helalderman

YEDİKLERİN KADAR DOĞALSIN…

Archive for the ‘DOĞAL TEDAVİLER’ Category

sizde sirkeyi sadece salatalarda mı kullanıyorsunuz!!

Posted by helalderman 27 Kasım 2011



Sirkeyi sadece salata sosu olarak kullanıyorsanız, çok şey kaybediyorsunuz!

Belki siz de herkes gibi arada sırada sirkeyi tencerelerinizi ovmak ve kireç tabakalarını yok etmekte kullanıyorsunuz. Hatta büyükanneniz size, saçlarınızı sirkeyle durulamanın en pahalı saç kremlerinden daha iyi parlattığını ya da sivrisinek ısırıklarına iyi geldiğini öğretmiş olabilir. Fakat, sirkenin faydaları bu kadarla sınırlı değil. Sirke, özellikle de elma sirkesi, sağlığınızın dostu ve en değerli yardımcısıdır. Sayısız faydaları, onu her derde deva yapar ve sirke, bu nitelikleriyle evdeki doğal eczanenizde hatırı sayılır bir yeri hak eder. Sirke, kil ve magnezyum klorürle beraber sağlığınız için çok etkili bir sinerji yaratır.

Ucuz ve basit bir ilaç
Hastalıklar söz konusu olduğunda, Bechamp’ın söylediği şeyi hatırlamakta fayda var: “Önemli olan mikrop değildir, bünyedir!” Bu nedenle gündelik hayattaki tehditlere karşı direnç gösterebilecek sağlıklı bir yapıya sahip olmak için bütüncül bir yaklaşım sergilemek gerekir. Mesela grip salgını olduğu zaman sadece hastalığı kapmış kişilerden uzak durmaya çalışmak değil, doğal savunmamız olan bağışıklık sistemimizi kuvvetlendirmeliyiz ki, o bizi korusun. Sadece belirtileri yok eden bir ilaç yerine sağlık problemlerinizi ciddi olarak ele almalısınız.

HANGİSİNİ SEÇMELİ?
Elmadan elde edilen sirkenin haricinde, hurma, kavun, muz, orman meyveleri (frambuaz vb.), hintdarısı, pirinç, patates, Hindistan cevizi, akçaağaç şurubu, bal, melas (şeker pekmezi), şeker pancarı, buğday ve hatta biradan bile sirke üretilebiliyor. Üzüm sirkesi en çok kullanılan türü olsa bile tedavi edici sayısız etkilerinden dolayı ‘altın madalya’ elma sirkesinindir. Burada her türlü duruma ve yaygın kullanıma uygun olan sirke tariflerini sunacağız. Fakat siz asla saf sirke tüketmeyin, her zaman bir miktar sulandırarak kullanın. Bu tarifler geleneksel ve popüler tıptan yararlanılarak verilmiştir. İhtiyaç halinde doktora gitmeyi ihmal etmeyin. Tıbbi tedavinize doktor tavsiyesi olmadan kesinlikle ara vermeyin.

ADAÇAYI SİRKESİ
150gr. adaçayı l 1 lt. sirke
Adaçayını sirkenin içine ekleyip bir ay boyunca dinlendirin. Bu sirke diyabete, hormonal sorunlara, yorgunluğa, aşırı terlemeye, mide ağrılarına, depresyona ve sıcak basmasına karşı bire birdir.

ON AROMALI SİRKE
Salatanızı tatlandırmak için kullanılabile-ceğiniz gibi sağlığınıza da çok iyi gelecektir. Bu karışımı üç hafta demlenmeye bırakın. Sonrasında salatanızı çeşnilendirmek için normal sirkeyle beraber ufak miktarlarda kullanabilirsiniz.

l 15 gr. kıyılmış sarımsak l 10 gr. kıyılmış soğan l 30 gr. Pelin otu l 15 gr. biberiye l 15 gr. sedef otu l 15 gr. adaçayı l 10 gr. lavanta l 8 gr. tarçın l 3 gr. muskat l 1 lt. beyaz üzüm veya elma sirkesi

Tamago-Su
Samurayların sihirli içeceği
Bu sihirden siz de faydalanmak ister misiniz? Bundan daha kolay bir şey yok. Tek problem, esmer pirinç sirkesi bulmakta. En kuvvetli doğal reçete olarak kabul edilen Tamago-Su veya yumurtalı sirke, aşağıdaki şekilde hazırlanıyor:
– Taze bir yumurtayı esmer pirinç sirkesi dolu bir bardağın içine tamamen batacak şekilde bir hafta bırakın. Sirke, kabuğu dahil tüm yumurtayı tamamen çözüp eritecektir. Geriye sadece kabuğu iç taraftan saran zar kalacaktır.
– Ertesi hafta, yapmanız gereken, sirkenin içindeki bu zarı delip, içindekini sirkeye katmak ve iyice karıştırmak. (Zarı değil, onu atabilirsiniz!)
– Uzun ve sağlıklı bir yaşam için yapmanız gereken, günde üç defa bu karışımın bir miktarını, bir bardak sıcak suya karıştırıp içmek.

