ve özellikleri şöyle toparlayabiliriz:

Birinci özellik: Hayal etme, ideal, gaye. Bu maddenin izahında üyelerden şunlar isteniyor:

“Konsantre olun ve hedefinize kilitlenin. Sisteme bir borunun içinden bakıyor gibi bakın. Diğer tüm uğraşı ve meşgalelerinizi ikinci plana atın. Her şeyiniz ortak Amway sistemi için olmalıdır! Yani üyelere söylenen şu: “Artık siz Amway ve zengin olmak için varsınız!” Bu özellik sistemin akidelerinin en korkuncu!

İkinci özellik: Engel ve maniaları kaldırmak. Yani, “Problem bulucu değil, problem çözücü olun, ne kadar problem varsa o kadar yaşıyorsunuz demektir.” Bu özellik de üyelere anlatılan önemli bir yaşam felsefesi.

Üçüncü özellik: İş prensipleri. Bu prensipler insandaki çalışma arzusunu harekete geçirmeye yönelik. İfade edilen sözler şunlar: “İçinizden bir ses diyor ki ben çalışırım! Duran arabayı itmek zordur. Ama teker bir defa dönerse gerisi kolaydır. Bir defa topu yuvarladınız mı artık devamlı yuvarlamak lazımdır. Bu yüzden bu iş önce zordur.” Amway’in isteği sadece şu: “Artık çalışın ve sistemi herkese anlatın.”

Bu anlatılanın gerçekliği insanı adeta ürpertiyor. Sisteme giren bir insan o andan itibaren her yerde sistemi anlatacak, hep bunu düşünecek. Yılmadan çalışmak ise en büyük prensip.

Dördüncü, özellik ise eğitim: Eğitim için kitaplar, kasetler, seminerler takip edilecek, sponsora danışılacak. Burada verilen örnek de çok ilginç: Amway, üyelerinden kendilerini bir garson yerine koymalarını istiyor. Patates kızartması isteyen bir insana ket-çap da isteyip istemediği sorulmalı. Yani her Amway üyesi bu sistemi her yerde, herkese anlatacak, insanlara ekstra bir hayat sunacak. Bu arada kabul etmeyenler olabilecektir ama davet yılmadan sürekli sürecek.

Amway’e göre mutlaka birileri bu daveti kabul edecektir. Sistem yılmayı kabul etmiyor, sürekli çalışma isteniyor, çalışmanın sonunda başarı gelecektir. Bunun ispatı ise 2,5 milyon üye örnek verilerek yapılıyor.

Beşinci özellik yürütme: Yani sistemin insanlara ulaştırılmasında işlenecek yollar. İlk olarak “onurlandırma ve yüceltme” yöntemiyle insanlara karşı sürekli güler yüzlü olunarak, onları teşvik etmek, yönlendirmek. Bu yöntemde insanları sevmek(!) esas kabul edilmiş. Onlara sevecen yaklaşın ki, daha çabuk etkinizde kalıp sizin pazarınız olsunlar. Söylenmek istenen bu esasında. Amway’in bu özellikler dahilinde üyelerinden isteği en önemli şeylerden biri de fikir ayrılıklarının özel tutulması. İnsanların önünde bunların tartışılmaması. Her sosyal gruptan insanların üye olduğu Amway’de kimseye farklı bakılmıyor. “Hep birlikteyiz” mesajı veriliyor. Burada hiçbir düşüncenin, fikrin de önemi kalmıyor artık. Çünkü her üyenin tek bir hedefi var! Daha çok tüketmek, daha iyi yaşamak, bunun için de daha çok kazanmak. Mükemmel bir çoğulculuk uygulamış üretmiş Amway kendi felsefesince. Herkes bir arada. bir farklılık yok. Kimse kimseden rahatsız değil, tek amaç paranın korunması. Aksi taktirde sistem büyümeyecektir. Her üye önceki kimliğinden adeta soyutlanarak, sisteme dahil oluyor. Kötü olan da bunun fark edilmeden olması; sistem çarkını öyle işletiyor ki üye bunu fark edemiyor bile. Hiçbir dayatma olmadan yeni bir insan tipine, yeni bir bilince ulaşılıyor.

Altıncı özellik, iş hacmini pekiştirmek. Bunun için de öğretmek ve öğrenmek gerekiyor. Bu özellik sürekli çalışılarak yerine getirilmelidir.

Yedinci özellik, tanıtım: Amway’in tanıtımındaki felsefesi şu: “En iyi tanıtım, ileriye yönelmek, reklamla değil şahsen yüz yüze görüşmekle olur.” Sürekli vurguladığımız bu özellik sistemin adeta hayatiyet damarı. Mantık belli: Muhatabı seçmek ve ikna etmeye çalışmak. Yılmadan sistemi insanlara yüz yüze olarak anlatmak.

Sekizinci özellik, şahsi gelişme, personelin büyümesi: Bu Özelliğin izahında da ilk önce, değişmeye karar vermenin değişme olmadığı vurgulanıyor, “inanmak pek önemli değildir, önemli olan bunu pratiğe geçirebilmektir. Yürümeye başlarken düşmek, sallanmak büyümeye başlamanın işaretidir. Pozitif düşünün, çünkü Hayatınız düşünceniz doğrultusunda ilerleyecektir.” Bu örneklemeler ve ilkeleri veren bu özellikte üyelerden istenen şu davranış biçimi de dikkat çekici: “Gülümseyin, dişlerinizi gösterin, elmas (Amway sisteminde yükseldikçe ulaşılan bir rütbe, merhale) olmayı düşünün, elmas gibi gözükün, dişleri fırçalayın!” Bu ilkelere göre her Amway üyesi daha çok zengin olabilmek için sahte gülücüklerin dünyasına adımını atıyor ve yüzüne maskeler geçiriyor. Artık her şey para içindir ve her yol mubahtır.

Üyelerinden isteği bir diğer davranış şekli de ilişki kurucu olmaları. Buna göre her zaman haklı olmak önemli değildir, içten davranmak ve bazen insanı sevmek (!) de gerekir.

