helalderman

YEDİKLERİN KADAR DOĞALSIN…

Archive for Nisan 2012

EVDE DOĞUM HİKAYESİ BURSA’DAN

Posted by helalderman 19 Nisan 2012



İlk doğumum için doğumevini tercih ettim.Gerek hastanenin doğum için tam teşekküllü olması, gerek doktor ve ebe kadrosunun deneyimli olması karar vermemde etkili oldu.Diğer özel hastanelerde doğum kısıtlı bir bölümde gerçekleşiyor,deneyim çok fazla yok ve doktorlar doğum sırasında daha keyfi karar verebiliyorlar,bir sorunla karşılaştıklarında ise mecburen doğumevine sevkediyorlar.Hamilelik döneminde rutin kontrollerime gittim,en başından beri normal doğum istiyordum,doğuma yakın bebeğin ve benim sağlığımın gayet iyi olduğunu öğrenince normal doğum için kendimi iyice hazırladım.Büyüklerimin tecrübelerine ve deneyimlerine danışarak sancılarımı çekebildiğim kadar evde çekmeye gayret ettim,çocuğun hareketlerini hissettiğim sürece problem olmayacağından hastaneye gitmedim.Hastaneye gittiğimde doğum artık başlamış 7- 8 cm açıklık oluşmuştu.Hemşire ve ebeler sanki benim gibi biriyle hiç karşılaşmamışlardı hepsi şaşkın şaşkın beni seyrediyor,doğumun sancılarıyla nasıl başettiğimi inceliyorlardı.Doğum hakında çok kitap okumuştum,nefes teknikleri,annenin durması gereken pozisyonlar,ıkınma teknikleri vs…kendime güveniyordum.Herşey kısa zamanda olup bitecek zannederken maalesef beni yatırıp NST ye bağladılar ve serum taktılar,bekleyiş başlamıştı.Bir yandan bebeğimin kalp atışlarını takip ediyor bir yandanda diğer yataklardaki anne adaylarını inceliyordum.Yan tarafta kontrol odası vardı, sesler içeriden gayet rahat duyuluyordu,annelerin çığlıklarını ve ebelerin seslerini duyuyordum.En son bir annenin çığlığıyla irkildim fakat bebek sesi duymadım.Ebeye annenin durumunu sordum,farkettiğimi anlamıştı.Neden sordun bebeğin sesinimi duyamadın,o ölü bebek doğurmaya çalışıyor dedi.Bunu duyunca ister istemez kendimi daha çok kastım ve sancılarımı yavaş yavaş hissetmemeye başladım.Arada kontrole gelen ebeler,doğuma çok az kaldığını bebeğin başının iyice göründüğünü,sancım geldiğinde vargücümle ıkınmam gerektiğini söylediler.Ancak yatar vaziyette doğumun hiç ilerlemediğini farkettim,birşeyler ters gidiyordu.Arada doktor gelip vargücüme sancı geldiğinde ıkınmam ve nefesimi tutmam gerektiğini söyledi.Bu bekleyiş tam 4 saat sürdü ve beni doğumhaneye almak istediler,aslında biraz gezinmeme müsade etseler,doğumu kolaylaştıracak pozisyonları gösterip yardımcı olsalar şimdiye doğum çoktan gerçekleşmişti.Doğum masasında bekleyiş başladı daha doğrusu beklemek istemeden doğumu kolaylaştırıcı epizyo uyguladılar ve yardımcı olması için bir ebeyi çağırdılar.Yanıbaşıma geldi,ben beni rahatlatacak diye beklerken vargücüyle karnıma yüklendi ve acı bir çığlıkla doğum gerçekleşti.Ben ne olduğumu anlayamadım,bebeğimi göremedim bütün vücudum bitkin bir vaziyette yatıyordum.Bir müddet sonra beni soru sorarak konuşturmaya çalıştılar.Müdaheleden dolayı baya dikiş gerekiyordu ve şimdi dikiş için beklemek zorundaydım,bebeğin kontrollerini yapıp giydirip sedyenin baş kısmına koydular,ama benim elimi kaldırıp yavruma dokunacak mecalim kalmamıştı.Uzun bir vakitten sonra nihayet ben ve yavrum odamıza geçtik,ertesi gün kontrollerimizden sonra hastaneden ayrıldık.Normal doğumu çok şükür sağsalim atlattık ama yapılan hatalardan dolayı yok yere birçok sıkıntı çektik. İlk doğum tecrübemden sonra ikinci doğumumda daha çok araştırma yaptım,herşeyi tekrardan gözden geçirdim bilgi topladım.Hamilelik dönemi,beslenme,doğum teknikleri,normal doğum,sezeryan,suda doğum,doğum hikayeleri,tecrübeleri vs…Dr.Hakan Çoker beyin sitesini ilgiyle takip ettim.Rutin kontrollerime özel bir hastaneye gittim,doğuma yakın doktorla doğum hakkında detaylı bir görüşme yapmayı planlıyordum.