GRİBE KARŞI SİRKE

Sirke eski zamanlarda vebadan korunmak amacıyla kullanılırmış. Veba salgını sırasında cepte bulundurulacak bir şişe sedefotu sirkesini ara sıra koklamak vebadan koruduğu gibi hastaları da tedavi edermiş. Aynı zamanda hasta ile tedavi eden kişi arasında bulunan ateşe bir miktar sedefotu sirkesi damlatılırmış.

l 2 lt. kuvvetli bir beyaz veya kırmızı üzüm sirkesi l 1 avuç deniz tuzu l 1 avuç ardıç üzümü l 1 avuç sedefotu yaprağı l 3 baş sarımsak (ufak doğranmış) l 30 gr. dövülmüş karanfil l 45 gr. doğranmış melekotu kökü

Özellikleri
Bu karışımı kalın camlı bir damacananın içine boşaltın. En az 15 gün güneşte dinlenmeye bırakın. Sonra süzün. İstenirse içine, lezzetlendirici ve gazı yok edici olarak ahududu veya mürver çiçeği eklenebilir. Bu sirke, grip vs. salgınında çok etkilidir. Sabahları bir yudum içilmeli, arada sırada ellere sürülmeli ve buruna çekilmelidir. Hastalık hissedildiği anda çabucak iki yemek kaşığı içilmeli, sonra ılıtılarak ağrıyan yerlere kompres yapılmalıdır. Bu kompresi dört saatte bir değiştirin ve değiştirdiğiniz kompresi ateşte yakın ki içine çektiği zehir yok olsun.

İşte mükemmel bir dezenfektan olan karışım. Sirkeyi aşağıda listesi olan malzemeler ile karıştırıp en az on gün bekletin, sonra da süzün:

-40 gr. acı Pelin otu- 40 gr. Pelin otu -40 gr. karabiberli nane -40 gr. biberiye – 40 gr. Sedefotu – 40 gr. adaçayı – 40 gr. lavanta – 30 gr. küçük hindistan cevizi, 30 gr. eğir l 30 gr. tarçın l 30 gr. kane karanfil l 30 gr. sarımsak l 2.5 lt. beyaz şarap veya elma sirkesi. l Diğer taraftan 10 gr. kafur bitkisini asetik asit içinde eritip, sıvıyı yukarıdaki karışımı süzmeden birkaç saat önce içine ekliyoruz. Oluşan sıvıyı ağzı tamamen kapalı, hava almayacak bir şekilde şişelerde saklıyoruz.

Özellikleri
Boğaz ağrısına, bademcik şişmesine, gribe, nezleye, öksürüğe ve tüm bulaşıcı hastalıklara karşı aç karına bir tatlı kaşığı içilir. Tuzlu sıcak kaynar suya karıştırılıp gargara yapılır veya solunursa, kor haldeki kömürün üzerine dökülürse veya sıcak metal plakanın üzerine serpilirse bulunduğu odanın havası dezenfekte ederek, antiseptik özelliğini gösterir.

BAL SİRKESİ
Hazırlaması keyifli başka bir sirke tarifi:
-İki litre kaynar suyu bir kilo balın üzerine dökün. Bal iyice eriyinceye kadar karıştırın. Mayalanmayı hızlandırmak için karışıma bir bardak taze meyve suyu eklerseniz, sonuç çok daha iyi olacaktır.
-Bir çorba kaşığı ılık suyun içinde bir miktar mayayı karıştırın.
-Bu mayayı ballı suyun üzerine koyacağınız bir dilim ekmek içi üzerine yayın.
-Kabın üzerini bir tülbentle örtüp, on beş gün kadar dinlendirin.
-Ardından üzerindeki ekmek dilimini alıp, köpüğü temizleyin ve süzün.
-Elde ettiğiniz sıvıyı üzerine tülbent örtülü olarak açık havada sirkeleşinceye kadar yaklaşık bir ay boyunca dinlenmeye bırakın.

FRAMBUAZ SİRKESİ
Nefis ve hazırlaması çok kolaydır. Tek zorluğu bol miktarda frambuaz gerekmesidir.
– İki litre suyu dört bardak taze frambuazın üzerine döküp bir gece boyunca bekletin. Ardından süzüp posasını atın.
– Aynı işlemi bir önceki adımda elde ettiğiniz sıvı ve yine dört bardak frambuazla tekrarlayın ve bütün bir gece bekletin. Bu işlemi, toplamda beş defa tekrarlamak gerekiyor.
-Elde edilen frambuaz suyuna 500 gr. rafine edilmemiş şeker ilave edin. Üzerine tülbent örtüp, sıvıyı yaklaşık 25 derecede iki ay boyunca bekletin. Son olarak süzün.

HER DERDE DEVA

ALKOLİZM / SARHOŞLUK
Eski bir tarife göre, her yarım saatte bir,
bir tatlı kaşığı sirke bir miktar sıcak suyla seyreltilip içirilir.

MİKROP ÖLDÜRÜCÜ
Tüm sirkeler salmonella, streptokok gibi bakterileri tek bir temasla öldürebilecek kadar güçlüdür. Bu nedenle bazı Amerikan hastaneleri hastane bakterileriyle savaşırken kullandıkları diğer dezenfektan ürünlerin yerine sirke kullanmaya başlamışlardır. Aynı zamanda buğulama, kompres, lavman ve diğer yöntemlerle uygulanan ‘Dört Hırsız Sirkesi’nin dahili ve harici kullanılabileceği belirtilmektedir.