Ayrıca Amway’in istediği çok ilginç bir davranış biçimi daha var:”% 100 tüketici olun!” Bir Amway üyesi Amway yoluyla aldıklarından başka hiçbir ürün kullanmamalıdır. Çünkü Amway ürünlerine giden ücretler üyelere de kazanç olarak dönmektedir. Giyimden tutun da en küçük ihtiyaçlara kadar, bir bulaşık teline kadar kullanılan her şey Amway ürünü olmalıdır. Kısacası bizim literatürümüzle ifade edecek olursak tam bir iman-amel bütünlüğü isteniyor Amway üyelerinden.

Amway sistemini belki fazlaca anlattık ama bunun gerekli olduğunu düşünüyoruz. Sistem, gerek teknik özellikler, gerekse bunu hayata geçiren felsefesi itibariyle oldukça önemli özellikler arz ediyor. Yazının başına geçen düzenli ve sistemli tüketici olmak sonucuna götüren, insanları bu ağa dahil eden mekanizma bu düşünce yapısına göre işliyor, bu kafa yapısıyla insanları etkiliyor, insanların ihtiraslarına el atarak onları tahrik eden, bu suretle tüketim ağının bir figürü yapan bu sistem neden Önemli? Her şeyden önce bu sistem bütün insanlığın düşmanıdır, Modernizmin “örgütlü bir uygulayıcısıdır. insanları kendilerinden çalan, beyinleri köleleştiren bir felsefeye sahiptir. Sürekli büyümek için sürekli tüketmeyi hedef gösteren Batı felsefesi, bu amacına tüm dünya insanlığını da kullanarak ulaşmak istiyor. Bugün her ne kadar batıda modernizm eleştirileri yapılıyor olsa da, pratikte değişen bir şey olmadığını görüyoruz.

Amway sisteminin işleyişine bakıldığında bir gizli örgüt havası görülüyor. Olayın basit bir pazarlama mantığından uzak olduğu ayan beyan ortada. Bir tarikat, bir mezhep gibi gönüllü katılımla gelişen bir mekanizma söz konusu. Amerikan orijinli bu mekanizma yeni bir yaşam biçimini enjekte ediyor insanlığa. Onları belirlediği hedeflere yine kendi belirlediği çerçevelerde koşturuyor. Her üye Amway’in belirlediği yaşam ölçülerine göre hareket ediyor. Amway sistemini mükemmel bir hale sokabilmek için üyelerinden bir de ortak kültür oluşturuyor. Şöyle ki; dünyada yayınlanan kitaplardan bir tanesini ayın kitabı olarak seçiyor ve tüm üyelerine okutturuyor. Sürekli koşuşturan Amway üyeleri okuma zamanlarını da bu kitaplarla dolduruyorlar. Olay gerçekten çok vahim bir tablo oluşturuyor.

Üzüntü verici olan bazı Müslümanların olayı hakkıyla kavrayamaması. İnsanlar, daha çok para kazandıran bir sistemin ne zararı olabilir, zengin olup daha faydalı hizmetler yapmamız güzel olmaz mı diye soruyorlar. İslami kesimde bir çok kaymanın “zengin olursam…” kelimeleriyle başlayan ifadelerle olduğunu hepimiz biliyor ve görüyoruz. Zengin olmayı idealleri için isteyenler belki işin başında masum isteklerinden başka bir şey hedeflememişlerdi. Fakat sermayenin bir kültürü vardır. Bu kültür, kendisine adım atanları bünyesinde eritmekte, çarklarında öğütmektedir.

Amway ve benzeri sistemlerin yapısı tüketime dayanmakta, yani modern yaşam tarzını benimsetmek istemektedir. Modernizm, hayatı nasıl tüketebilirim diyen bir yaşam tarzıdır. Sonu olmayan, sürekli olarak hayatı tüketmeye/ tükettirmeye yönelik, tüketim kültürünü pompalamaya yönelik bir yaşam tarzı. Belki bu yaşam tarzının yazılı bir doktrini yok ama varlık olarak hayatta yer eden, karşımızda duran bir olgu modernizm. Bu yaşam tarzında ve dolayısıyla Amway sisteminde dünya bir ideal, bir amaç olmaktadır. Kur’an’da ise Rabbimiz bizlere ” dünyaya dalmayın” diyor. Artık bu sisteme giren insan, bir din gibi bu sistemin kulu oluyor. Sisteme dahil olunca onun yaşam felsefesini benimsiyorsunuz, sürekli koşuyorsunuz. Sonu olmayan bir koşu bu. Sistem adeta bir yapışkan gibi insanları bırakmıyor. Hareketlendikçe ısı artıyor, ısı arttıkça yapışkanlık da artıyor.

Şimdi insanlar şöyle düşünebilirler: Bir maden işçisi sürekli çalışmasına rağmen aldığı ücret çok düşük bir seviyede kalıyor. Ama bu sistemde çalışan fazlasıyla kazanıyor. Bu durumda burada çalışmak daha mantıklıdır. Şimdi olayı tahlil edecek olursak, emeğini kiralayan madenci belki bunun karşılığı olarak fazla bir ücret alamıyor. Fakat bu madenci bir insan olarak beynini, kafasını kimseye satmıyor, yani kafası, gönlü rahat. Ayrıca yaşadığı olumsuz koşulları düzeltebilmek için muhalefet yapabilme, mücadele edebilme imkanlarına sahip bulunuyor, Ama diğer tarafta bir Amway üyesi için bunlar söz konusu olmamaktadır. Bu sistemde kafalar ve gönüller adeta çalınmaktadır. Kafasında sürekli olarak daha çok zengin olmak; bunun için de Amway’in belirlediği ölçülerde bir yaşam tarzına sahip olmak, onun kitabını okumak, onun kasetini dinlemek uğraşılarında bulunan bir insan özgür ola-.bilir mi, kafasını kendi düşüncesi doğrultusunda kullanabilir mi? Tabii ki hayır. İşte en büyük sömürü budur. Amway sisteminde en önemli özelliğin katılımın gönüllü olmasında olduğunu belirtmiştik. Amway’de muhalefet diye bir olay yoktur. Yukarıdan gelene itaat üyeliğin şartıdır, işin acı olan tarafı bu itaatin şartsız ve gönüllü olmasıdır.

