helalderman

YEDİKLERİN KADAR DOĞALSIN…

Archive for Nisan 2011

NOHUT UNUYLA HUMUS TARİFİ

Posted by helalderman 30 Nisan 2011



Malzemeler

2 su bardağı nohut unu

1 çay bardağı tahin

1 adet orta boy limon

1 çay bardağı zeytinyağı

2-3 diş sarımsak

1 su bardağı sıcak su

Yapılışı

Öncelikle nohut ununu kısık ateşte leblebi kokusu gelene kadar karıştırarak kavururuz.Nohut ununu derin bir kaba döküp kaynar su ilave edip bi yandanda mikserle çırpın 5 dk dinlenmeye bırakın, üstüne tahini dökün. 1 adet orta boy limonu iyice sıkıp içine dökün biraz karıştırdıktan sonra 2-3 diş sarımsağı ezip karışıma ilave edin. Sarımsakla beraber biraz karıştırdıktan sonra 1 su bardağı sıcak suyu yavaş yavaş ilave edin ve karıştırın. mükserle iyice çırpın,ne çok katı nede çok sıvı olmamalı. Kıvamına bakın eğer sıvı haldeyse bir miktar nohut unu ekleyebilirsiniz.yağın birazını içine çok katı olmuşsa da biraz sıcak su ilave edin. Kıvamı süzme yoğurt kıvamında olabilir. Daha sonra servis tabaklarına düzgünce serilip üzerine pul biber, kimyon, maydonoz, domates, turşu ve 1 yemek kaşığı zeytinyağı yada sıvı yağ ilave edebilirsiniz.yağın kalanını kırmızıbiberle hafif kızartıp üzerine dökün.

Reklamlar

Posted in DOĞAL MUTFAK TARİFLERİ | Leave a Comment »

SEZERYANDAN SONRA NORMAL DOĞUM MÜMKÜN !

Posted by helalderman 19 Nisan 2011


Eski dikiş yerinde meydana gelebilecek yırtıklardan ve anne-bebekte oluşabilecek komplikasyonlardan dolayı, sezaryenden sonra normal doğum yapılması önerilmiyor. Ancak son yıllarda sezaryenin bazı yan etkileri tartışılmaya başlandı. Dr. Hakan Çoker, sezaryenden sonra normal doğumun mümkün olduğunu, en azından bunun anne ve doktorlar tarafından düşünülmesi gerektiğini söylüyor.

(Konu ile ilgili ayrntılı bilgiye geçmeden evvel ablamın bir yakınının iki çocuğunu sezaryen ile diğer iki çocuğunu da normal olarak yaptığını söylemiş olayım.)

Kadınlar doğumu normal, doğal haliyle yapmak istese de bazen korkuları bazen de sağlık sorunları yüzünden mecburen sezaryen ameliyatıyla bebek alınıyor. Ve bir bebeği dünyaya getirmenin şahitliğini yaşama isteği, içinde ukde olarak kalıyor. Sezaryen sonrasında yaşanan sancılı iyileşme süreci de sonraki gebelikleri normal doğumla sonlandırma isteğini tetikliyor. Ancak bu durumda karşısına ‘bir kez sezaryen olan bir daha normal doğum yapamaz’ kuralı çıkarılıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Hakan Çoker ise bu konuda anne adaylarını yüreklendirerek normal doğumun en azından denenmesi gerektiğini söylüyor.

Son yıllarda kadınlardan gelen talepler üzerine bu konunun tartışıldığını belirten Dr. Çoker, “Önümüzde Avrupa ve Amerika örneği var. Orada, sezaryenden sonra ikinci doğumların yüzde 30’u normal doğumla sonuçlanıyor. Bizde ise sezaryenden sonra ikinci doğumlar planlı bir sezaryenle sonuçlanıyor. Ancak isteyen anneler için bu doğum şansının artık olduğu bir gerçek.” diyor.

Dr. Hakan Çoker’e göre, bu konuda ailelerin ve doktorların birlikte sorumluluk alması önemli. Çalışmak, öğrenmek, olumlu olumsuz sonuçlarını hesaplamak gerekiyor. Eskiden sezaryen ameliyatı dikine kesilerek yapılırken doğumda yırtık riski daha yüksek olabiliyordu ama günümüzde enine bir kesik şeklinde yapıldığı için bunların normal doğum yapma şansı daha fazla. İlkini normal, ikinciyi sezaryen yapmış bir kadının üçüncü bebeğini normal doğurması daha kolay. Eski sezaryen dikişinin olduğu yerin yırtılma ihtimalinde risk oranının yüzde 3-5’i geçmediğini ifade eden Dr. Çoker, iyi takip edilirse zaten acil durumda yine sezaryene alınabileceğini belirtiyor. Kadınların ‘sezaryen üstüne tekrar sezaryen olursam riskleri nedir?’ diye de sormaları gerektiğine işaret eden Dr. Çoker, “Kimse bundan bahsetmiyor. İkinci sezaryenin de kendine ait, ameliyatın getirdiği riskleri var. Bunu Türkiye’de ne aileler ne de doktorlar tartışıyor. İkisini ayrı değerlendirmek lazım.