İŞTAH AÇICI
Sirke içeceği (su, sirke ve bal karışımı) iştah açıcı ve hazmı düzenleyicidir. İştahsız insanlar, ana öğünlerden yarım saat önce bu içeceği içmelidirler.

BÖBREK TAŞI
Sütlü ürün (süt, peynir) tüketiminizi azaltmanız gereklidir. Bolca az mineralli (yumuşak) su için. ayrıca günde iki-üç defa bir çorba kaşığı elma sirkesini ılık suyla karıştırıp için.

ASTIM ve SOLUNUM HASTALIKLARI
Tüm vakalarda bal (doğal, işlenmemiş ve ısıtılmamış olmalı) ve elma sirkesi karışımı iyi sonuç vermektedir. Buğday balı daha etkili olabilmektedir.
-Bir kaşık sirke bir kaşık balla karıştırılıp ılık suya eklenir. Günde 3-4 defa içilir.
ABD’de sıklıkla uygulanan yöntemde, bir mendil veya tülbent sirkeye batırılıp, bileklerin iç tarafına yerleştirilir ve bir bantla sabitlenir.

BRONŞİT
En iyi sonucu mürver meyvesi sirkesi veriyor gibi görünse de normal sirke de iyi sonuçlar vermektedir. Ballı sıcak suyun içine bir tatlı kaşığı sirke eklenir, ihtiyaca göre günde üç kez veya daha fazla tüketilir.

BULAŞICI HASTALIKLAR
-Bir tatlı kaşığı saf sirkeyi (sirke özü) aynı miktarda balla karıştırıp gün içinde iki defa çiğnemek sizi salgınlardan koruyacaktır. Eğer hastalığa yakalanırsanız bu karışımı günde 3 veya 4 defa çiğneyiniz.
-3 çorba kaşığı ‘dört hırsız sirkesi’ni, biraz deniz tuzu eklediğiniz bir kap sıcak suyun içine ekleyin. Bu karışımla gargara yapın.
-Bu sirkeyle evinizi havalandırabilirsiniz. Ayrıca sirkeyi bir mendile emdirerek gün içinde belirli zamanlarda koklayabilirsiniz.

KANSIZLIK
Sirke, anemiye karşı bire bir olan demir, B12 vitamini ve folik asidi, vücudun kolayca emebileceği bir formda barındırır. Sirke, çoğunlukla çok asitli olduğundan yan etkilerinden kaçınmak ve en iyi sonucu almak için günde bir defa ılık ballı suyun içine bir tatlı kaşığı elma sirkesi koyup içmek yeterlidir.

ARTERİT (İLTAHAP)
Sirke, arterit gelişimini yavaşlatabildiği gibi acılarını da dindirir. İki günde bir geleneksel sirke içeceği (1 tatlı kaşığı sirke, ılık su, 1 tatlı kaşığı bal karışımı) yeterli olacaktır. Sabırlı olun, sonuçlar genellikle birkaç hafta sonra kendisini gösterir.

AŞIRI KANAMA
Sirkenin kan pıhtısına karşı kanı sulandırıcı özelliği ile bilinmesinin yanı sıra bununla tamamen zıt olarak aşırı kanamayı engelleyici özelliği de bulunur.
-Aşırı adet kanaması veya hemoroit kanamalarına karşı yemeklerden önce ılık ballı suya bir tatlı kaşığı sirke ekleyip içilmesi tavsiye edilir.
– Burun kanamasında sirkeye batırılmış tampon uygulamak yeterlidir.

Reklamlar

Posted in DOĞAL TEDAVİLER | 2 Comments »

RAHAT BİR DOĞUMA GÖTÜREN 30 UYGULAMA

Posted by helalderman 19 Ağustos 2011




1.Hamile kalmadan önce kendinizle ilgili çalışın. Geçmişten getirdiğimiz birçok negatif olay anneliği, babalığı ve aile olma kavramlarını etkiler. Bu negatif yüklerden profesyonel terapi çalışmaları ile kurtulup, özgürleşebilirsiniz.

2.Hamilelik başlangıcından itibaren beslenmenize çok önem verin. Ne yerseniz bebeğiniz de onu yiyor. Doğaldan uzaklaşmadan dengeli beslenin. İki kişilik yemeyin.Kaliteli beslenin.

3.Doğum konusunu asla son ana bırakmayın. İlk aylardan itibaren hamileliği ve doğumu öğrenin. Hazırlıklarınızı erken yapın. Tercihlerinizi belirleyin. Son aylara güvenle girin.

4.Bulabileceğiniz erken gebelik kurslarına katılın. Hamilelik takibinde sizi bekleyenleri öğrenerek daha bilinçli bir aile olabilirsiniz.

5.Her ziyarette doktorunuza güven verin. Aileler genellikle güvenecekleri doktor ararlar ama güven vermeyi akıllarına getirmezler bile. Oysa artık doktorlar da ailelere güvenmek istiyorlar. Unutmayın ki doktor-gebe ilişkisi iki insan arasında güvene dayalı bir ilişkidir.