Özeli tercih etme nedenlerimi,normal doğum istediğimi,suni sancısız,müdahelesiz mümkünse epizyo uygulamadan doğum istediğimi söyleyecektim.En son hafta gittiğimde bana gün verdi ve o tarihe kadar bebek olmazsa suni sancı verip doğumu başlatacağını söyledi.Ben herşey normalse bebekte ve bende bir problem yoksa risk taşımıyorsak neden suni sancının gerekli olduğunu sordum.Beklemek istersen beklersin canım dedi ve sorularıma çok detaylı ve tatminkar cevaplar vermedi maalesef.Bana evde okuyup imzalayıp doğumda getirmem gereken bir kağıt verdi.Yazılanları okudum,doğum risklerini anlatıyordu ve altında da okudum herşeyi kabul ediyorum yazısının altında imza kısmı vardı.Ölüm fermanıydı sanki çok soğuk geldi bana yazılanlar ve bir insanın böyle bir şartname imzalanmaya zorlanmasını aklım kabul etmedi. Doğum hakkında daha çok korku ve endişe duymaya başlamıştım.İlk doğumumdaki nahoş olayları tekrar yaşamak istemiyordum hele hele suni sancı yada son anda keyfi bir şekilde sezeryana alınmayı hiç istemiyordum.Son hafta ani karar değişikliği yaparak evde suda doğum yapmaya karar verdim,ebemi ayarladım ve beklemeye başladım.Verilen tarihi geçerse risk oluşur diye korkuyordum Allahtan bebeğim doktorun verdiği tarihten 5 gün önce doğum sinyallerini vermeye başladı,ebemi çağırdım.Hemen yemek yemeği kestim bol sıvı ve bana kuvvet verecek olan vitamin yönünden zengin meyve sebze suları sıkıp içtim,hurma yedim.1 saat arayla sancım vardı,evde büyük adımlarla odalar arasında rahat bir şekilde dolaşıyor arada da oturup dinleniyor güç topluyordum.Doğumu kolaylaştırması için bol bol salavat getirdim ve inşikak suresini okudum.Kendimi gayet rahat ve huzurlu hissediyordum,ebe ve ben evde kalabalık istememiştik,yanımda sadece en büyük destekçim olan eşim ve beni dikkatle takip eden ebe vardı.Akşama doğru sancılarım sıklaşmaya başladı,hiçbir korku ve zorluk hissetmiyordum.Rabbime doğumu kolaylaştırması ve sağlıklı bir şekilde bizi yavrumuza kavuşturması için dualar ediyordum.Sancıların seyrine bakarak sabaha doğru doğumun gerçekleşeceğini düşünüyordum ama geceye doğru sancım birden sıklaştı,doğum tahmin ettiğimden daha hızlı ilerliyordu,bağırsaklarımı boşalttım ve hazırlanmış olan ılık suya girdim.Suyun bende acayip rahatlatıcı bir etkisi oldu ,sancılarımı sanki hissetmiyordum.Herşey normal seyrinde ilerledi,bebeğim artık kendisine verilen vaktin dolduğunu haber veriyordu.Rahme onu yerleştiren ,can veren ve onu kapkaranlık yerde eksiksiz kusursuz büyüten ,en güzel bir biçimde onu şekle sokan Rabbimin zamanı geldiğindede emaneti en güzel şekilde teslim edeceğine inanıyordum.Bebeğimin gelmesi dakikaları bulmadı diyebilirim,suyun rahatlatıcı etkisiyle vücudum kaslarım rahatladı ve gevşedi,zaten anne karnında suda olan bebeğimde bulunduğu ortamla benzer olan suya geçişte hiç zorlanmadı kendisini dışarı doğru attı.Sudan aldık ve kordonunu kesmeden göğsüme yatırdık,ikimiz bir müddet o vaziyette kaldık,anlatılması güç müthiş birşeydi,o duyguyu her annenin tatmasını o kadar çok isterdimki.Sağlıklı bir şekilde yavrumuza kavuştuk,kordonunu kesip duşunu aldırdık.Sonsuz hamd ve şükürler olsun Rabbime,herşey tam istediğim gibi normal seyrinde o kadar kolay,o kadar güzel, o kadar rahat ve sorunsuz ilerledi ki.Ne kadar şükretsem şükründen acizim.