Daha çok kazanmak için daha çok tükettirmeyi amaç edinen bir kişi bu düşüncenin kölesi olacaktır. Artık insanlar / Müslümanlar okumayacaklar, İslam’ı anlatamayacaklar. Devletin zulmünden, insan haklarından bahsetmeyi bir tarafa bırakacaklardır. Çünkü kafalarda tek bir düşünce yer etmiş olacak. Daha çok kazanmak. Daha çok kazanabilmek için de daha Çok kişiye Amway’i anlatmak.

Amway eğitim seminerlerinden birinde büyük sponsorlardan Amerikalı Mr. Bob, temsilcilerden (üyelerden) şunu istemektedir. “Sistemi yatak odasının tavanına asın, elinize bir el feneri alın, yatmadan önce ışıkları söndürün gözünüzü açtığınızda karşınızda sadece sistem olsun. Sabah uyandığınızda da sistemle uyanın.” Şimdi böyle bir sisteme üye olan bir kişinin durumunu, hayattaki rolünü düşünebiliyor musunuz? Sistem, elmas olmayı hedefleyin diyor, peki nasıl elmas olunacak: Elmas olmak için dişleri göstermek, yapay ihtiyaçlar üretmek, hayatı tükettirmek lazımdır. Daha çok harcayın, daha çok tükettirin, sınıf atlayın denilecek insanlara. Bu durumdaki bir insan artık ezilen insanlara, fakirlere bakamayacak, onları es geçecek. Çünkü sürekli kendini düşünecek, sürekli bu sistemi anlatacak, yeni köleler bulacak, bunun tebliğini yapacak.

İman ettiğimiz kitap, bizlere zengin olmayı öğütlemiyor. “Yoksulu doyurmaya önayak olmayan dini inkar ediyor”. Bizler Müslümanlar olarak zulme, sömürüye karşı mücadele etmek durumundayız. Bu şuurda olmayanların, bunun için mücadele etmeyenlerin Müslümanlığı nereye kadardır? Zulmün kol gezdiği bir toplumda yaşıyoruz. Yüzlerce köy yakılıyor, bunu devlet bile itiraf ediyor. İnsanlar yerlerinden, yurtlarından olup göç ediyorlar. Büyük şehirlerin varoşlarında asgari ücretle yaşam kavgası veren, gecekondularda yaşayan yüz binlerce insan var. İstanbul’un %20’lik azınlığı refah içinde yaşarken, geri kalanları ise asgari ücrete talim ediyor. Amway sistemi de zaten bu % 20’yi hedeflemektedir, Amway daha fazla tüketen insanlara hitap etmektedir. Gecekondu muhitlerini pek hedeflemez. Bu sisteme giren insanlar artık asgari ücretle yaşamaya çalışanların durumlarını düşünmeyeceklerdir. “Nasıl daha çok kazanılabilsin hesabını yapacaklardır. Zulme, sömürüye karşı çıkmak artık bir tarafta kalacak ve bir Amway üyesi bundan böyle Amerika’ya karşı çıkamayacaktır.

Kur’an, müminlerden malları ve canlarıyla kendilerini Allah’a adamalarını İstemektedir. Kur’an’a göre imtihanı, malını ve canım Allah yolunda verenler imtihanı kazananlar olacaktır. Şimdi sormak gerekiyor: Bu sistemde kim malını verir? Kim canını verir? Mal vermeden, can vermeden hayatı değiştirmek mümkün müdür? Sisteme bir borudan bakıyor gibi bakmayı öğütleyen Amway’e üye olan bir Müslüman, borunun dışında kaldığı için artık İslam’la ilgilenemeyecektir.

Kur’an müminlerin hayatlarının, her şeylerinin Allah için olduğunu ifade eder. Bu sistemde ise her-şey daha çok kazanmak içindir. Bu noktada artık, insanlar bir tercihle karşı karşıya bulunuyorlar. Bu insanın dinini oluşturan, önemli bir tercih bize göre.

Türkiye ve benzeri üçüncü dünya ülkelerine fiili sömürüden vazgeçip bağımsızlık veren Batı, bu bağımsızlığı kendisine pazar olma ve modernizmi seçme şartına bağladı. İzmir İktisat Kongresiyle kapitalizme geçen TC. Batı’nın ürettiğini alabilmek için bir zenginler sınıfı oluşturmayı planlamıştır. Bu planın adım adım cumhuriyet tarihi boyunca uygulandığını ve en nihayet Turgut Özal’la beraber en iyi şekilde kurumsallaştığını görüyoruz. Ekonomik büyüme için gerekli olan sürekli hayatı tüketmektir, işte Turgut Özal bunu topluma aşılamıştır. Önceleri Müslümanları sistemin kuyruğuna takan egemenler, Özal’la beraber Müslümanlara sistemi paylaşmayı teklif etmiş, akabinde birçok İslami mahfil buna adeta ‘atlamış’ ve sistemin tadını almışlardır. Amaç her kesimden zenginler oluşturmak, daha çok zenginleşmekti. Daha çok zenginleşmek lazım ki Amway’lerin mallarını alabilsinlerdi. Bu ancak yaşam seviyesi yükseltilerek mümkün olabilecekti. Daha fazla kazanan insan teknolojinin mamullerini alabilir. Bunun için de ihtiyaca göre değil, tüketime göre bir ekonomi modeli oluşturuldu. Dolayısıyla daha çok reklam, yapay ihtiyaçlar üretme, daha iyisini alın vurgusu yapıldı, yapılmaya başlandı.