6.Annenizle doğumunuzu konuşun. Sizin doğumunuz aynı zamanda nasıl doğum yapacağınızı da etkilemektedir. Zor bir doğum hikayeniz varsa bu konuda profesyonel bir çalışma sizi bu negatif etkilenimlerden kurtaracaktır. Özelikle bu konularda uzmanlaşmış pre-natal psikolog (hamile psikologu) ile çalışın.

7.Beklenen doğum tarihinizi aileniz dahil herkese 2 hafta daha geç söyleyin. Bu tarih geldiğinde yoğun bir telefon trafiği ile rahatsız edilir ve gereksiz stres yaşarsınız. Herkes sizi farkında olmadan korkutur ve doğuma çok az kala gerilmenize sebep olurlar. Bu gerginlikler doğumun başlamasına engel olabilecek faktörlerdir.

8.3. aydan itibaren bedeninizi egzersizlerle doğuma hazırlayın. İmkanınız varsa mutlaka yoga veya pilates derslerine katılın. Bu dersler beden-zihin-nefes dengesine dayalı derslerdir ve doğumun kendisi zaten budur. Eğitmenlerin doğumu bilmeleri çok önemlidir. Bu kursları almış ve doğumu bilen deneyimli eğitmenlerle çalışın.

9.Doğuma hazırlık kurslarına erken katılın. Bilgi içinizdeki birçok korkudan kurtulmanızı sağlayacaktır. Korkular doğumun önündeki en büyük engellerdir. Eğitmenlerin profesyonel eğitim alıp almadıklarını, bu konudaki tecrübelerini ve eğitim felsefelerini iyi inceleyerek karar verin. Her hamile eğitiminin doğuma yeterince hazırlamadığını unutmayın.

10.Rahat bir doğum için gevşemeyi öğrenin. Doğumda rahim kasımız aktif olarak çalışırken, diğer kasların gereksiz enerji tüketmemesi gerekir. Bu yüzden doğumda gevşeme en önemli faktörlerden biridir.

11.Bebeğinizin ve sizin sağlıklı bir doğum tecrübesi yaşamanız için nefes almayı öğrenin. Doğumda en önemli faktör uzun ve derin nefeslerdir. Bu nefesler bir yandan bebeğinize yeterli oksijenin ulaşmasını sağlarken diğer yandan da rahatlamanızı ve kasılmaları daha rahat karşılamanızı sağlar. Nefesle doğum çok daha kolaydır.

12.Normal doğuma götüren kanıta dayalı uygulamaları öğrenin ve bu konulardaki tercihlerinizi erken belirleyin.

Bunlar:

1Doğum kendi başlamalıdır

2 Annelere doğumda hareket özgürlüğü verilmelidir

3 Doğum yapan kadınlara kesintisiz duygusal ve fiziksel destek verilmelidir

4 Doğum eylemi boyunca rutin müdahalelerden kaçınılmalıdır

5 Doğumda doğal ve aktif ıkınma teknikleri tercih edilmelidir

6 Doğum sonrasında anne ve bebeği bir arada tutulmalıdır

13.Doğumunuzun tıbbi bir engel yoksa kendiliğinden başlamasını bekleyin. Kendiliğinden başlayan doğumlar anne ve bebeğin en sağlıklı hazır olmasının garantisidir. Kendiliğinden başlayan doğumlar daha kolay ve sorunsuz ilerler.

14.Doğum boyunca yatağa bağlı kalmayın. Aktif ve ayakta pozisyonlar kasılmaları daha rahat geçirmenizi sağladığı gibi, yerçekiminin de etkisiyle rahim ağzının daha kolay açılmasını ve bebeğin aşağı inişini kolaylaştırır. Yürüyün, sallanın, dans edin yani kısaca bedeninizi izleyin, o size ne yapmanız gerektiğini söyleyecektir.

15.Yanınızda size yardımcı olacak kişinin sakin bir kişi olmasına özen gösterin. Doğumda panik ve gerginlik bulaşıcıdır. Başkalarının gerginliği sizi ve doğumunuzu da etkiler.

16.Doğuma kalabalık gitmeyin. Çevrenizdekilerin sabırsızlığı doğumu ve sağlık personelini negatif etkiler.

17.Ebe hizmetlerinin aktif olarak kullanıldığı hastaneleri tercih edin. Doktorunuz doğumun açılma süresinde sürekli sizinle olamaz. Bu dönemdeki en büyük yardımcınız sizinle birebir ilgilenecek olan ebenizdir. Ebelere güvenin.

18. Doğumda bebek kalp atışlarının izlenmesi için kullanılan makineye tıbbi bir gereklilik yoksa sürekli bağlı kalmayın. Bu sizi kısıtlar ve bir sorun olduğu hissine kapılırsınız. Ara ara bebek kalp atışlarının izlenmesi yeterli olacaktır.

19.Doğumda zamana saygı duyun. Her doğum farklıdır. Kısa sürede ve rahat bir doğum yapmak için pozitif odaklanabilirsiniz ancak bu konuda şartlanmayın. Uzun ve yorucu bir doğum sonrasında da aynı coşku ve mutluluğu yaşayabilirsiniz.