Sonuç olarak normal doğum anne için çok güzel bir tecrübe.Hele insanın rahat edebileceği en güzel mekan olan kendi evinde doğumun gerçekleşmesi müthiş bir şey.Doğumda annenin bedenen ve psikolojik olarak rahat olması çok önemli,mahremiyete dikkat edilmeli,stres altında olmamalı istediği gibi rahat hareket etme imkanı olmalı,yanında destek ve moral bulacağı bir yakını olmalı.
Suda doğum çok güzel bir doğum tecrübesi oldu benim için,ilk doğumumla kıyaslarsam artı yönleri çok çok fazla.Sancılar başladığında özgürce hareket edebiliyorsunuz,hem kendinizi rahat hissediyor kasmıyorsunuz hemde bebeğinizin dünyaya gelişine yardımcı oluyorsunuz.Hastanede yatmak zorundasınız.Arada size güç ve enerji verecek gıdaları tüketebiliyorsunuz ama hastanede aç kalmak zorundasınız son anda sizi sezeryana alma riskini gözönünde tutarak size birşey yiyip içirmiyorlar böylece çok bitkin ve halsiz kalıyorsunuz,doğuma enerjiniz kalmıyor.Hastanede doğum başladığında sık sık o can sıkıcı kontrollere maruz kalıyorsunuz,mahremiyetinize dikkat etmiyorlar daha çok strese giriyorsunuz.Hasta olarak hakkınızı savunamıyorsunuz,herkes size saygı göstermiyor.Doktor yada ebe bilinçsiz ise devamlı ve nefesinizi tutarak ıkınmanız gerektiğini söyleyip yanlış bir şekilde sizi yönlendirebiliyolar. Doktor beklemek istemezse suni sancı verebiliyor,riske atmak istemiyor,yada müdahele ederek suyunuzu patlatıp doğumu hızlandırmak isteyebiliyor.Doğum anında size sorulmadan rahat bir şekilde epizyo uygulanabiliyor,yada bir ebenin can yakıcı yardımına maruz kalabiliyorsunuz.Bebeğinizi doğum anında seyretmenin keyfini tadamıyorsunuz,sizden hemen alınıyor ,birsürü işleme tabi tutuluyor ve size uzun bir müddet sonra veriliyor.
İlk doğumumda bebeğim neredeyse iki gün emmeden baygın bir vaziyette yatıp uyumuştu,daha sonraki günlerde de emmesi çok zor gerçekleşti,ama bu doğumda bebeğim hemen gözlerini açıp etrafına bakındı ve hemen emmek istedi,gayet rahat bir şekilde emmeyi başarabildi.
İlaç,suni sancı,epizyo vs…hiçbir müdahele olmadığı için doğum sonrası dönemide çok rahat atlattık.Hemen bebeğimin bakımını yapabildim,gayet rahat işlerimi halledebildim.Moralim yüksek olduğu için sütümde daha iyi ve kaliteli oldu.
Bebeğim şuan gayet sağlıklı,büyümesi,refleksleri,tepkileri çok güzel.Kontrol için götürdüğümüzde sizinde tahmin edebileceğiniz üzere doktorlar şaşkınlık ve tepkiyle karşılık verdiler.Bu zamanda normal ve evde doğum hiç karşılaşmadıkları birşey sanırım.Zaman zaman sohbet ederek onlarada bazı şeylerin artık değişmesi gerektiğini vurguladık.Bebeğin ve benim sağlığımı görünce çok birşeyde demek istemediler,en ufak bir sorun görselerdi eminim demedikleri kalmazdı.
.
Bu konuda Dr.Hakan Çoker beyin paylaşımlarını ve düşüncelerini takdir ediyorum.Bu siteyi incelemeyi herkese tavsiye ediyorum.Aynen onun belirttiği gibi doğum doğal bir süreç,ne kadar müdahelesiz olursa anne ve bebek olayı o kadar rahat ve çabuk atlatır.Bütün anne adayları doğum konusunda bilinçlenmeli,haklarını yeri geldiğinde aramalılar.Doktor ve ebe seçimini doğru yapmalı,eğer anne ve çocukta çok ciddi bir sorun yoksa normal doğum taraftarı olmalı ve normal doğum taraftarı olan doktoru seçmeli.Çevremde hiçbir sorunu olmadan sadece acı ve sancıdan kaçmak yada doğumdan korktukları için sezeryan yada epiduralle doğum yapmak isteyen kişileri gördüm.Eğer bu kişiler kendilerini düşünerek karar verdikleri bu müdahelelerin daha sonradan kendilerine ve bebeklerine vereceği zararı bilseler idrak edebilseler asla böyle bir talepte bulunmazlar.
Tüm bayanların anneliği her dakikasıyla doya doya hissederek doğum yapmalarını ve doğacak olan bebeklerinle sağlıklı,mutlu,huzurlu bir yaşam geçirmelerini diliyorum.