Bana gelenlere ‘sezaryenden sonra normal doğumda yardımcı olurum, ama siz de iyi düşünün, doğru bilgilenin ve şu kâğıtları imzalayın’ diyorum. Çünkü işler iyi giderken iyi de kötü gidince ilk suçlanan doktorlar oluyor.” diye konuşuyor. Sezaryenin planlı değil de, normal doğum süreci başladıktan sonra acil durumda yapılmış olması da sonraki doğumun normal olma şansını artırıyor. Dr. Hakan Çoker’in verdiği bilgilere göre, ilk doğumu planlı sezaryense veya ilkindeki sezaryen sebebi hâlâ geçerliyse ikinciyi normal doğuma bırakmak biraz daha riskli olabiliyor. Ayrıca sezaryen dikişinin çift kat veya tek kat olması da burada önem taşıyor. Çünkü daha çabuk iyileştiği için uzmanlar tek kat dikişi tercih ediyor ama sezaryenden sonra normal doğum yapılacağı zaman çift kat dikiş, risk oranını azaltıyor. Bu yüzden, doktorların annenin sonraki doğum planlarını da sorması ve operasyondan önce çift kat dikişi gündeme getirmesi gerekiyor. Anne adaylarının da sorumluluklarını alacak kadar doğum eylemini öğrenmesi ve kendini hazırlaması lazım.

Doğumun sezaryen olmasına karar verilince, doğum eylemi başlamadan bebeğin yeterince büyüdüğüne kanaat getirilerek 37-38. haftadan itibaren planlı olarak ameliyatın yapılmasına da karşı çıkıyor Dr. Hakan Çoker. En azından doğum süreci başlayıp, anne ile bebek arasındaki uyumu sağlayan hormonlar harekete geçtikten sonra ve gerekirse acilen sezaryene başvurulmasını öneriyor. Dr. Çoker şöyle konuşuyor: “Sezaryene karar verirken anne ve doktorun ne istediğini değil ‘bebek ne istiyor’ diye sormak ve bebeğe saygılı doğumlara geçmek lazım. Gerekli bir sebep yoksa planlı sezaryen anne ve bebeğe zarar vermektir. Doğum aktif olarak başladıktan sonra acil durumda sezaryene alınırsa en azından normal doğum taklit edilmiş olur. Anne ve bebek, hormonların etkisi altındayken sezaryene alınırsa anne ve bebek, sezaryenin olumsuz etkilerini çok daha az yaşar.”
HAKAN COKER
————————————————————————————————————

Doktorlar tarafından öne sürülen “Çatın dar, kordon kısa, suyun az” gibi sebepler normal doğum yapmak isteyen birçok gebenin sezaryene yönlenmesine sebep oluyor.

İzmir’den bir Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olan Op. Dr. İbrahim Yanık aşağıdaki yazısında bu gibi yönlendirmelerin gerçekliğini değerlendiriyor.

***

Doğumla ilgili gerçekler:

Gebelik hastalık değildir. Fizyolojik bir süreçtir.
Her doğumda epizyotomi gerekmez (ilk doğumda gebelerin sadece yüzde yirmisine epizyo açılmalıdır. Doktorunuza bu soruyu sorun. Eğer “ilk doğumda yırtılmaması için her gebeye yapılır” diyorsa durumu tekrar değerlendirin. İngiltere’de şu an her gebeye epizyo açan doktor yönetime hesap vermektedir)
Epidural anestezi kesinlikle fizyolojik değildir: Getirdikleri kadar götürdükleri de vardır.
Önceden kemik pelvisi değerlendirip doğumun olup olamayacağına karar vermek diye bir yöntem yoktur. (Halk arasında çatı muayenesi, kemik muayenesi olarak bilinir.) Bunun amacı genellikle sezaryen için bahane üretmektir. Doğum dinamik bir süreçtir. Doğumun olup olmayacağına doğum eyleminde karar verilir.
Hastaneye doğum yapmak için yatan gebelerin doğurma oranı %90’dır.
Kordon dolanması çok nadiren sorun çıkarmaktadır. Yine su azalması çok nadiren görülen bir problemdir. Ultrasonda amnion sıvısı ölçülüp 2 santim kalana kadar doğum beklenebilir.
Dünyada sezaryen sonu ölüm oranı doğum sonu ölüm oranının dört katıdır.
İdrar kaçırma, cinsel ilişkide rahatsızlık gibi şikayetler normal doğum olmadan sezaryen doğumlarda da görülmektedir. Ve bu oranlar her iki grupta da düşüktür.
Oksitosin cinsel ilişki sırasında, emzirmede, aşık olunduğunda ve doğumda, özellikle de doğal doğumda yükselmektedir.
Doğum ile ilgili anlatılan hikâyelerin çoğu doğru olmayıp abartma içerir.
Doğum sırasında hidroterapi (Jakuzi içinde) epidurale yakın rahatlama vermektedir.
Sezaryen bir doğum yöntemi olmayıp anne ve bebeği acil bir durumdan kurtaran operasyondur.