20.Mümkün olduğunca rutin müdahalelerden kaçınmaya çalışın. Doğum o kadar mükemmel bir beden-zihin-bebek uyumu vardır ki, yapacağımız müdahaleler sadece bu işleyişi bozar. Ancak bazı zamanlarda tıbbi gereklilikler nedeni ile size önerilen müdahaleler konusunda sağlıklı kararlar verebilmek için bu konularda sağlıklı bilgi sahibi olun ve doktorunuzla bu konuları önceden konuşun.

21.İlaç dışı rahatlatıcı teknikleri öğrenin. Bunlar arasında gevşeme, nefes, küçük dokunuşlardan oluşan efloraj, imgeleme teknikleri, psikoprofilaksi, kendi kendine hipnoz sayılabilir. Bu sayede bebeğiniz ve sizin için her zaman bazı yan etkileri olabilecek ilaçla ağrı kesici yöntemlere gerek kalmadan doğum şansınız artacaktır.

22.Ikınmalar sırasında ayakta ve dik pozisyonları tercih edin. Bu sayede hem bebeğiniz daha iyi oksijen alacak hem de yerçekiminin kolaylaştırıcı etkisinden faydalanırsınız.

23.Epizyotomi dediğimiz vajinal kesi her doğumda yapılması gereken zorunlu bir uygulama değildir ve birçok yan etkisi de bulunmaktadır. Bunu engellemek ve rahat bir doğum yapmak amacı ile son aya girdikten sonra perine masajını uygulayarak kesisiz bir doğum şansınızı arttırabilirsiniz.

24.Doğum için seçtiğiniz hastane ve doktorun yukarıdaki doğuma götüren uygulamalara nasıl baktığını, sezaryen oranlarını ve rutin müdahalelerini öğrenin. Tercihleriniz varsa bunları önceden doktorunuzla paylaşma sorumluluğu sizindir.

25.Doğum tercihlerinizi yaparken sorumluluk almayı da öğrenmeniz gerekir. Doktor-anne-baba üçlüsü olarak alınacak her kararda sorumluluğunuz olduğunu unutmayın. Bu sorumluluğu alabilmenin tek yolu kararlara ortak katılabilecek kadar bilgi sahibi olmanızdır. Tüm sorumluluğu doktora bıraktığınız zaman sizin değil, onun isteklerine göre bir doğum yapmanız kaçınılmazdır.

26. Doğum normal, doğal ve sağlıklıdır. Ancak bazen doğanın da yardıma ihtiyacı vardır. Belli bir oranda sezaryen olabileceğinizi unutmayın. Sezaryen olma durumunuzdaki seçeneklerinizi ve tercihlerinizi belirleyin. Anne ve bebeğine saygılı bir sezaryenler, sezaryenin birçok olumsuz etkisinden kurtulma şansınız olacaktır.

27.Doğum sonrası kritik saatler anne-bebek bağlanması açısından çok önemlidir. Doğumdan sonra tıbbi bir engel yoksa bebeğinizin derhal kucağınıza bırakılmasını talep edin. İzin verirseniz bebeğiniz kendi içgüdüleri ile memeyi bulacak ve emmeye başlayacaktır. Bu konuları önceden doktorunuz ve hastane yönetimi ile konuşun.

28.Doğum sonrası bebeğinizle mutlaka aynı odada kalın. Doğum sonrasındaki anne-bebek bağlanmasının bozulmaması için fazla ziyaretçinin odaya dolmasına izin vermeyin. Anne ve bebeğin bu kutsal saatlerine saygı gösterin.

29.Doğumda ağrı olmak zorunda değildir. Ağrısız doğum yaptığını söyleyen birçok gebem var. Bebeğin yaptığı baskıları zihninizde dönüştürebilir, dalgalar gibi karşılayabilir ve çok daha rahat karşılayabilirsiniz.

30.Doğum sonrasındaki ilk 2 hafta doğum kadar önemlidir. Büyük değişim yaşadığınız bu zamanlara da şimdiden hazırlanın. Aşırı ziyaretçi dinlenmeniz gereken zamanları kısıtlayarak yorgunluğunuzu arttıracak depresyon ihtimalini arttıracaktır. Bebeğe ve kendinize odaklanmak birincil tercihiniz olmalıdır.

İstanbul Doğum Akademisi,HAKAN COKER

Bu yazı Bebeğim ve Biz Dergisi Kasım 2010 sayısında yayınlanmıştır.

Posted in DOĞAL TEDAVİLER | Leave a Comment »

ÖFKE ÇOCUĞU TACİZDEN KORUR!

Posted by helalderman 08 Nisan 2011



Öfke, doğuştan her insanda var olan, tehlikelere karşı o insanı korumak üzere programlanmış bir refleks davranıştır. Bilinenin aksine, öfke, sağlıklı her insanda olmazsa olmaz olan bir duygudur.