ARKADAŞIM İSMİNİ VERMEK İSTEMEDİ ;BU HİKAYE BURSADA 2-3 ÖNCE YAŞANDI.
RUMUZ OLARAK İSMİ MERYEM MERYEM

Reklamlar

Posted in DOĞAL DOĞUM HİKAYELERİ | 16 Comments »

Çocuklar aşı olmalı mı? Antroposofik hayatta ne?

Posted by helalderman 15 Nisan 2012


Hürriyet gazetesinde Mesude Erşan imzalı “Zeynep Casallini’ nin çocuğuna aşı yaptırmama kararı tartışılıyor” başlıklı haber şöyle başlıyor:

“Geçtiğimiz günlerde ikinci kere anne olan Zeynep Casallini’ nin eşi Tahsin Berk hastane çıkışında “Çocuğa hastanede aşı yaptırmadık ve ilaç verdirmedik. Çocuk felci, verem ve menenjit gibi birkaç aşı dışında gerekli olmayan aşıları yaptırmayacağız. Mesela ateşi çıkıp iyileşebileceği hastalıklarla ilgili aşıları olmayacak” dedi. Aile kararlarına gerekçe olarak her şeyin doğal seyrinde olması gerektiğini gösteriyor. Uzmanlarsa bu konuda farklı düşünüyor.”

Haberin devamında üç uzman görüşü var. Bunların üçü de dayatılan her aşıyı yaptırmama kararının “çok yanlış” olduğunu ve çocuğun hayatını riske attıklarını, hatta çocuğun başına bu yüzden bir iş gelirse dava bile edilebileceklerini söylüyorlar. Neyse ki ilaç konusunda aileye hak veriyorlar.

Her çocuk 11 aşı olmak zorunda

Sağlık Bakanlığının uygulanması zorunlu rutin aşı programında doğumdan ilköğretim sekizinci sınıfa kadar toplam 11 hastalığa karşı ücretsiz aşı yapılıyor. Bunlar hepatit B, verem, difteri, tetanos, boğmaca, çocuk felci, hemofilus influenza tip B, kızamık, kızamıkçık, kabakulak ve pnömokok aşıları.

Bu aşıların hangilerinin gerekli hangilerinin gereksiz olduğunu başka bir zaman tartışmaya bırakıp bugün bu davranışın arkasında yatan sebepler üzerinde durmak istiyorum.

Antroposofik hayat tarzı yaygınlaşıyor

Ben bu alenin verdiği karara saygı duyuyor hatta onların bu her aşıyı yaptırmama kararlarının çok da yanlış olmadığını düşünüyor ve onları destekliyorum.

Zeynep Casallini’ yi de ve eşini de tanımam ama onların bu davranışlarının “antroposofik hayat” kavramıyla örtüştüğünü söyleyebilirim. Bu farklı hayat tarzı son senelerde tüm dünyada giderek daha çok taraftar buluyor.

Antroposofi nedir?

Antroposofik hayat, kısaca bir çeşit ‘tabii hayat’ anlamına geliyor. Antroposofi, 20. yüzyıl başlarında Avusturyalı filozof ve pedagog Rudolf Steiner tarafından geliştirilen ve ismi ‘insan olmanın bilgeliği’ veya ‘insan olmanın bilinci’ anlamına gelen bir doktrindir. Yunancada, antropo ‘insan’ ve sopho da ‘bilgelik’ demektir.

Antroposofinin amacı, teknolojinin getirdiği kolaylıkları da arkasına alarak nitelikli hayatın temellerini sadece materyalizm üzerine kuran insanların fiziksel ve ruhsal sağlıklarına yeniden kavuşmalarını ve gerçek mutluluğun yalnız dünyevi şeylerde olmadığını anlayıp sahip olduğumuz içsel zenginlikle hayatta daha mutlu olmamızı sağlamaktır.