İslam, hayatı tüketmek için değil, hayatta adaleti sağlamak için gelmiş bir dindir. Kapitalizm ise hayatı tüketmek için sürekli kendini pompalıyor. İşte Amway, kapitalizm dininin bir mezhebidir.

Üyelerine gökyüzünü vadeden Amway’in sistemleştirdiği bu uğursuz mekanizmadan Müslümanların uzak durmaları gerekiyor. İslam’ı gereği gibi bilip yaşamayan ama İslam’a saygı duyan, dolayısıyla tebliğe açık insanlara İslam’dan önce Amway ulaşırsa, Amway tehlikesi o 2aman daha somut bir hal alır.

Artık Türkiye’nin lüks otellerinde düzenlenen 100-200 kişilik Amway oturumlarında sakallı ve başörtülü insanları, ABD’Iİ Elmasları hep birlikte çılgınca ayakta alkışlarken görmek mümkün. Özel yaşamlarında takvayı kuşanmak adına evlerinde haremlik selamlık uygulayan bu kişilerin bir çoğunu, aynı salonda yan yana oturtan hangi kimliktir? Daha şimdiden Amway’in bu tür toplantılarında “Elmas” olma yolunda “Liderliği yakalamış başörtülü kızlar sahneye çıkartılıp alkışlatılıyor ve Amway’lerle aşılanan kimliğin nasıl bir üst kimlik haline geldiği İslam düşmanlarınca zevkle seyrediliyor.

Bu yaşam tarzı insanların kafalarını köleleştirdiğinde, bu kafalara İslam kolay kolay giremez. Yeni bir ortak kültür oluşturmak isteyen bu sisteme karşı Müslümanlar uyanık bulunmak zorundadırlar. Evrensel bir gönüllü kölelik dini bizim insanlarımız eliyle yaygınlık kazanmamalıdır. Ayakları zincirleyen değil kafalarıyla insanları köleleştiren, dünya sömürüsünden pay kapmayı telkin eden bu sistem, bir örgütlülük düzleminde sessiz ve derinden ilerliyor.

Amway’i ve telkin ettiği yaşam tarzını vermeye çalıştık, büyük sponsor Mr. Bob’ın da dediği gibi: “Amway bir yaşam biçimidir.” Müslümanların yaşam biçimi ise İslam’dır. Amway gibi hayatı tüketmeyin!

Posted in ÜRETİM SAHTELİKLERİ | 3 Comments »

Katkılı Hazır ‘Yiyecekler Yemek

Posted by helalderman 19 Kasım 2011



Marketlerdeki bütün uzun ömürlü ürünler, sağlığı, bilhassa çocukların
sağlığını, büyük ölçüde tehdit etmektedir. (“GMO” bölümüne bakınız.) Bu
gıdalar metabolizmayı, bağışıklık sistemini ve genetiği ciddi şekilde etkiler.
Hazmolunmadığı için damar tıkanıklıklarına neden olur. Vücuttaki vitamin
üretme mekanizmasını, su yapısını, vücudun su oranı ve su terkibini boza-
rak, yaşlanmayı hızlandırır,- hastalıklara sebep olur. Bu faktörleri gözönün-
de bulundurarak diyebiliriz ki, 10-12 yaş grubu çocukların büyük çoğunlu-
ğu artık, bu gıdaların beyin ve üreme organlarında oluşturduğu tahribatlar
sonucu, şimdiden küçük birer ihtiyar gibiler.
Günümüzde, dünya gıda endüstrisinde, bir yıl içinde binlerce çeşit ve
milyonlarca ton katkı maddesi kullanılıyor. Hazır gıdaları tüketmekte
sakınca görmeyen bir insan her gün yaklaşık 2000 çeşit katkı maddesi tü-
ketiyor: Tatlandırıcı, tad verici, kıvam koruyucu, kıvam artırıcı, renk koru-
yucu, beyazlatıcı, bozulmayı önleyici, nem tutucu, boya, aroma vs…
Yiyecek endüstrisi, kullanılan katkı maddelerini ambalaj üzerinde be-
lirtmek zorundadır. Fakat katkı maddelerini belirtme zorunluluğu sadece
üreticinin kendi kattığı maddelere mahsustur. Mesela bir fırın, ürettiği bir
üründe su, maya, tuz, yağ, yumurta ve şeker kullandıysa bunları belitmek
zorundadır fakat un, su, maya, tuz, yağ, yumurta ve şekerdeki katkı mad-

delerini belirtmek zorunda değildir. Bununla birlikte katkı maddelerinin
üretim metodunu da belirtmek zorunda değildir. Çiklet, şeker, sakız gibi
tamamen katkı maddelerinden oluşan, 10 cm2’den küçük, ambalajlı ürünle-
ri üretenler, katkı maddelerini belirtmek zorunda değildir. Zeytin, et, pey-
nir, ekmek, baharat, kuruyemiş, taze meyve ve sebze gibi açık satılan yiye-
ceklerde, lokanta veya pastanelerdeki ürünlerde de katkı maddelerini be-
lirtme mecburiyeti yoktur.
Basit bir sakızın içindekiler:
Sakız mayası (Sakızın ana maddesi): Ambalajda belirtilmeyen, sakrz
mayasının içindekiler şunlardır: Kauçuk, vaks, antioksidant, elastomer, re-
çine, venil polimer’, parafin2 ve katkı maddeleri (hangi katkı maddeleri ol-
duğu belirtilmemiştir).
Tatlandırıcılar (7 tane): Doğal olmadığı için, hepsi de hazmı bozar ve
diyabete zemin hazırlar. Buna ek olarak aspartam gibi bazı tatlandırıcılar
beyin faaliyetini bozar, baş ağrısı, baş dönmesi ve bayılmalara sebep olur.
Dudaklarda, dilde ve ayaklarda şişme yapar. Aspartam, fenilalanin denilen
bir amino asit içerir. Fenilalanin ve metabolikleri kan ve dokularda birikir.
Çocukların gelişmekte olan üreme organlarında ve beyinlerinde hasara yol
açar. Bu hasar, kısırlığa, zeka geriliğine ve çocukların zihinsel özürlü olma-
sına neden olur.
Doğala özdeş aromalar (3 tane): Gen teknolojisi ve nanoteknoloji yön-
temleriyle üretilenler beden-ruh dengesini ve hormonal dengeyi etkiler.