Güçlü veya güçsüz fark etmez, öfke anında insan vücudunda salgılanan hormonlar, kendisinden onlarca kere güçlü olan birini yere serebilecek kadar enerji kaynağıdır. İçinde taşıdığı öfke sayesinde insan, kendini sosyal hayat içinde güvende hisseder. Öfke sayesinde insan, onurunu korumaya çalışır. Öfke sayesinde insan, namusuna uzatılan ele karşılık verir…

Ve öfke refleksi kırılmış bir insan, pençesi koparılmış doğan kuşu gibi korkak ve çaresiz olur. Kendisine yönelecek tehlikelere karşı, kanatlarını açamaz. Dişlerini ve yumruklarını sıkamaz. Ses tonunu değiştirip, hasmının üzerine yürüyemez. Böylesine önemli işlevi bulunan öfke, ne yazık ki, çocuk terbiyesi sırasında anne-babalar tarafından, çok defa ‘Çocuğum agresif davranıyor.’ denilerek sindirilmeye çalışılmaktadır.

ÖFKE, ÇOCUKLARI TACİZDEN KORUYAN BİR SİLAHTIR

Yapılan araştırmalar ve pratik tecrübeler gösteriyor ki, tacize uğrayan çocukların tacizcinin elinden kurtulamamasının en önemli nedenlerinden biri, “çocuğun öfke duygusunu kullanamaması”dır.

Ne yazık ki, anne-babalar, bilerek ya da bilmeyerek, çocuklarını eğitirken, onların doğal koruyucu kalkanı olan “öfke”yi bastırmakta, yok etmekte veya kullanılamaz hale getirmektedirler. Öfkenin faydaları düşünülmeden, sadece zararları göz önünde tutularak uygulanılan terbiye yöntemleri, çocukları kötü niyetli kişilerin tuzaklarına düşmeye fırsat vermektedir.

Çocukların, taciz anında yaşadıkları korku ve endişe ile öfke duygusunu kullanmaları, bağırıp çağırmaları, ortalığı birbirine katmaları gerekirken, ne yazık ki, bu çocukların öfke reflekslerini harekete geçiremedikleri, bir kuş gibi çaresizce tacizcinin elinde kaldıkları gözlemlenmektedir.

Tacize uğrayan çocukların aile yapıları incelendiğinde, bu çocukların aile içinde psikolojik ve duygusal baskı altında tutuldukları dikkat çekmektedir. Bu tür çocukların ailelerinin, çocuklarının aile içinde öfke refleksinin kullanılmasına müsaade etmedikleri görülmektedir. Halbuki, aile ortamı bir jimnastik salonudur. Çocuk orada kendini geliştirecek, kendini o ortamda hayata hazırlayacaktır.

ÖFKENİN ÖNÜNE GEÇİLMEZ İSE ZARARLI OLMAZ MI?

Çocuk terbiyesi ile meşgul bir anne-babanın aklına bu yazıyı okuduktan sonra, “Çocukların öfkesinin önüne geçmez isek, bu öfke yarın hem çocuğun kendisine hem de çevresine zarar vermez mi?” sorusu takılabilir. Hemen cevap vermek gerekirse “Evet verir” diyebiliriz.

Eğer çocuk terbiyesinde, çocuğun öfkesini nasıl kullanacağı yönünde bir metodoloji izlenmez ise, o takdirde, öfke, hem çocuğun kendisine hem de çevresine ciddi zararlar verebilir. Akıl, öfkeyi önlese bile, öfke, aklı bastırabilecek kadar güçlüdür. Bu nedenle, öfkeli bir insana sadece “aklını kullan”, “sakin ol” demek bazen bir anlam ifade etmeyebilir.

ÖFKE ZEHİR, VİCDAN PANZEHİR

Öfke terbiyesinde “vicdan” duygusunun kullanılması hayati önem taşımaktadır. Anne-babalar, çocukları 4 yaşına girdiğinden itibaren, çocuklarındaki vicdan mekanizmasını çalıştıracak terbiye metotlarını hayata geçirmelidirler. Anne-babalar, sadece vicdana yönelik terbiye yöntemlerini hayata geçirmekle kalmamalı, zaman zaman çocuklarını vicdan testine sokup, vicdan mekanizmalarının doğru çalışıp çalışmadığını da kontrol etmelidir.
çocuğun bedenine dokunurken izin almak,odasına girerken izin almak çocukta farkındalık uyandırır..
LÜTFEN BU YAZIYI OLABİLDİĞİNCE PAYLAŞIN

Posted in DOĞAL TEDAVİLER | Leave a Comment »

KUPA TERAPİSİ (cupping therapy/vacuum therapy)

Posted by helalderman 16 Aralık 2010


Geçmez sanılan ağrılarınız mı var? Bir daha düşünün!….

İlk o vardı!

İbn-i sina’dan Hipokrat’a, mısır rahiplerinden tibet üstatlarına kadar herkes onu uyguladı, uyguluyor …
Günümüzde Avrupa, Amerika ve tüm dünyada özen ile şifa dağıtmaya devam ediyor…

Ateş ve Hava!…

Doğanın bu iki enerjisi dans ederken size şifa sunuyor…
Onları camdan saf bir kupada biraraya getirdiğinizde döngü başlıyor. Bedeniniz, en derin gücü ile tanışmaya hazır…

Dünyanın en eski şifa metodu o… Günümüzde Avrupa ve Amerika’da sigorta kapsamındaki bu kadim şifa uygulaması en derinlerinize nüfus etmiş, tüm toksin ve ağrı yapıcı oluşumları sizden almak için bekliyor…
Babanne icadı denir bizde… bardak çekmedir ya aslında; şöhreti bazen şifa bazen korkuyla anılır… İlki doğrusu ikincisi bilinmeyişindendir… Rusya da 200’e Avrupa’da 150’ye Amerika da tam 350’ye yakın sağlık merkezinde ve kurumlarda, kupa/vakum terapisi tedavilerin içinde en önemlisi olarak kullanmaktadır…

Neden?