Posted in DOĞAL DOĞUM HİKAYELERİ | 22 Comments »

ÖFKE ÇOCUĞU TACİZDEN KORUR!

Posted by helalderman 08 Nisan 2011



Öfke, doğuştan her insanda var olan, tehlikelere karşı o insanı korumak üzere programlanmış bir refleks davranıştır. Bilinenin aksine, öfke, sağlıklı her insanda olmazsa olmaz olan bir duygudur.

Güçlü veya güçsüz fark etmez, öfke anında insan vücudunda salgılanan hormonlar, kendisinden onlarca kere güçlü olan birini yere serebilecek kadar enerji kaynağıdır. İçinde taşıdığı öfke sayesinde insan, kendini sosyal hayat içinde güvende hisseder. Öfke sayesinde insan, onurunu korumaya çalışır. Öfke sayesinde insan, namusuna uzatılan ele karşılık verir…

Ve öfke refleksi kırılmış bir insan, pençesi koparılmış doğan kuşu gibi korkak ve çaresiz olur. Kendisine yönelecek tehlikelere karşı, kanatlarını açamaz. Dişlerini ve yumruklarını sıkamaz. Ses tonunu değiştirip, hasmının üzerine yürüyemez. Böylesine önemli işlevi bulunan öfke, ne yazık ki, çocuk terbiyesi sırasında anne-babalar tarafından, çok defa ‘Çocuğum agresif davranıyor.’ denilerek sindirilmeye çalışılmaktadır.

ÖFKE, ÇOCUKLARI TACİZDEN KORUYAN BİR SİLAHTIR

Yapılan araştırmalar ve pratik tecrübeler gösteriyor ki, tacize uğrayan çocukların tacizcinin elinden kurtulamamasının en önemli nedenlerinden biri, “çocuğun öfke duygusunu kullanamaması”dır.

Ne yazık ki, anne-babalar, bilerek ya da bilmeyerek, çocuklarını eğitirken, onların doğal koruyucu kalkanı olan “öfke”yi bastırmakta, yok etmekte veya kullanılamaz hale getirmektedirler. Öfkenin faydaları düşünülmeden, sadece zararları göz önünde tutularak uygulanılan terbiye yöntemleri, çocukları kötü niyetli kişilerin tuzaklarına düşmeye fırsat vermektedir.

Çocukların, taciz anında yaşadıkları korku ve endişe ile öfke duygusunu kullanmaları, bağırıp çağırmaları, ortalığı birbirine katmaları gerekirken, ne yazık ki, bu çocukların öfke reflekslerini harekete geçiremedikleri, bir kuş gibi çaresizce tacizcinin elinde kaldıkları gözlemlenmektedir.

Tacize uğrayan çocukların aile yapıları incelendiğinde, bu çocukların aile içinde psikolojik ve duygusal baskı altında tutuldukları dikkat çekmektedir. Bu tür çocukların ailelerinin, çocuklarının aile içinde öfke refleksinin kullanılmasına müsaade etmedikleri görülmektedir. Halbuki, aile ortamı bir jimnastik salonudur. Çocuk orada kendini geliştirecek, kendini o ortamda hayata hazırlayacaktır.

ÖFKENİN ÖNÜNE GEÇİLMEZ İSE ZARARLI OLMAZ MI?

Çocuk terbiyesi ile meşgul bir anne-babanın aklına bu yazıyı okuduktan sonra, “Çocukların öfkesinin önüne geçmez isek, bu öfke yarın hem çocuğun kendisine hem de çevresine zarar vermez mi?” sorusu takılabilir. Hemen cevap vermek gerekirse “Evet verir” diyebiliriz.

Eğer çocuk terbiyesinde, çocuğun öfkesini nasıl kullanacağı yönünde bir metodoloji izlenmez ise, o takdirde, öfke, hem çocuğun kendisine hem de çevresine ciddi zararlar verebilir. Akıl, öfkeyi önlese bile, öfke, aklı bastırabilecek kadar güçlüdür. Bu nedenle, öfkeli bir insana sadece “aklını kullan”, “sakin ol” demek bazen bir anlam ifade etmeyebilir.

ÖFKE ZEHİR, VİCDAN PANZEHİR

Öfke terbiyesinde “vicdan” duygusunun kullanılması hayati önem taşımaktadır. Anne-babalar, çocukları 4 yaşına girdiğinden itibaren, çocuklarındaki vicdan mekanizmasını çalıştıracak terbiye metotlarını hayata geçirmelidirler. Anne-babalar, sadece vicdana yönelik terbiye yöntemlerini hayata geçirmekle kalmamalı, zaman zaman çocuklarını vicdan testine sokup, vicdan mekanizmalarının doğru çalışıp çalışmadığını da kontrol etmelidir.
çocuğun bedenine dokunurken izin almak,odasına girerken izin almak çocukta farkındalık uyandırır..
LÜTFEN BU YAZIYI OLABİLDİĞİNCE PAYLAŞIN

Posted in DOĞAL TEDAVİLER | Leave a Comment »