Nem tutucu (Gliserol): Büyük ihtimalle domuz ürünü ya da mezbaha
atıklarından elde edilir. Genteknolojisi ve nanoteknoloji yöntemleriyle de
üretilebilir.
Emülgatör (Lesitin): Büyük oranda domuz ürünüdür. Bitkisel olanlarda
“soya İesitini” yazar (GM ürünü).
Parlatıcılar (2 tane): Onlardan biri, “şellak’tır ki genetiği değiştirilmiş
bir tür “bit”ten elde edilir. Alerjilere ve beklenmeyen yan etkilere yol aça-
bilir. Diğeri “karnauba mumü’dur. Brezilya hurması mumuna benzeyen
sentetik bir mumdur. Aslında kağıtçılık, mobilyacılık gibi sanayilerde kul-
lanılan bir parlatıcıdır.
Renklendirici ve nem tutucu (Titanyumdioksit, E 171): Nanoteknoloji-
de kullanılan ana maddelerden biridir. Bir süredir mineral şeklinde değil,
nanoparçacıklar halinde kullanılmaktadır. Ağız yoluyla vücuda giren ve
dokularda depolanan bu nanoparçacıklar, organik bir maddeyi su ve kar-
bondioksite kadar parçalama Özelliğine sahiptir. Kuvvetli nem tutucu oldu-
ğu için, vücudun su terkibi üzerinde çok etkili olabilir. Çok geniş bir kul-
lanım alanı vardır: İlaçlar, vitaminler, şekerlemeler, sakızlar, un, şeker, tuz,
karbonat, kabartma tozu ve küçük parçacıklar halindeki bütün gıdalara be-
yazlatıcı ve nem tutucu olarak katılır.
Gördüğünüz gibi 2,5 gr.’lık küçücük bir sakız en az 18 tane katkı mad-
desi içeriyor. En az diyoruz çünkü her bir katkı maddesinin 1-3 tane kendi
koruyucu katkısı vardır.
Sakızın üzerinde “Iaksatif etki (ishal) yapabilir” ve “Sakızdır, yutmayı-
nız” uyarılan yer alır. Çocukların bu uyarıyı anlaması beklenemez ve tabii
ki küçük çocukların hepsi sakızı yutar!
Katkı maddelerini savunanlar “Katkı maddelerinin içinde zararsız hatta
faydalı olanlar vardır”diyorlar. Olabilir, ancak, bugün katkı maddeleri de-
ğişik malzemelerden, değişik teknoloji ve yöntemlerle elde edildiğinden,
üretim metodlarının, kimyevî İçeriğinin ve kaynaklarının, güvenli, tehlike-
li veya şüpheli olup olmadığının belirlenmesi kesinlikle mümkün değildir.
Örneğin, Karoten (E 160) Doğal A vitamini kaynağıdır ve doğal bitki pig-
mentlerinden elde edilir. Betanın (El 62) ise kırmızı pancardan elde edile-
bilir. 30 yıl önce bu şekilde doğal bitkilerden elde edildiği için ikisinin de
adı, 30 yıl önceki gibi hâlâ “güvenilir” sınıfında yer alır. Ancak, bu süre zar-
fında yeni metodlar ve teknolojiler kullanılır olmuştur ve bu katkı madde-
leri, büyük oranda, GM bitkilerden üretilmektedir. Hatta biyosentez veya
nanoteknoloji yöntemleriyle de elde edilenler olabilir. Öyleyse bunlar ar-
tık “güvenilir” değildir, “tehlikeli” hale gelmiştir. Demek ki, ürün ambalajlı
veya ambalajsız olsun, ambalaj üzerinde içindekiler belirtilsin veya belirtil-
mesin, üründe kullanılan gerçek katkı maddelerini ve bunların sıfatlarını
tespit etmek mümkün değildir. Dolayısıyla, her üründe onlarca çeşit katkı
maddesi kullanılır. Bazı katkı maddeleri tek başına zararlı olmasa da, karış-
tırıldığında zararlı olabilir veya birbirinin zararını yükseltebilir (sinerjizm
etkileşimi), ya da vücuttaki her türlü madde ile, alınan ilaçlar ve besinlerle,
depolarda birikenlerle, üretilen enzimlerle tehlikeli bileşimler oluşturabilir.
Ancak en sık kullanılan katkı maddeleri tek başlarına da çok zararlıdır.

Gün geçtikçe daha çok miktarlarda tüketilen bu katkı maddeleri, beslenmeyle ilgili kalp hastalıkları, allerjik astım ve ürtiker gibi çeşitli hastalıkların gelişimine yol açıyor.

İşte kullanmaktan kaçınmanız gereken 10 katkı maddesi:

Aspartam (sentetik tatlandırıcı) Equal ve NutraSweet marka tatlandırıcı ve binlerce gıdada bulunan tatlandırıcılar eleştirilere maruz kalıyor. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından onaylansa da, birçok araştırmada aspartamın kanserle ilişkisi olduğu açıklanıyor. Ayrıca FDA’nın tartışılır aspartam onaylaması meclis soruşturmasına davetiye çıkarıyor.

Kısmen hidrojene nebati yağ (trans yağlar): Trans yağ asitleri, sıvı bitki yağlarını hidrojen bulunan bir ortamda ısıtarak elde ediliyor. Hidrojenleme olarak bilinen işlem raf ömrünü uzatmak için yapılıyor. Birçok sağlık uzmanı bu yağların koroner damar hastalıkları riskini ve kötü kolesterol düzeyini artırdığı konusunda aynı fikri paylaşıyor. New York City geçen günlerde restoranlarda suni trans yağ kullanımını yasakladı.