Hala günümüzde modern tıbbın ulaşamadığı noktalara ve sistemlere o ulaşabiliyor! En önemlisi bunun için doğanın güçlerini ve bedenin güçlerini biraraya getiriyor… Gerçek bir şifa için gerekli olan iki gücü!…

Bu şifa nereden ve nasıl geliyor?
Bedeninizdeki sizin sağlıklı hareket ve fonksiyonlarınızı sağlayan kas ve eklem sisteminizin belli bir laktik asit yüklenme sınırı vardır… Bu sınır çeşitli nedenlerden aşıldığında:( biliyoruz siz hiç yorulmuyorsunuz; hep spor yapıyorsunuz! ağır şartlarda çalışmıyor ve sürekli esniyorsunuz!:) kaslarınız başta olmak üzere laktik asit ile yüklenirsiniz… Şöyle düşünün: kaslarınız bir sünger ve içinde kan yerine su var… Şimdi o süngeri sıkın, uzatın veya gerin … hepsini yapabiliyorsunuz! Peki şimdi içinde su olan süngeri buzlukta dondurun ve tekrar deneyin… Evet… Ne esneme var, ne de gerilme… İşte laktik asit kaslarınızdaki bu donmuş su gibidir… Kaslarınıza dolduğunda kasınızın ne kasılmasına ne gevşemesine izin verir… Çoğu, bel, sırt, boyun ve baş ağrısının ana sebebi ve buna bağlı olarak sinir ve organ sistemlerinizin boğulmalara sebep olan şey budur…
Omurganın yanlış kullanımı, yoğun çalışma temposu, stres, kazalar, soğukta kalmalar sonucunda o bölgedeki kan dolaşımı bloke olur. Laktik asit ve ağrı yapıcı toksinler birikir ama bedenden atılamaz. Kas gevşetici ilaç ve pomatlar, spazmdan kaynaklı durgun kan dolaşımı sebebiyle sorunlu bölgeye ulaşamazlar…
Kupa terapisi, eşi olmayan bir etki göstererek sizi bu bedensel yükten ve esaretten kurtarır…

En derinlerde ki şifa kupa terapisi ile gün yüzüne çıkıyor…

Kupa terapisi tek bir seansta 5 masaj seansı etkisi gösteren temel bir şifa sistemidir…

Bunu nasıl yapıyor?

Kupa etkisi söyle oluşur: Bir çubuk ucundaki ateş ile cam kupa içindeki oksijeni tüketiyoruz, kupa içine yeniden oksijen almaya çalışırken bedene kapatılıyor … Kupa artık hava yerine sorunlu bölgeye işliyor… vakum başladı….
(Ateşi bu işe karıştırmak istemeyen herkes için vakum setleri ile uygulama tatbik edilir)

Ve şöyle etki ediyor:
Ağrı ya da tutulma yaşanan bölgeye kupa çekildiğinde, kupa sahip olduğu vakumla, yorgun kaslarınızı ve dolayısıyle bölgede bulunan tüm laktik asit ve toksinleri kendine doğru çekiyor…
Cildin alt dokusunda bununan aktif kan damarları sayesinde bu atık maddeler serbestçe kana karışarak, idrar yolu ile bedenden atılıyor… ( kupa terapisi sonrası laktik asit ve toksin bulunan idrarın koyu çıkması bunun sonucudur…)

Kupa izi:
Kupa terapisinin iki güçlü etkisinden ikincisi ise ‘kupa izi’ olarak ifade edilir…
Bu terapide ikinci etki, vakum sayesinde cildin morarmasıdır (korkmayın dereceleri var! 🙂 morarma kılcal damar çatlamasıdır ve beden için mikro bir travmadır… (gün içinde aslında pek çok morarmaya yol açan darbe alabiliyorsnuz ama siz daha farketmeden bu morluk geçiyor….)
Vakumla oluşan bu morarma sayesinde beden sahip olduğu tüm yapıcı ve iyileştirici kimyasallarını o bölgeye yönlendiriyor böylece bölgedeki tüm kas, eklem, sinir yapıları iyileştiriliyor, onarılıyor… Bedenin kendi gücü ile…… ( Evet onu biraz kandırdık!)