Antroposofi, sözde üretimi artırmak için tarımda ve gıda üretiminde bilinçsizce kullanılarak bizleri zehirleyen kimyasal maddelere karşı insanlığı yüz yıl evvel uyarmış ve son zamanlarda dünyada benimsenmekte olan biyo-dinamik tarım tekniğini bu soruna bir çözüm olarak çok önceden sunmuştur.

Bu hayat tarzında hazır ve katkı maddeli yiyecekler yerine organik olarak üretilmiş ve canlı laktobasiller içeren fermente besinler tüketilir.

Çocuklara antibiyotikler ve ateş düşürücü ilaçlar çok az verilir, çocukluk çağı aşılarının birçoğu yapılmayarak çocukların bu enfeksiyonları tabii olarak geçirmeleri sağlanır.

Birçok hastalığın sebebi Batı tarzı hayat

Çocukların çeşitli bakteri ve virüslere karşı aşılanmaları, hayvanlarla temaslarının ortadan kalkması, çok temiz ortamlarda büyütülmeleri, çok fazla antibiyotik kullanılması, küçük yaşlarda geçirilen enfeksiyonların azalması, sezaryen doğumlardaki artış, anne sütü yerine mamalarla beslenme, katkı maddesi içeren yiyecek ve içeceklerin ve hazır gıda tüketiminin artması, şişmanlık, çocukların kapalı ortamlarda alerjenlere, sigara dumanı, kimyasal maddeler gibi irritanlara ve elektronik aletlerden kaynaklanan elektromanyetik alanlara daha fazla maruz kalmaları Batı tarzı hayatın temel özelliklerinden bazıları.

İşte, başta kanserler, kardiyo-vasküler hastalıklar, astım ve alerjiler olmak üzere birçok hastalığın Batı tarzı hayatla alâkalı olduğu ileri sürülüyor ve bunun kanıtları ortaya konuyor.

Antroposofik eğitim

Antroposofi, tıptan başka, eğitime, sanata, mimariye ve ziraata da uygulanıyor. Bugün dünyada bu doktrine göre eğitim veren ve Waldorf ismiyle bilinen sayıları 1000’e yaklaşan okullar ve sadece Almanya’da 500 Waldorf çocuk yuvası vardır.

Bu görüşe göre, eğitimlerin en gerçeği, organik olarak insanın, toprağın ve kültürün özünden doğar. Bu eğitim modelinde çocuklar ve gençler yani “insan olmaya çalışan ruhani varlıklar” her biri yedi yıllık üç evreden geçerler. Eğitiminin amacı bağımsız düşünebilen, kendilerini bilen, dünyada kendilerini güvende hisseden ve hünerlerini ortaya koyabilen bağımsız bireyler yetiştirmektir.

Eğitim tabii ortamda yapılır. Teknoloji ve tahta parçalarıyla hayal gücü geliştirilerek yapılan eğitim yaratıcılık ağırlıklı ve dersler öğrenciye model olabilecek kişiler tarafından veriliyor. Örneğin resim dersi, öğretmenden değil ressamdan, müzik dersi piyanistten alınıyor.

Waldorf eğitiminde, not vermek, sınıfta kalmak yoktur, ilkokulda sınıf öğretmeni tüm dersleri hazırlar ve uygular, bütün bir dönem her sabah ilk iki saat bir ana konu işlenir, ‘eyleyerek öğrenme’ uyarınca önce yazma, sonra okuma öğrenilir.

Oyunlar ve şarkılarla çocuğun ilgisi canlı tutularak dersler sadece uslu uslu oturulacak saatler olmaktan çıkarılır. Birinci sınıftan itibaren iki yabancı dil öğrenilmeye başlanır.

Ortaokulda el işi, işletme ve toplumsal çalışmalarla uygulamalı eğitime ağırlık verilir. Dil yetisi ve toplumsal iletişimin gelişmesine ket vurmamak bakımından bilgisayar ancak ortaokulda öğrenilir. Teknoloji ve bilgi işlem dersleri başlar.

Öğretmen karne hazırlamaz, ama her çocuğun yetenekleri ve kişisel gelişimi hakkında defter tutar. Velilerle çok sık görüşülür. Okul velilerle öğretmenlerden oluşan ve her hafta toplanan bir kurul tarafından idare edilir.

Posted in AŞI VE İLAÇ | Leave a Comment »