Sodyum Nitrit: Sodyum nitrit sıklıkla koruyucu madde olarak kullanılıyor. Yediğimiz bazı etler bu maddeyle korunuyor. Sodyum nitrit kanser riskini artırıyor, çünkü nitrit kızartma tavasında ya da midemizde asitli ortamla karşılaşınca kanserojen bileşime dönüşüyor.

Suni Renklendiriciler: Birçok suni renklendirici içeren gıdaların üretiminde sentetik boya kullanılıyor. Yıllarca FDA, fırınlanmış yiyecekler, meşrubatlar ve şekerlemelere sertifika verirken birçok boyanın da kullanımını yasakladı. Halen bazı sağlık grupları onaylanmış boyalar Mavi 1 ve 2, Kırmızı 3 ve Sarı 6’nın kanser riskine yol açtığını iddia ediyor.

Olestra: Yağsız patates cipslerinden bulunan katkı maddesi olestra, daha çok Olean markası ile biliniyor. FDA tarafından onaylanmış olmasına rağmen, yıllardır üzerlerindeki “Bu gıda olestra içermektedir” uyarı etiketiyle gıdalarda bu madde kullanılıyor. Olestra temel vitaminlerin emilimini engellediği gibi karın ağrısına ve mide-bağırsak sorunlarına yol açabiliyor.

Stevia: Doğal tatlandırıcı yerine geçen Stevia, FDA’nın yasaklanmış katkı maddeleri listesinden çıkarıldı. Halen diyet bütünleyicisi olarak kullanılan Stevia’nın gıda katkı maddesi olarak kullanımına izin verilmiyor. Dünya Sağlık Örgütü, kanserojen olmadığını buldu, fakat daha fazla araştırma yapılması gerektiğini belirtti.

Sakarin: En eski suni tatlandırıcı olarak bilinen sakarin birçok diet ürününde ve sodalarda bulunuyor. İlk kez 1907 yılında Amerika Tarım Departmanı (USDA) tarafından yapılan araştırmayla sağlık riski olduğu bulunan sakarinin, bu tarihten sonra kanserle ilişkisi olduğunu gösteren çok sayıda araştırma yapıldı. 1977 yılında FDA tarafından kullanımı yasaklanan sakarinin halen kanserojen olma olasılığı üzerinde duruluyor.

Sülfitler: Kesilen meyve ve sebzelerin kararmaması için kullanılan bir kimyasal. Önce güvenilir olduğu düşünülen sülfitin daha sonra ölümcül alerjik reaksiyonlara neden olduğu bulundu. 1980’lerde Meclis çiğ sebze ve meyvelerde sülfit kullanımını yasaklaması için FDA’yı zorladı. FDA bundan beri sülfit yasağını genişleterek katkı maddesi olarak da kullanımını yasakladı.

BHA & BHT: Gıdalarda otooksidasyon oranını düşüren iki kimyasal BHA (butylated hidroxyanisole E320) ve BHT (butylated hidroxytoluene E321), gıdalarda renk, koku ve tat değişikliğini önlüyor. Antimikrobiyal, antioksidan özellikleri ve besinlerdeki E vitaminini koruma özellikleri nedeniyle kullanılıyor. Bazı araştırmalar, BHA’nın kanserojen olabileceğini gösteriyor.

Bone Phosphate (E542): Hayvan kemiklerinden üretilir. Topaklanmayı engelleyici ajan, emülgatör ve gıda takviyelerinde fosfor kaynağı olarak kullanılır. Esas kullanımı bununla birlikte kozmetiktir. (diş macunu gibi). Ürün hayvan kemiklerinden yapılır, domuz ve sığır gibi. Müslümanlar, Yahudiler vejetaryanlar ve Hindular sakınmalıdır.
-Siz çocuğunuzun kanserojen madde içeren gıda almasını ister misiniz?
Peki niye katkılı ketçap alıyorsunuz?

Posted in DOĞAL YAŞAM, HAZIR GIDADA KATKI MADDELERİ | Leave a Comment »

ESMER ŞEKER DEDİKLERİ (!)

Posted by helalderman 12 Kasım 2011


Esmer Şeker

Esmer şeker, beyaz kristal şekerin ön işlemlerden geçirilmiş ve gıda saflığına ulaştırılmış bir miktar şeker kamışı melasıyla karıştırılması yoluyla elde edilen şekerdir. Rengi esmer olduğu için “esmer şeker” veya “kahverengi şeker” diye adlandırılır.

Esmer şekerin renk koyuluğu içerdiği melas miktarına göre değişim gösterir. “Açık esmer şeker”, %3.5 oranında melas içerirken “koyu esmer şeker” ise %6.5 oranında melas içerir.

Esmer şeker beyaz şekere oranla daha fazla higroskopiktir, yani nem tutma kapasitesi yüksektir ve bu nedenle topaklanma riski yüksektir.

Esmer şekerin parçacık büyüklüğü değişkendir ama genellikle beyaz şekerden daha ufak parçacıklara sahiptir. Endüstride kullanılanı 0.35 mm’lik kristallerden oluşan esmer şekerdir.

Beyaz şeker yerine esmer şeker tüketmek, sağlık açısından daha faydalıdır. Rafine şeker ve rafine karbonhidratlar kana hızlı karışır ve aşırı insülin salgılanmasına neden olarak pankreası zorlarlar. Bu da Diyabet (şeker) hastalığının başlamasını hızlandırır.

Esmer şekerin birkaç çeşidi vardır:

Esmer şeker: Şeker kamışı ya da şeker pancarının ikinci şurubundan tamamen doğal olarak elde edilir.

Esmer kırık şeker: Beyaz kırık şekerin kristalize olma yöntemi kullanılır, sıcak şurup konsantresi, daha önce karamelleştirilerek esmer renk elde edilir.

Esmer şeker kamışı şekeri: İşlenmemiş kristalize esmer şeker doğrudan şeker kamışı suyundan üretilir. Bu şeker genellikle, egzotik mutfaklarda kullanılır.