Tüm bedensel şifa uygulamaları, aksine bedene baskı değil, dışarı doğru bir çekme yapar…

Sıkışma yok! Sizi bıçaklarcasına orada olan sorun bedenden çekilip alınıyor!…
Bayanların sıkça uygulattığı selülit tedavilerinin özünde kupa terapisinin dönüştürülmüş yağ kırıcı etkisi kullanılır…

Etkisi ne kadar mı hızlı?
Acil bir bel ve sırt tutulması uygulaması için evine gittiğim ev sahibinin emekleyerek kapıyı açtıktan 1 saat sonra dimdik ve mutlu şekilde beni uğurlayabileceği kadar hızlı….
evet kupa terapisinin en harika diğer yanı, bedeninizde ki izler geçene kadar beden o bölgeyi onarmaya devam ediyor…
Unutmayalım ki hepimiz ait olduğumuz ırkların genetik özelliklerini taşıyor isek, o genlerde yer almış tedavi biçimlerine de yatkın oluyor ve fayda görüyoruz… Kupa terapisi bu konuda bir numara!…

Kupa terapisi kimlere uygulanabilir?…
Herkese! sadece şeker problemi olan kişilerde morluk uzun süreceği için dikkatle yapılması ya da duruma göre yapılmaması önemli…
Bu morluklar ne kadar beden de kalıyor?…
3 yıl!!!… hayır tabi ki bu bir şaka!… normal şartlarda bu süre 3-8 gün arasında değişir. Kupanın dozajı ve kişinin bedensel şikatetine göre bu süre 1-2 gün uzayabilir…

Yan etkisi ve tehlikesi var mıdır?
Hayır yan etkisi yok… Dünya da bu binlece yıldır güvenle uygulanmakta… Ateş faktörü kulağa tehlikeli gibi gelse de doğru teknikle söz konusu olamamakta, ateş ve kleanter birbirine yaklaştırılmamaktadır… ( Kleanter uygulamayı alan kişi anlamındadır)

Hacamat ile ortak yanı var mı?
Hayır … vakum yaratmak haricinde ortak bir nokta yok… Hacamat da oldukça önemli fakat dışarıdan sert görülen bir uygulamadır… Kupanın böyle bir tarafı yoktur…
Acı yaratır mı?
Kupa derecelerine göre belli vakum etkisi gösterir… kişiden kişiye değişerek ilk bir- iki dakika hafif bir rahatsızlık verse de ardından gelen derin rahatlama, ağrıdan anında kurtulma hissi harikadır… Sırt , boyun, bel bölgesinde bir bebek yumuşaklığına ve ergen gücüne kavuşmanın hissi inanılmazdır…
En çok hangi problemler de kullanılır?
-Her türlü bedensel tutulma, spazm, baş boyun, bel, kalça, bacak, diz ağrısı problemlerinde…
-Akut ve kronik çok ağır bölgesel kas spazmlarında.
– Bel fıtığı, boyun fıtığı tedavisin de büyük bir destekleyici olarak
– Sinir sıkışması olan bölgedeki kasları sağlığına kavuşturarak iyileşmeyi çok hızlandırma da…

TAMAMLAYICI VE ALTERNATİF TIP ULUSAL MERKEZİNİN (NCCAM) KUPA TERAPİSİNİN KABUL ETTİĞİ YARARLARI…
1- Aşırı yorgunluğun azaltılması
2- Soğuk algınlığı sonucu vücutta oluşan kırgınlıkların tedavisinde
3- Adet görme döneminde oluşan ağrıların giderilmesinde
4- Kaza sonrası yaşanan kas ağrılarında…
5- Baş ağrılarında
6- Yeni doğum yapmış bayanlarda süt gelmemesi durumunda
7- Kürek ve kol kemiği, eklem ve bel kasları zorlanmalarına bağlı ağrılarda
8- Bel tutulması(Lumbago) sonucunda oluşan ağrılarda
9- Omuz ve sırt ağrılarında
10- Fibrozit veya fibrominaj(Kulunç) ağrılarında
11- Sinirsel kasılmalar sonucu oluşan ağrılarda
12- Belde ve boyun bölgesindeki disk kayması ve sonucu oluşan ağrılarda
13- Romatizmal rahatsızlıklar sonucu oluşan ağrılarda
14- Kireçlenme sonucunda oluşan ağrıların tedavisinde
15- Vücudun belirli bölgelerinde oluşan geçici sinirsel kasılmalarda.


Kupa terapisi size ihtihacınız olan bir nevi bedensel kalibrasyonu ( ayarlama/ düzenleme) sağlar… Tüm bedensel şifa uygulamalarının temeli olarak sizi haketmediğiniz yüklerden kurtarır… Enerjinize yer açar… Sağlıklı bir omurga hediye eder…
Bunlar sizi gülümsetiyor değil mi? :)….

Not: fotoğraflarda görülen tüm sporcular 2008 olimpiyatlarının ABD ve Çin yüzme milli takımlarının ‘Altın çocukları’ olup sağlıkları ve en üst performansları Kupa terapisi ile garanti altına alınmıştır, diğer fotğrafta yine ABD’de hollwood ve sanat dünyasında starların en çok baş vurdukları sağlık uygulaması olan Kupa terapisini uygulayan Britney Sperars a ait bir kareyi görüyorsunuz!.. Kupa Terapisinin gücü budur….

İhtiyacınız olduğun da bu güçlü terapi sizi bekliyor….

Binlerce yıllık bu gücü bedeninize taşıyın….
Kaynak: halukotman.com

Posted in DOĞAL TEDAVİLER | 3 Comments »