Üretimi

Birçok esmer şeker üreticisi üretim maliyetini düşürmek ve eklenen melas miktarını ayarlayabilmek amacıyla, rafine edilmiş beyaz şekere şeker kamışı melası ekleme yöntemi ile esmer şeker üretmektedirler. Bu işlem şeker pancarı melası ile de yapılmaktadır. Bu tip esmer şeker rafine edilmemiş esmer şekere oranla daha ufak tanelidir.

Kullanılan melas genellikle şeker kamışı melasıdır. Bunun nedeni şeker kamışı melası tadının, şeker pancarı melasına göre işlenmeye daha uygun olmasıdır. Ancak birçok bölgede, özellikle Hollanda’da şeker pancarı melası kullanılmaktadır. Kullanılan beyaz şekerin şeker kamışından ya da şeker pancarından olup olmadığı önemli bir kriter değildir, çünkü renk ve koku faktörlerini eklenen melas belirginleştirir.

Esmer şeker evde, bir bardak beyaz toz şekere bir yemek kaşığı melas eklenerek de yapılabilir. Karıştırma esnasında, istenilen koyuluğa göre, 1 çay kaşığı melas eklenebilir ya da çıkarılabilir.

Yapılan ürünün tarifinde “esmer şeker” tabiri geçiyorsa bu “açık esmer şeker” anlamına gelir. “Koyu esmer şeker” belirtilmek istendiğinde “koyu” tabiri özellikle kullanılır. Özellikle nem ve yoğunluk açısından hassaslık taşıyan tariflerde (kek tarifleri) önem taşır. Koyu esmer şeker daha karamelize bir tada sahip olur ürüne daha koyu bir renk verir.

Doğal Esmer Şeker

Doğal esmer şeker, şeker kamışının ilk kristalleştirilme işlemi ile elde edilen ham esmer şekerdir. Doğal esmer şekerde renklendirici ve kimyasal katkılar kullanılmaz. Daha fazla melas içeren bu esmer şeker, mineral açısından daha zengindir. Bazı doğal esmer şekerler (Demerara ve Muscovado) kendi özel isim ve karakteristik özelliklere sahiptir.

Esmer Şeker ve Beyaz Şekerin Farkları

Beyaz Şeker Esmer Şeker
Enerji 400 380
Yağ 0 0
Protein 0 0,3
Karbonhidrat 100 95
Mineraller
Potasyum 0 780
Kalsiyum 0 220
Magnezyum 0 116
Fosfor 0 53
Sodyum 0 150
Demir 0 9
Vitaminler
Riboflavin 0 10
Pantotenik asit 0 21
Kolin 0 4048
Niasin 0 182

Şeker Yememek İçin 66 Neden

Şekerin vücudunuza zararları…

British Medical Journal’da yeni yayınlanan bir makalede “Şeker tütün kadar tehlikeli, zarar verici ve bağımlılık yapıcı olduğu için uyuşturucu sınıfına sokulmalıdır” diyor. Gözünüzün önüne yeğeninize, çocuğunuza “hediye ettiğiniz” çikolatalar, gofretler mi geliyor? İnsanı sigaraya, uyuşturucuya en yakınları alıştırır… Çocukları da “şeker isimli zehire” anne-babaları alıştırıyor en önce.

Şekerin vücudunuza zararları

• Fazla şeker tüketmek kan şekerini çok çabuk artırıyor ve pankreas aşırı insülin salgılıyor. Buna “metabolik sendrom” deniyor. İnsülin, şekeri regüle ettikten sonra fazlasını yağ olarak depoluyor. Kan şekerindeki ani düşüşse sürekli acıkma hissine ve yemeye yol açıyor.
• Diş çürümesi başta olmak üzere, obezite, diyabet, kalp ve dolaşım hastalıkları, böbrek taşları, kanser, hipertansiyon, felç, ülser, astım, romatizma, kronik yorgunluk sendromu ve kemik erimesine neden oluyor.
• Kan dolaşımıyla vücudun her tarafına taşınan şeker özellikle de göbek, kalçalar, göğüsler ve bacağın üst kısmında toplanıyor. Bu bölgeler de dolduğunda, yağ asitleri kalp ve böbrek gibi aktif organlara dağılıyor. Bu organlar gittikçe yavaşlıyor ve sonuçta dokuları bozularak yağa dönüşüyor.
• Bağışıklık sistemi zayıflıyor. Vücut soğuk, sıcak veya mikroplara karşı koyamıyor.

Her yerde “şeker” var

Kek, pasta, baklava gibi tatlı yiyeceklerin içinde şeker olduğunu zaten biliyoruz. Tehlikeli olan gelişme, şekerin artık yerli yersiz neredeyse bütün hazır gıdaların içine koyulur hale gelişi… Bebek maması, mısır gevreği, sosis, mayonez, ketçap, pizza, hamburger ekmeği, kola, hazır meyve suyu gibi gıdalar şekerle tüketici gözünde daha çekici hale getiriliyor. Doğuştan tatlıya yatkınlığı olan insanoğlu da, farkında olmadan bu çekime kapılıyor ve satışlar artıyor. Gittikçe daha fazla satın alıyor, daha yiyoruz bu gıdaları.

Çocuklar ve bebekler için çok sakıncalı

şekerin zararlarıÖzellikle bebek mamasında bile şeker olması, çocukların beslenme zevkinin bir ömür boyu yanlış bir yolda gitmesine neden oluyor. Günümüzde artan aşırı şişmanlığını sorumlularından biri de bebekken tanışılan şeker olsa gerek. Bebek mamasında anne sütüne oranla yüzde 60 daha fazla şeker bulunuyor!

Şekerdeki genetik risk

Şekerle ilgili çok önemli başka bir tehlike daha var. Genetiğiyle oynanmış mısırdan “mısır şekeri” üretiliyor. “Nişasta bazlı sıvı şeker” de denilen bu “oynanmış” şeker, çikolata, gofret, gazlı içecek, baklava, mısır gevreği gibi endüstriyel gıdalarda en çok kullanılan şeker türü. Genetiğiyle oynanmış gıdalar ise, başlı başına sayfalarca yazı yazılabilecek bir konu. Doğal halinde değil, insan eliyle “oynanmış” genlere sahip yiyecekler yediğimizde, bizim vücudumuzda da genlerimizi ilgilendiren değişiklikler olabileceğinden korkuyor bilim adamları. Günümüzde yaygınlaşan besin alerjileri, kanser gibi rahatsızlıkların nedenlerinden biri olduğu düşünülüyor.

Şekerin gizli isimleri

Yiyeceklerin “içindekiler” listesinde şekerin farklı isimlerle gizlenmiş olduğunu görebilirsiniz. Bu isimler ne mi? Sakaroz, esmer şeker, mısır şurubu, nişasta bazlı sıvı şeker, dekstroz, sorbitol, mannitol, xylitol, früktoz, meyve şurubu, glikoz, glikoz şurubu, bal, invert şeker, laktoz, maltoz, akçaağaç şurubu, melas, şeker şurubu, turbinado, amazake.

Şeker yememek için 66 neden

Şekerin zararları 1. Şeker kanser hücrelerinin en çok sevdiği şeydir.
2. Şeker bağışıklık sisteminizi zayıflatabilir.
3. Şeker vücudunuzun mineral dengesini bozabilir.
4. Şeker çocuklarda hiperaktivite, endişe, dikkat bozukluğu ve huysuzluğa sebep olabilir.
5. Şeker çocuklarda uyuşukluğa sebep olabilir.
6. Şeker çocukların okul başarısını olumsuz etkileyebilir.
7. Şeker trigliserit seviyesinde belirgin bir artışa sebep olabilir.
8. Şeker bakteri enfeksiyonlarına karşı savunma sistemini zayıflatabilir.
9. Şeker böbreklere hasar verebilir.
10. Şeker krom eksikliğine yol açabilir.
11. Şeker bakır eksikliğine yol açabilir.
12. Şeker kalsiyum ve bakır emilimini engeller.
13. Şeker meme, yumurtalık, prostat ve rektum kanserine yol açabilir.
14. Şeker kadınlarda daha büyük risk oluşturmak üzere, kolon kanserine sebep olabilir.
15. Şeker safra kesesi kanseri için risk faktörü olabilir.
16. Şeker gözleri bozabilir.
17. Şeker serotonin seviyesini yükseltir; bu da kan damarlarını daraltabilir.
18. Şeker Hipoglisemiye sebep olabilir.
19. Şeker midenin asidik olmasına yol açabilir.
20. Şeker çocuklarda adrenalin seviyesini artırabilir.
21. Şeker koroner kalp hastalığı riskini artırabilir.
22. Şeker ciltte kuruma ve saç beyazlamasına yol açarak yaşlanma sürecini hızlandırabilir.
23. Şeker alkol bağımlılığına yol açabilir.
24. Şeker diş çürüklerini artırabilir.
25. Şeker kilo alımı ve aşırı şişmanlığa katkıda bulunabilir.
26. Yüksek miktarda şeker yemek Crohn’s hastalığı ve ülseratif kolit riskini artırır.
27. Şeker kireçlenmeye sebep olabilir.
28. Şeker astıma sebep olabilir.
29. Şeker mantar enfeksiyonlarına sebep olabilir.
30. Şeker safra taşı oluşmasına yol açabilir.
31. Şeker böbrek taşı oluşmasına yol açabilir.
32. Şeker istemik kalp hastalığına yol açabilir.
33. Şeker apendisite yol açabilir.
34. Şeker Multipl Skleroz (MS) hastalığının belirtilerini şiddetlendirebilir.
35. Şeker dolaylı olarak hemoroide yol açabilir.
36. Şeker damarlarda varise yol açabilir.
37. Şeker osteoporoz oluşumuna katkıda bulunabilir.
38. Şeker salya asiditesine katkıda bulunabilir.
39. Şeker insülin sensitivitesinde düşüşe sebep olabilir.
40. Şeker glikoz toleransının düşmesine sebep olur.
41. Şeker büyüme hormonunu azaltabilir.
42. Şeker toplam kolesterolü artırabilir.
43. Şeker sistolik kan basıncını artırabilir.
44.Şeker gıda alerjilerine sebep olur.
45. Şeker diyabet oluşumuna katkıda bulunabilir.
46. Şeker hamilelikte kan zehirlenmesine yol açabilir.
47. Şeker çocuklarda egzama oluşuma katkıda bulunabilir.
48. Şeker kardiyovasküler hastalığa sebep olabilir.
49. Şeker DNA yapısını bozabilir.
50. Şeker katarakta sebep olabilir.
51. Şeker amfizeme sebep olabilir.
52. Şeker ateroskleroza sebep olabilir.
53. Şeker serbest radikal oluşumuna sebep olabilir.
54. Şeker enzimlerin işlevselliğini düşürür.
55. Şeker karaciğer hücrelerinin bölünmesine sebep olabilir; bu da karaciğerin boyutlarını büyütür.
56. Şeker karaciğerde yağ miktarını artırabilir.
57. Şeker karaciğerde patolojik değişimlere yol açabilir.
58. Şeker pankreasa zarar verebilir.
59. Şeker kabızlığa sebep olabilir.
60. Şeker miyopluğa sebep olabilir.
61. Şeker hipertansiyona sebep olabilir.
62. Şeker migren de dahil olmak üzere baş ağrılarına sebep olabilir.
63. Şeker beyin dalgalarını artırabilir; bu da beynin düşünme kabiliyetini zayıflatır.
64. Şeker depresyona sebep olabilir.
65. Şeker hormonal dengesizliğe sebep olabilir.
66. Şeker Alzheimer’s hastalığı riskini artırabilir.

KAYNAK: http://www.snhazinem.com/sanalhazinem-saglik-genel/214996-seker-yememek-icin-66-neden.html#ixzz1dVmm3Phr

Posted in ÜRETİM SAHTELİKLERİ | Leave a Comment »